|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
İthal ikamesi esaslı sanayileşme modeli, daha önceden iktisadi eğilim belirmesine rağmen, 1980'li yıllarda terkedilmişti. Zaten planlı dönem başından beri bu hayali hep kurmuştuk. Bu dönemde büyük devlet adamı Turgut ÖZAL'ın öncülüğünde belirlenen yeni iktisat felsefesinde ihracat esaslı sanayileşme modeli benimsenmiş ve Türkiye'nin ihracatının yapısının değişmesi, yani tarım ürünleri ihracatçısı olmakla yetinilmeyip sanayi malları ihracatının da öne çıkması ve yoğunlaşması öngörülmüştü. Ve 24 Ocak Kararları'yla bu süreç başlamıştı. İstihdamın büyük kısmını da ihracata dönük sanayiler oluşturacaktı. Şükür! Artık bu hayal gerçek oluyor. Çünkü 60 milyar doları aşan yıllık ihracatı yapan bir ülke olmakla yetinmiyor, 100 milyar doları telaffuz etmeye başlamış bulunuyoruz. 20 yıl önce yılda 4 milyar doları zar zor bulan ihracatımız, bugün artık ihracatçımızın bir aylık performansından geride kalıyor. Çünkü ayda 6 milyar dolara varan ihracat yapabiliyoruz, artık. Ve bu performansla 2023'te 500 milyar dolara ulaşma hayalini kuruyor ve bunu başarmayı kurguluyoruz. Çünkü ekonominin düzeneği bunu kurgulamaya elverişli hale gelmiştir. Açık ekonomide ihracatın iktisadi etkinliğini iyi kavradık. İhracatımızın ithalatımızı karşılama oranının ve dış ticaret hadlerinde ülkemiz lehine gelişmelerin peşindeyiz. Ancak bunun için ihracatçımızın sesine ve taleplerine kulak vermeliyiz. Çin, Hindistan ve Rusya'nın dünya pazarlarındaki atağı, Türk müteşebbisinin farklı bir performansa ulaşmasını gerektiriyor. Bu zorlu arenada her türlü engele rağmen önemli yer edinme çabasında olan ihracatçımızın önü, bürokrasi ve maliyet engellerinden temizlenmeli. Zaten 2004 yılının ilk 6 ayında 39.3 milyar dolarlık ihracat yapan ihracatçımızın bu çabası, Türkiye'nin 100 milyar dolarlık ihracat potansiyelinin en büyük göstergesi. Ama bu potansiyeli ortaya çıkaracak bir kılıç darbesine de ihtiyaç var. Hem maliyetler hem de bürokrasi için, böyle bir kılıç darbesi şart. Maliyetler konusunda şimdiye kadar atılan adımlar belli. Çalışmalar, IMF ile yürütülen program nedeniyle ağır-aksak yürüyor. Maliyet düşürmeye dönük birçok şey zamana yayılmış durumda. Sadece uzun bir süredir elektriğe zam yapılmadı ama Türkiye hâlâ OECD ülkeleri içinde en pahalı enerjiyi kullanıyor. Ancak dünyada rekabet koşulları, maliyetlerin çok hızlı bir şekilde düşürülmesini zorunlu kılıyor. Bürokrasi konusuna gelince, Türk bürokrasisinin azizliği dünyaca tescilli. Bunu hükümet de zaman zaman dile getiriyor. Hatta son olarak Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN, Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin genel kurulunda ihracatçılara seslenirken "Önünüzde estek köstek olmasını istemiyoruz. Fakat alışılmış, geçmişten gelen bürokratik oligarşinin oluşturduğu engeller var" diyerek, engellerin kendi içimizde olduğuna işaret etmişti. Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Başkanı Halit Narin'in "Ben Çin'den değil Ankara'dan korkuyorum" şeklindeki sözleri de bu anlamı teyit ediyor. Başbakan Erdoğan'ın ifadelerinde dile gelen olumsuzluğun acil bir kılıç darbesiyle yere serilmesi gerekiyor. İhracata dayalı büyüme modelinin hayatiyeti için, böyle bir zihniyet devrimi gerekli. Bu yapılmazsa, iş yapanların önündeki bürokrasi ve maliyet engelleri, dünyadaki yerimizi tehlikeye sokacaktır. Uygulanan istikrar programının en yumuşak karnı olan istihdam, ihracata dönük rasyonel yatırımlar yapılarak artırılmalı. Ancak yatırımcı, bürokrasiden de yeterli desteği görmeli. Oysa "İşveren, para babası ve devleti istismar eden bir varlık" zihniyeti, bürokrasiye hakim. Halbuki her üretim birimi, cirosunun en az yüzde 15-20'sini devlete nakden aktarıyor. 11 milyon nüfusu ile 175 milyar dolar borcuna karşın 266 milyar dolar/yıl ihracat gerçekleştiren fert başına 30.000 dolar yıl gelire ulaşmış Belçika'dan geri bir ülke olmayı bu millet içine sindirememeli. Dünya Ekonomik Forumu (WEF)'nun verilerine göre, 2003 yılında Türkiye, rekabet gücü açısından 105 ülke arasında 52. olabilmiştir. Uluslararası rekabet gücü analizleri dünyaca takip edilen iki kuruluştan biri olan Uluslararası Yönetim Geliştirme Enstitüsü (IMD)'nün verilerine göre de Türk ekonomisi, dünyada nüfusu 20 milyondan fazla olan 30 ülke arasında yapılan rekabet gücü sıralamasında 1999'da 18. sırada iken 2003'te 25. sıraya gerilemiştir. Bu veriler, Türk Ekonomisi'nin uluslararası rekabet gücü bakımından Tunus, Litvanya, Ürdün, Kosta Rika, Kolombiya gibi ülke ekonomilerinin gerisinde kaldığını göstermektedir. Dışa açık ekonomilerin rekabet gücü büyük ölçüde maliyet farklılıklarına dayanmaktadır. Ülkemizde reel sektör işletmeleri, sosyal güvenlik ve vergi yükünün, enerji maliyetlerinin rakiplerinin kat kat üstünde olduğu bir ortamda üretim ve ihracat yapmaya çalışmaktadır. İşletmelerimizin dünya piyasalarında başarılı olabilmesi için öncelikle maliyetler açısından rekabet edebilir hale gelmeleri gerekmektedir. Ülkemizde, işgücü maliyetinin verimlilikle bağının bulunmayışı ve verimliliğin ücrete göre düşük kalması, ücretdışı işgücü maliyeti unsurlarının (vergi, sosyal güvenlik primleri, tazminatlar v.s.) aşırı yükü, üretimin en önemli girdilerinden olan enerjinin pahalı oluşu Türk Ekonomisi'nin rekabet gücünü azaltan, kalkınmasını frenleyen en önemli faktörler durumundadır. Not: Tüm okuyucularımızın Ramazan Bayramını kutluyorum.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |