|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Başbakan Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı George Bush ile görüşmesinin hemen ardından Washington gezisini izleyen gazetecilerle bir araya gelmiş ve görüşmeyle ilgili soruları cevaplandırıyordu. Hepimizin ilgisi Irak, PKK ile mücadele ve Türk-ABD ilişkilerinin geleceği gibi konulara yoğunlaşmıştı. Soruların büyük çoğunluğu da buralardan geliyordu. Erdoğan, görüşmenin içeriği hakkında bilgi verirken ABD'nin Türkiye'den Büyük Ortdaoğu Projesi (BOP) konusunda destek istediğini söyleyiverdi. Bazılarımız buna takıldı. Abdullah Gül'e ve gezide bulunan Dışişleri danışmanlarına bu projenin ne anlama glediğini sorduk. Özetle, "Ortadoğu'nun demokratikleştirilmesi, dünyaya açılması vs." cevabını aldık. Gezinin üzerinden bir ay geçti ki BOP'tan başka bir şey konuşulmaz oldu. Sadece Türkiye'de değil, ilgili bütün ülkelerde ve tabiî ki ABD'nin ilgili mahfillerinde... Amerika niyetinin ciddi olduğu gösteren bütün fırsatları değerlendirmeye başladı. İkna ziyaretleri, sivil toplum örgütleriyle yakın temaslar ve hükümetler düzeyinde görüşmeler yapılıyor. Amerika, Irak gibi baştan sona denetiminde bulunan bir "kobay" ülkede yapamadığını bütün Ortdaoğu'da yapmaya kararlı olduğunu gösteriyor. BOP özellikle, Bush yönetimi için yaklaşan seçimlerde tutulacak bir can simidi olarak her geçen gün bir nefesle daha şişiriliyor. Bu proje yeni mi? Amacı nedir ve Türkiye'ye biçilen rolün içerdiği avanaj ve riskler nelerdir? Herkesin başını sonunu çok merak ettiği bu konuyu Türk basınında en ayrıntılı ve dikkatli izleyen yazar, İbrahim Karagül'ün verdiği bilgilere göre Büyük Ortdadoğu hakkında bilinmesi gereken ilk şey projenin yeni olmadığıdır... Karagül, BOP'un 1995'ten beri ABD'de tartışıldığını ve aslında neo-conlara ait olmadığını ABD politika seçeneklerinden birisi olarak kenarda durduğunu söylüyor. Bu tasarımlara göre Büyük Ortadoğu, "Kuzey'de Türkiye'den Güney'de Afrika Boynuzu'na, Batı'dan Fas'tan Doğu'da Pakistan'a kadar uzanan bölgeyi" kapsıyor. Proje, demokrasi, özgürlükler ve refah vurgusuyla sunuluyor ama gerçekte, ABD'nin bütün bölge ülkelerini politik çembere almak; beraberinde de bölge hinterlantındaki ekonomik ve stratejik kaynakları denetlemek amacı güttüğü bir sır sayılmıyor. ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'in Davos'ta yaptığı konuşmada bu konular detay olmaktan çıkıp açıkça zikredilmektedir. Türkiye'nin rolü de zaten bu gizli amaçların herkes tarafından bilinmesi nedeniyle çetrefilleşmektedir. Ankara, Washington'la kolkola bölgeye bir "işbirlikçi" gibi olarak girerse, Ortadoğu'yu karşısına alma riskini de peşinen üstlenmiş olacaktır. Olaya bir başka açıdan da bakalım... Yeşil Kuşak ve Yeni Dünya Düzeni koşturmacasının ardından BOP gibi bir meşguliyet lazımdı. En azından ABD seçimlerine kadar gündemimiz dolu gibi görünüyor. Sonrası?.. Sonrasını herhalde Amerikalılar da bilmiyordur. Ama, tartışması iyi de, inşallah bir de bu projeyi uygulamaya kalkmazlar!
Terim'in telefonu bir daha çalarsa....
Konu, "takımdaşlık"tı... Milan Teknik Direktörü Fatih Terim, üst düzey şirket yöneticilere ekip çalışması ve başarıya ulaşmanın sırlarını anlatıyordu. Herhalde, hem hayatının hem, de kariyerinin en keyifli anlarıydı. Dersini verdi ve dışarı çıkar çıkmaz çalan cep telefonundan, Kulüp Başkanı Berlusconi tarafından işine son verildiği haberini aldı. Kendi ülkesinde, başarı öyküsünün sayfa sayfa yazıldığı bir sırada, tebessümün yüzünden hiç eksik olmadığı günlerde... Dramatik bir andı. Ama, Milan'ın Terim'i göndermekle ırkçılık yaptığı söylenecek kadar kredisi vardı. Kimse, bu büyük düşüşe aldırmadı bile... Ardından, düşüşün Terim için geçici bir durum değil, hayatın bir gerçeği olduğu yıllar yaşandı. Rakiplerin başarıları... Lucescu baskısı ve Şenol Güneş'in Dünya Kupası'nda yakaladığı başarıları aşma mecburiyeti. Olmadı... Yanlış transferler, önce Avrupa sonra da lig hezimetleri, otorite zaafları, geçmişin sorgulanması vs. ardı arda geldi. Türkiye, herhalde aynı kişinin başrolünde olduğu bir başka başarı ve çöküş öyküsünü bu kadar ayrıntılı yaşamadı. Ama hayat bu kadar acımasız olamaz, mutlaka bir istikamet açılmalı... Benim zihnimde Terim hâlâ, Milan'dan kovulma haberini alıp buna aldırmaz görünen yüz ifadesiyle sabitlenmiş durumda. Şimdi, telefonu yeniden çalacak ve yüzündeki ifade tebessüme dönüşecekmiş ve kariyerini Milan'da bıraktığı yerden başlatacakmış gibi duruyor. Bakalım hayat, Terim'e bir telefonluk daha fırsat mı tanıyacak; yoksa, onu tam istediğimiz gibi(!) geçmişini keyifle yargılayabilelim diye bir yarı-kahraman olarak önümüze mi yuvarlayacak?
Akdoğan, AB'yi de yazdı
Muhafazakar Demokrasi kitabıyla, uzun süredir uykuya yatmış olan düşünce hayatında bereketli bir tartışmayı tetikleyen Dr. Yalçın Akdoğan şimdi yeni çalışmasıyla karşımıza çıkıyor. Hem de tam gündemin içinden, konjonktürün bam teline vuran bir çalışmayla... Kırk Yıllık Düş / Avrupa Birliği'nin Siyasal Geleceği ve Türkiye... Avrupa Birliği, bazen bir düş bazen ve bazıları için de kâbus. Akdoğan, bütün temel tartışma noktalarını masaya yatırıyor ve sadece Türkiye açısındran değil AB ekseninden de birliğin geleceğine projeksiyon tutuyor. Üyelik Türkiye için ne anlama geliyor ve AB'nin geleceğinde hangi siyasal kritik eşikler bulunuyor? Muhafazakarlık tartışmasının tansiyonu biraz daha düşsün; Türkiye için gerçekten bir Avrupa Yılı olacak 2004'e eşlik edecek bu yeni kitap epeyi konuşulacak gibi görünüyor. (Alfa Yayınları)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |