|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İspanya'da can alan hunhar terör eylemleri iç siyasetin oyuncağı oldu; gazeteler böyle yazıyor. Seçim ortamındaki bir ülkede terörü hortlatarak terörist de oy kullanmış oluyor çünkü. Bir görüşe göre, seçmen, trenleri bombalayan teröristlerin ETA örgütüyle irtibatlı olduğunu düşünürse iktidar partisine, eylemlerin El-Kaide tarafından sahneye konulduğuna inanırsa muhalefete oy verecek imiş... Gazeteler, "Terörün adını seçmen koyacak" iddiasını seslendiriyor... El-Kaide irtibatlı terörün seçmende iktidara karşı hisler doğurmasının sebebi belli: İspanya, Avrupa'da hiçbir ülkenin yanaşmadığı kadar Washington'un 'teröre karşı savaş' cephesi içerisinde yer aldı; Azur Adaları'nda savaştan hemen önce yapılan zirvedeki üçüncü kişi İspanya başbakanı José Maria Aznar'dı. El-Kaide imzalı terör bu yakın işbirliğinin bedeli olarak algılandığında, esasen savaşa karşı İspanyol halkı, Aznar'ın partisini cezalandırabilir. Kampanyanın başından beri gâlip gelmesi beklenen iktidar, büyük ihtimalle, terörün müdahalesi yüzünden seçimi kaybedecek. Konu hiç kuşkusuz bizi de ilgilendiriyor. ABD'nin 'teröre karşı savaş' mâcerası evdeki hesaplara uygun gelişmedi. Sadece hergün hayatını kaybeden askerler ve sivil halk yüzünden değil, uyumlu ve işbirliğine yanaşmış Iraklıların memnuniyetsizlikleri yüzünden de Washington'un başı dertte. Washington Post gazetesi, önceki gün, birilerinin 'geleceğin dışişleri bakanı' diye pompaladıkları Paul Bremer'in de gidici olduğunu yazdı; bir yıl içerisinde Irak'a üçüncü 'işgal komiseri' göndermeye hazırlanıyormuş Washington... Amerikan seçmeninin oy kullanacağı kasım ayına yaklaşıldıkça, yeniden seçilme derdindeki George W. Bush'un tedirginliğinin arttığı da gözleniyor. Birinci Körfez Savaşı Baba Bush'un ikinci dönem hayallerini söndürmüştü, şimdi oğlu aynı âkıbeti yaşayabilir... Dünyayı fethe çıkmış Washington'daki şahinlerin kanatları kırık; sırf Türkiye'nin gönlünü yapmak ve geniş bir coğrafyaya düşman olmadıkları hissini vermek üzere, isteksizce 'Büyük Ortadoğu Projesi' reklâmıyla karşımızdalar. Yönetim safraları atıyor: Şahin kanadın en şahini Richard Perle, daha fazla yük olmamak için, daha önce başkanlığını bıraktığı Pentagon Danışma Kurulu'ndan bütünüyle çekildi; diğer şahinler için de gün sayılıyor. Sadakatini ispatlama derdindeki Douglas Feith, savaş karşıtı kuzini Susan Lindauer'i, 'Irak casusu' diye FBI'ya ihbar etti. Savaş lobisinin üyeleri ayakta kalma mücadelesinde. Olayın bizi ilgilendiren yönü 1 Mart tezkeresinin yorumundan kaynaklanıyor. ABD'nin şimdilerde içinde debelendiği batağa Türkiye'yi de sokmak için vaktiyle ellerinden geleni yapanlar arasında bunu sağlayamadıkları için hayıflananlar olduğu biliniyor; yüzsüzleri, "Türkiye girmeliydi" iddiasını seslendirmekten bugün bile vazgeçmiş değiller. İşin garibi, siyasetin içinde veya yakınında duranlardan da "Tezkere keşke geçseydi" pişmanlığını içlerinde duyanlar hâlâ var. Bu görüşlerini zaman zaman yakın çevreleriyle de paylaştıkları biliniyor. Türkiye, bugün, daha önce hemen hiç yaşanmamış bir siyasî normalleşme geçiriyor. Ekonomi disipline kavuştu, kenardan köşeden yatırımlar da başladı. Ülkenin itibarı en yükseklerde; AB üyeliğine çok yakın durduğu halde çok boyutlu bir dış politika çizgisi de izleyebiliyor. Askerini Irak'a gönderse veya Amerikan askerini kendi topraklarına kabul etse bugün sıkıyönetim altına gireceği muhakkak illerde, hatta düne kadar hiçbir 'sağ' parti liderinin ayak basamadığı Tunceli'de bile, Başbakan Tayyip Erdoğan sevgiyle karşılanıyor. Bir-iki mevzii terör olayı kamuoyunun sert tepkisiyle karşılandı; devlet-millet kaynaşması terörün azmasını engelliyor... "Keşke 1 Mart tezkeresi geçseydi!" diyebilmek için, insanın ülke sevgisinden nasibi olmaması, sadece kalemini değil benliğini de satılığa çıkartmış olması gerekir. Irak'ın hemen yanıbaşındaki savaşa bulaşması, Türkiye'yi, İspanya'da yaşanan türden teröre hergün açık hale getirecekti. Topraklarının bir bölümü sıkıyönetim altında, terörle başa çıkmakta zorlanan, ekonomisi iflâs etmiş bir ülkenin AB üyeliği umudundan söz etmek mümkün olabilir miydi? Türkiye'yi komşu kapısı yapan, liderlerini ağırlamak için sıraya giren doğulu ve batılı ülkeleri de unutmayalım; Türkiye 'parya' muamelesi görmekten, ya da "ABD'nin Truva atı" gözüyle bakılmaktan TBMM'nin 1 Mart asil tavrıyla kurtuldu. Herkesin daha şimdiden gâlip diye elini kaldırdığı Ak Parti, tabii o tarihi iktidarda karşılama imkânı bulabilseydi, 28 Mart seçiminde ne hale düşerdi, düşünebiliyor musunuz? İspanya'da seçmen terörün adresini oylarıyla belli edecek; Türkiye'deki seçmen de, 28 Mart'ta, Türkiye'nin hemen yanındaki bir batağa saplanmadığı rahatlığıyla oyunu kullanacak.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |