AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Devlet olma...

Rusya'da iki önemli Türkoloji Enstitüsü var. Biri Moskova'da, diğeri St. Petersburg'ta. St. Petersburg'taki enstitü Çar döneminde kurulurken, Moskova'daki ise 1920'li yılların başında Lenin'in emriyle hayatiyete geçiriliyor. Bu enstitülerin amacı her ne kadar Türkiye ile Rusya arasındaki kültürel konuları araştırmak ve ülkeler arası dialoğu gerçekleştirmeye yönelik olduysa da, amacından saptırılarak istihbarî alanlarda işlev görmesi sağlanıyordu.

Aslında Lenin, Atatürk ile olan yakın dostluğundan dolayı Türkoloji enstitülerinin kurulmasını ve St. Petersburg'takinin de yeniden eğitime geçmesini sağlıyor. Lenin'in amacının Türkiye ile olabildiğince diyaloğa girmek ve rejimi Türkiye'ye taşımak olduğu herkesçe bilinmekte. Buna rağmen çok uğraşmasına rağmen bir türlü başaramaması ise kaderin bir olayı...

Lenin'den sonra Türkoloji enstitüleri tamamıyla bir ajan yetiştirme merkezi haline getiriliyor. Öyle yoğun çalışmalar yapılıyor ki, en üst düzeyde profesyonel insanlar yetiştiriliyor. Türkoloji'den mezun olan bir ajan anadili gibi Türkçe konuşabiliyor ve Türkiye hakkında her konuda bilgi sahibi oluyordu.

Anlaşılacaği gibi Türkoloji enstitüleri yalnızca dil ve filolojik eğitimler merkezi değildi. Orada Türkiye'nin eğitimi, kültürü, siyasi yapısı ve stratejik konumları da öğretiliyordu. Genelde oralardan mezun olanları Sovyet hükümeti Türkiye'de ve Türkçe konuşulan yerlerde görevlendiriyordu.

Bu insanlar genelde üst düzey görevlerde istihdam ediliyor ve her türlü alanda kullanılıyordu. Sovyet dönemindeki büyükelçilere bakılırsa Ankara'da görevlendirilenlerin hepsinin Türkçe'yi iyi konuştuğu ve Türk kültürü hakkında mükemmel derecede bilgi sahibi olduğu bilinen bir gerçek (Albert Çernişev örneği gibi).

Büyükelçilerin dışındaki diplomatların birçoğunun da oralardan geçtiği belgelerle sabit. Bununla ilgili bir Türkolog, o enstitülerden geçmeyenleri Sovyet hükümetinin Türkiye'de istihdam etmediğini söyledi.

Aslında devlet olmanın özelliğine yakışır bir hareket. Eğer bir yerde ticari ve kültürel alanda bir şeyler yapmak istiyorsanız, oralar hakkında bir şeyler bilmeyen ve o bölgenin dilini, örfünü ve ananesinden haberdar olmayan birilerini istihdam ederseniz, bu ne devletçilik ne de var olma anlayışına uygun düşer.

İşte Sovyetler Birliği bu yüzden gerçekten devletti. Siyasi yapısının bir kısmını Osmanlı'dan alan Sovyetler, milletlere hükmetmenin yolunu keşfetmiş ve ona göre politikalar üretmişti. Ta ki içine girdiği ekonomik buhrana kadar.

Diğer taraftan Osmanlı'nın yapısına bakıldığından, kat kat Sovyet sisteminden hatta Amerika'dan daha mükemmeldi. Devleti yönetenler bırakın tek dil bilmeyi, bölgesel komşularının dilini konuştukları gibi onların örf ve ananesi hakkında da bilgi sahibi idiler.

Bugünün Türkiyesi'ne bakacak olursak halimiz içler acısı. Kimse kızmasın ama her yerde durum aynı. İngilizce'den başka dil bilmeyen (onu da iyi konuştukları söylenemez ama...) diplomatlar gönderiliyor dış görevlere... Sonuç, küçük sorunlara bile müdahil olunamıyor.

Moskova'da görev yapan Amerikalı'sı, Alman'ı, İngiliz'i ve İsrailli'si bütün diplomatların Rusça'yı iyi konuştuklarını ve Rusya hakkında haberdar olduklarını bizzat gördüm. Basın toplantılarını da Rusça yapıyorlar. Kıskanılacak bir olayı aslında...

Bu konuda fazla söz söylemeye gerek yok. Anlayan anladı sanırım...


1 Mart 2004
Pazartesi
 
OSMAN SÖNMEZ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED