|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Dışişleri bakanı Abdullah Gül'ün eşi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurusunu çektiğinden beri meydana gelen gelişmeleri izliyor musunuz? Ben ibretle izliyorum. Başvuruyu çekmeden önce hangi gazetelerde hangi yazarlar, "Bir bakanın eşi devletle mahkemelik mi olurmuş?" diye sütun dolduruyor idiyseler, sonrasında, aynı gazetelerde aynı yazarlar, "Dâvâyı kaybedeceğini öğrendiği için bunu yapmış" diye yazıp duruyorlar... Yazarların kimliği açısından ibretlik bir durum söz konusu. Hürriyet önemli bir habercilik olayı gerçekleştirdi; Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın (KKK) kaymakamlara gönderdiği bir yönergeyi gözler önüne sererek... Necdet Açan imzalı habere göre, kaymakamlar, çevrelerinde yaşayanlardan 'tehlikelileri' fişleyecekler... 'Tehlikeliler' kalabalık bir grup, o gruptan herkes meşrebine göre birini öne çıkartarak konuyu değerlendirdi. Benim ise, dikkatimi en çok çeken, 'masonlar' grubu oldu. KKK, demek ki, 'masonları' da ülke için 'tehlikeli' bir grup sayıyor. Oysa, dünya çapında güç kaybediyor masonlar; her ülkede üye sayıları geçmişle mukayese edilmeyecek kadar azalıyor. Bir kaynak, 1960'larda ABD'de 4 milyon olan sayılarının bugün 1.8 milyona düştüğünü kaydediyor. Türkiye'de de durum farklı değil; güçlerinden azalmasa da sayıca azalıyorlar. Masonlar, subayları üye kaydetmek için özel çaba gösteriyorlar; genel üye sayısı içerisinde subay oranı son zamanlarda bayağı yükseldi. Askerî disiplin gereği derneklere üye olurken izin almaları şart askerlerin; bu sebeple kendi içlerindeki 'biraderleri' yönerge çıkartanların da bildiklerini varsayabiliriz. Dikkatimin sadece 'masonlar' üzerinde yoğunlaşmasının sebebini tahminde zorlanmamışsınızdır. Masonların da 'tehlikeli' gruplar arasında anıldığı 'sosyetik fişleme' manşetinin çıktığı gün masonlar bir başka haberle daha gündemdeydiler. İstanbul/Yakacık'taki Mason Locası, toplantı halindeyken, saldırıya uğradı; teröristler amaçlarına ulaşabilselerdi, Allah korusun, çok sayıda cana zarar verebileceklerdi. Locada çalışan bir garson ile saldırganlardan biri hayatını kaybetti. O saldırıda çok garip yönler var. Umarım, Emniyet, etki altında kalmadan görevini yapacak ve bulgularını kamuoyuyla paylaşacaktır. İlk bulgulardan biri dünkü gazetelerde yer aldı: Baskında kullanıldığı sanılan bir tabanca 'kirli' çıkmış... Geçen ağustosta, Şişli'deki muayenehanesinde diş hekimi Yasef Yahya'yı öldüren silâhmış o. Dünkü gazeteler, işleneli bir yıl bile olmayan o cinayetle ilgili şu bilgiyi sundular: "Diş Hekimi 37 yaşındaki Yasef Yahya, (..) 21 Ağustos 2003'te silâhlı saldırıya uğramıştı. Yahya'nın cesedi, telefonlarına cevap verilmemesi üzerine muayenehanesine gelen eşi Zizi Yahya tarafından banyoda kanlar içinde bulunmuştu. İnceleme yapan polis, Yahya'nın elleri ve ayakları çamaşır ipiyle bağlanıp ağzı bantlandıktan sonra kafası küvete eğdirilip başından vurulduğunu belirlerken, cinayetin profesyonelce işlendiğini açıklamıştı. Olay yerinde bulunan kovan balistik inceleme için kriminal laboratuvarına gönderilmişti. 2 çocuk babası Yahya'nın cep telefonu ve çantasının alındığı ancak üzerindeki paraya dokunulmadığı belirlenmişti. "Cinayet soruşturması sürerken, Yahya'nın üyesi olduğu ve kimsesiz Yahudilere yardım etmeyi amaçlayan derneğin kurucusu Musevi asıllı beş işadamına ölüm tehditleri gelmiş ve 1 milyon dolar haraç istenmişti. / Haraççıyla pazarlık yapan polis 1 milyon dolarlık (1,4 trilyon lira) haracın miktarını 50 bin dolara (68 milyar lira) indirmişti. İlk randevuya gelmeyen haraççı, ikinci randevuda polisi fark ederek ortadan kaybolmuştu. Polis olayın fâillerinin, dişçinin öldürülmesiyle aynı olduğunu belirtti." Polis, bir yıl önce, 'profesyonel' birileri tarafından işlendiğini söylediği, beş Musevi işadamına yapılan ölüm tehditleri eşliğindeki tekliflerden 'haraç çetesi' olma ihtimalini dile getirdiği eski cinayeti işleyenler ile Yakacık'taki baskını yapan 'amatörler' arasında bir ilişki kurabilecek mi? Böyle bir ilişki bulunabilirse çok şaşırırım. Bizde kamuoyu 'fişleme' ve loca baskını haberleriyle meşgul iken, ABD'de kamuoyu masonları ilgilendiren farklı bir olayla sarsıldı. Hemen hemen Yakacık baskınıyla aynı sıralarda... New York eyaletinin Patchogue kasabasında yaşayan 'Üstad mason' Albert Reid, yeni üye olacak William James'i locada tabancayla öldürmüş... Olayı ilginç hale getiren, bu olayın, Mason Locası'nda ve 'üyeliğe kabul töreni' sırasında gerçekleşmesi... Meğer, locaya ilk geldiğinde, 'çırak mason', içinde kurusıkı kurşun bulunan bir tabancayla korkutulurmuş; Reid sağ cebindeki doğru silâh yerine yanlışlıkla sol cebindeki gerçek kurşunluyu çekince tören cinayete dönüşüvermiş... Masonluğa girişte daha tuhaf şeyler yapıldığı duyulmuştu, ama silâhla korkutma uygulamasını ilk kez işittim. Şaşıran Amerikalı muhabirlerin danıştığı başka masonlar, "Daha mâsum sembolik olaylar yapılır" demişler; biri, "İki fare kapanı vardı, birinin bozuk olduğunu söylediler; ikizim bozuk denileni elledi, ben de sağlam olanı, benimki de çalışmadı" demiş sözgelimi... Silâh ritüeli ilginç. Tıpkı Hayrünnisa Gül'le ilgili yorum yazanların çelişkili tavrı gibi... Hımm...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |