AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Bir önemli adam

Ankara'da adamın önemi korunmasından anlaşılır; ne kadar çok koruma tarafından korunuyorsanız, o kadar önemli adamsınızdır.

Büroma giderken hergün önünden geçtiğim sokakta bir apartmanın girişine polis kulübesi konduğunu gördüğümde çok şaşırmıştım. Etrafa sordum: O günlerin en önemli adamlarından başsavcının oğlu taşınmış apartmana. Koruma sayısı azaltıldığında aynı başsavcının verdiği tepki, bana, "Galiba, kendisini ortadan kaldırmak isteyenler olduğuna gerçekten inanıyor" diye düşündürmüştü.

Tanığı olup şaşırdığım 'korumalı hayat' olayı ise ikidir.

İlki, çok uzun yıllar önce başıma gelmişti. Reha Muhtar'ın o zaman TRT'de yaptığı 'Ateş Hattı' programına bir bakan ve bir meslektaşla birlikte katılmıştım. Programın çekimi bitti ve Bakanlıklar semtindeki yeraltı stüdyosundan çıktık. Stüdyonun önü bakanı beklediklerini sandığım resmi otomobillerle doluydu. Oysa bakan tek polisli aracına bindi, gitti. Geri kalan üç otomobilden zırhlı olduğu anlaşılanın kapıları yazar için açıldı; o araçla birlikte biri önde diğeri arkada olmak üzere iki otomobil daha hareket etti... Bir sonraki hafta, bir dergide kendisiyle yapılan röportajda, o gazetecinin tam 7 koruması olduğunu okuduğumda hazırlıklıydım.

İkinci şaşırtıcı 'koruma' olayı ile karşılaşmam için Ankara'nın gözde mekânlarından birine uğramam gerekiyormuş. Bir masa arkamda bir yakınıyla oturan kişi tanıdıktı: ATO başkanı Sinan Aygün... Nitekim az sonra bizim masaya uğrayıp vedalaştı Sinan Bey... Gürültüye dikilen kulaklarımın zorlamasıyla gözlerim dışarıya kaydığında, ön ve arkada birer eskort aracıyla zırhlı bir otomobile binip ayrıldığını gördüm ATO başkanının...

Bu köşenin müdavimleri hatırlayacaklardır; Sinan Aygün'ün 'önemli adam' oluş sürecine 2002 yılı ekim ayında dikkat çekmiştim. 'Gayr-ı resmi resmi politikalar' başlıklı yazımın girişi şöyleydi: "Siyasette trendleri iyi izleyen, kim 'in' hangi konu 'out' sezen dostum, 'Şu sıralarda yakın tâkibe alman gereken yer Ankara Ticaret Odası, önemli adam da ATO başkanı Sinan Aygün' tiyösünü verdi. ATO, Sinan Aygün işbaşına geldiğinden beri önem kazandı, Sinan Aygün de ATO başkanı olduktan sonra ilginç ilişkiler içine girdi, bunu biliyorum... Yine de, dostumun tiyösünü sınamak için ATO'nun yolunu tuttum."

Gittiğimde şaşırtıcı bir manzarayla karşılaşmıştım. Haluk Kabaalioğlu, Mümtaz Soysal, Armağan Kuloğlu ve Tahsin Ertuğruloğlu'nun konuşmacı olarak katıldığı paneli izlemeye gelenler arasında üniformalı biri de vardı: MGK'nın o zamanki genel sekreteri Tuncer Kılınç... Başbakan yardımcısı Şükrü Sina Gürel ile Sinan Aygün açılışta konuştular...

Dinlediklerim, Türkiye Cumhuriyeti'nin AB ve Kıbrıs konularında biri 'resmî' diğeri de 'gayr-ı resmî' olmak üzere iki farklı politikası olduğunu düşündürmüştü bana. Düşüncelerimi dile getirdiğim yazı ise, ATO başkanında kendisini 'tehlikeli' bulduğum hissini doğurdu. O tarihten sonra, bir müddet, "Yazın lehimde değil miydi yoksa?" diye sorma ihtiyacı duydu. Sinan Aygün'ün sıkı korunma sebebini o toplantıda anladığımı sanıyorum.

Bir ara evinin önünde park edilmiş otomobiline ateş açıldığı haberleştirilmişti; inanılır kaynaklardan doğrulatamadığım bir bilgi ise, çok uzun yıllar önce bacağından vurulduğu olmuştu Sinan Bey'in... "Bunca işadamı herhangi bir tehdide mâruz kalmazken o niye?" soruma, bazıları, çok bilmiş ifadelerle, "Cevabı geçmişinde ara" cevabını verdiler. Rauf Denktaş'ı ATO'ya götürürken tezahürat yapan Ülkücü gençlere bozkurt selâmı verdiği elini sallaması mıdır o 'geçmiş'? Yoksa benim bilmediğim 'ticarî bir geçmiş' midir imâ edilen?

KKTC Cumhurbaşkanı, Ankara'ya gelerek devam eden sürece aykırı mesajlar vermesinin sebebini soranlara, "Ben gelmek istemedim, isteksizliğimi Sinan Aygün'e de aktardım" dedikten sonra eklemiş: "Süleyman Demirel'i araya soktuğunda daha fazla direnemedim..."

28 Şubat gecesi bir televizyon kanalında o tarihe anlam kazandıran 'post-modern darbe' tartışılırken, konuşmacılardan biri, "28 Şubat'ın esas mimarı Süleyman Demirel'dir" iddiasını seslendirmiş. İddianın sahibi Demirel'e yakın bilinen kıdemli gazeteci Kurtul Altuğ...

Dedikleri özetle şu: "Demirel ordunun ne düşündüğünü merak ediyordu. Kendisine Genelkurmayla diyalogumun olduğunu, dilerse irtibata geçebileceğimi söyledim. İzin verdi. TRT Genel Müdürü Yücel Yener'in randevu ayarladığı Erol Özkasnak'la görüştüm. Kendisine orduyu yıpratacak bir müdahaleye kalkışmamaları gerektiğini söyledim. Hükümetin siyasî yöntemlerle değişebileceğini anlattım. Özkasnak Paşa da aynen benim gibi düşündüklerini söyledi. Aldığım izlenimi Demirel'e aktardım. Çok mutlu oldu, rahatladı".

Demirel'in sonradan Yalım Erez'i bu amaçla devreye soktuğunu belirten Altuğ şöyle devam etmiş: "Yalım Erez, sivil toplum örgütlerini, meslek odalarını, sendikaları harekete geçirdi. Ben de TRT'de 'Politika'nın Nabzı' programını yapmaya başladım. Demirel'le defalarca program yaptık; orada siyasî ortamı yönlendirici görüşlerini dile getirdi. Sonunda silâhlı darbe olmadan hükümet değişti".

Sinan Aygün, 28 Şubat sürecinin devirdiği Refahyol'un hem Refah hem de Yol'u ile Demirel'i yanyana getirebildiği için epey mutlu olmuştur herhalde.


7 Mart 2004
Pazar
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED