|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türban ile başörtüsünü birbirinden ayırıp birincisini siyasi sembol sayanların maksadı üzüm yemek değildir; böyle olsaydı başörtüsünü tarif eder ve serbest bırakırlardı. Defalarca yazdık, mağdurlar da açıklamalar yaptılar, "Bizim maksadımız inancımıza uygun olarak başımızı örtmek, tesettür vazifemizi yerine getirmektir, bunu sağlayacak her örtüye razıyız" dediler, bağcıyı dövmekten başka amaçları olmayanlar buna yaklaşmadılar, bu sese kulak vermediler. Türban konusunu artık kapatın, bunu gündemden çıkarın diyenler, zulmün, acının, ıstırabın, haksızlığın, ayrımcılığın unutulmasını, altta kalanların seslerini çıkarmadan canlarının çıkmasını isteyenlerdir. Bu sebeple başörtüsü dâvası -inanç baki olduğu sürece- bin yıl da olsa sürecek ve konu kapatılamayacaktır. Kadının "sosyal cinsiyet" farkı ile başlayarak Sayın Yılmaz'ın iddia ve görüşlerini tartışmaya devam edelim. Sayın Yılmaz "doğal ve biyolojik farklılığa" itiraz etmiyor –itiraz etseler ne çıkar?- ama toplumun bir ferdi olarak kadının farklı bir cins telakki edilmesine itiraz ediyor ve başörtüsünün de bu farklılık anlayışına dayandığını ileri sürüyor. Doğal ve biyolojik farklılık, toplum içindeki roller bakımından da yine tabii sayılacak farklılıklar getiriyorsa ve bu durum ferde ve topluma bir zarar vermiyorsa, ütopik bir eşitlik aşkına suyu tersine akıtmaya çalışmak niçin? İslam, toplum içinde kadının rolünü sınırlamıyor, bunu örfe (toplumun tabii gelişmesi içinde oluşacak değer yargılarına, ihtiyaca, genel kabul görmeye) bırakıyor. Kadının toplum içinde kendine düşen rolü üstlenmesine başörtüsü de, İslam da engel değildir; engel olan "bağnazlık derecesindeki modernlik tutkusudur, bir çeşit çağdaşlık dayatmasıdır". Bir başörtülü Müslüman kadın, milletvekili seçildi ve devamlı azlığından şikayet edilen kadın unsurunu temsil etmek üzere Meclis'e girmek istedi, kocaman (!) adamlar üstüne hücum ettiler, koruyanları olmasa parçalayacaklardı, ne adına? İman haline gelmiş bir çarpık "çağdaşlık" anlayışı adına! "Örneğin birçok köktendinci için ipek kravat, altın yüzük takmak da İslam'a uygun bir giyiniş biçimi değil ama bunların büyük bir çoğunluğu toplumsal konumlarının gereklerini yerine getirmek için Batılı Hıristiyanlar gibi giyinmekte bir sakınca görmüyor." Bu değerlendirme de yanlış. İpek kravatı, altın süs yüzüğünü (evlilik alyansını değil) caiz gören yok; hem Müslümanım diyen hem de bunları kullananlar, hem Müslümanım diyen hem de başını açan bayanlar gibidir. Onları örnek olarak da, delil olarak da kullanmak –İslâmî bakımdan- doğru olamaz. Batılı Hristiyanlar gibi giyinme konusuna gelince; Hz. Peygamber de kendisine, Müslüman olmayan ülkelerden getirilen, hediye edilen giysileri giymiştir; yeter ki, bunlar, İslam'dan başka bir dinin sembolü olmasın! "Kadını toplumsal yaşamın dışında tutmaya çalışan bir yaklaşımın elle tutulur, gözle görülür bir örneği olduğu için türbana karşıyım." Günümüz Türkiye'sinde türban, kadını toplum dışında tutma yaklaşımının bir örneği değildir, bunu iddia edebilmek için görmemek ve duymamak gerekir; tam aksine kadını cemiyet hayatının içine sokmak için olmazsa olmaz bir çaredir. Eğer kadının cemiyet hayatında etkili rol oynamasını isteyenler samimi iseler, bunun kanıtı her alanda türbana izin vermeleridir. "Türban giyersen hayır!" diyenler, "Sen kadınsın, ya bizim (Türkiye'de %25 azınlığın) dediği gibi olacaksın veya seni aforoz ediyoruz, evinden çıkmayacaksın" demiş oluyorlar. Cumhurun başkanına da bir çift sözüm var: Dini bayram günlerinde "Allah, peygamber, din, maneviyat" adına tek kelime etmeksizin laiklik nutku çekmek, Kadınlar Günü'nde de ağırlığı türban yasağına vermek asla cumhurun temsili ile bağdaşamaz; ya laiklik anlayışınızda titiz iseniz dini bayramlarda konuşmayın, yahut da dini bayramlarda konuşulması gerekeni konuşun; lütfen, halkı (milyonlarca insanımızı) üzmeye devam etmeyin!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |