|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Genelkurmay Başkanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın, aşağı yukarı askeri kişiler, güvenlik ve istihbarat örgütlerinin mensupları, Atatürkçüler ve milliyetçiler dışında (Kürtler, şeriatcılar, solcular vesaire zaten izlendiği için, onlar zikredilmemiş olmalı) toplumun bütün kesimlerinin fişlenmesi ve izlenmesine yönelik faaliyetleri hakkında değişik görüşler ileri sürüldü. Bu olayı, Silahlı Kuvvetler içindeki görüş ayrılıklarına bağlayanlar oldu. Kimi yetki aşımı dedi. Kimi, meseleyi İçişleri Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı arasında imzalanan bir protokole bağladı. Kimi de, bu meselenin 'tıpkı Susurluk'ta olduğu gibi' bazı istihbarat görevlilerinin maksat ve yetkisini aşmasından ibaret bir sapma olduğunu dahi söyledi. Kimileri de bu faaliyeti haklı bulduklarını açıkladı. Öyle ya devlet yani askerler, rejim bozguncuları ve cumhuriyet yıkıcıları ile potansiyet düşmanlarla nasıl mücadele edecekti? Bense bu meselede daha başka şeyler olduğuna inanıyorum. Bu kadar çok olayın tesadüfen ard arda gelmesi ve olayların kişisel hatalara, kurumlardaki işleyiş bozukluklarına ve bazı görevlilerin görev ve yetki sınırlarını aşan sapkınlıklarına bağlanması pek inandırıcı değil. Silahlı Kuvvetler'in en üst seviyelerine kadar gelmiş bazı görevlilerin ülkenin temel meselelerine yaklaşımlarına baktığımızda sorunun sadece rejimi sahiplenmek meselesi olmadığı anlaşılıyor. Sadece son üç olaya bakmak yeter de artar bile. Mesela, Ege Ordu Komutanı Hurşit paşanın Kıbrıs meselesinde farklı görüşler savunanları vatan hainliği ile suçlaması, Silahlı Kuvvetler'in en üst kademelerinde görevli paşaların Avrupa Birliği ve ABD düşmanlığını bayrak yapan bir örgütün toplantısında yayınlanan aynı doğrultuda bir bildiriye destek vermeleri... Bazı istisnalar dışında neredeyse bütün vatandaşların kuşkulu ve potansiyel suçlu sayılarak fişlenmek istenmesi... Son fişleme olayının vahimliği, bütün bu gelişmelerin tesadüfi ya da sadece olaylara ve şahıslara bağlı bir yasadışı, hukuk dışı, mantık dışı davranışlar olmadığını gösteriyor. Rahatsızlığın, yapısal nedenleri olduğu ortada. Bu olaylara neden olan yapıda ciddi sorunlar var. Hiçbir örgüt kusursuz değildir. Silahlı Kuvvetler'in de artık gelişmelere ayak uyduramadığı, toplumsal değişimin dışında kaldığı apaçık görülüyor. Bu gerçekliliği kendi kendine algılamakta geciktiği için bazı iç ve dış çevrelerin onu bu şekilde zorlamaya başladıkları muhakkak. Yoksa, her başlığını devleti menfaatleri doğrultusunda attığını söyleyen bir gazetenin böyle bir haberi, bir gazetecilik başarısına zemin hazırlamak amacıyla yayınladığı düşünülemez. Neyseki Silahlı Kuvvetler, topluma ve siyasi hayata müdahale ettiği oranda kendisinin de tartışılmasına olanak sağladığı için artık bu meseleler tabu olmaktan çıktı. Bu meselelerin işkence olaylarında olduğu gibi, ferdi yanlışlıklardan, kanunsuzluklardan ve sapmalardan ibaret sayılamayacağı, o kurumun bizahiti kendisinin ve yaklaşımının bu tür sapmalara neden olduğunu yazanların sayısı hayli fazlalaştı. Mesela Ahmet Altan, Gazetem Net web sitesindeki köşesinde, komutanların Atatürkçü Düşünce Derneği'nin düzenlediği toplantıya katılmaları ve toplantı sonrasında yayınlanan bildiriyi alkışlamaları üzerine yazdığı yazıda, bu kurumsal rahatsızlığa çok ilginç bir yaklaşım getiriyor. "O koca apoletli generalleri sıra sıra dizilip oturmuş, 'Türkiye'nin İran, Çin ve Rusya ile işbirliği yapıp Avrupa'dan kopmasını' öneren bildiriyi alkışlarken görünce doğrusu korktum. Korkum, öyle sandığınız gibi 'bak gene darbe yapmak istiyorlar' türünden bir korku değildi. Ben, kurmaylarımızı iyi yetiştiremediğimizden korktum" diye başlayan yazısında meselenin kurumsal oluşunun üzerinde duruyor. Altan durumun vahametini dile getirdiği yazısını şöyle tamamlıyor. "Katıldıkları bir toplantının kendilerini bir mantık çıkmazına düşüreceğini kestiremezlerse, bu karmaşık dünyadaki alternatifleri, gelişmeleri nasıl algılayıp, savunmamızı nasıl biçimlendirecekler. Askerlerimizin siyaset konuşma merakından biz bir türlü askerliği konuşmaya fırsat bulamadık. Ama generallerimizin davranışları artık Harp Akademileri'ndeki eğitim kalitesini, subayların rütbe alma kriterlerini, entelektüel yeteneklerini konuşmamız gerektiğini gösteriyor. Hem NATO'ya üye olup hem de Batı'nın düşmanımız olduğunu söylerseniz, Türk ordusunun düşmanlarla işbirliği yaptığını söylemiş olursunuz. Bir de bunu söyleyenler o orduyu yönetenler olursa o zaman insan ürperir. Generallerimiz ne yaptıklarını bir daha düşünsünler bence. Biz de ileride general olacak genç subaylarımızın eğitimiyle biraz daha yakından ilgilenelim. Ki, müttefikini düşman ilan edip sonra savunma sırlarını o 'düşmanlara' emanet eden insanlar yönetmesin orduyu." Kendisinden ya da Silahlı Kuvvetler'deki hakim anlayıştan farklı düşünenleri hain ilan etmekte bir sakınca görmeyen Hurşit paşayı o makama bu yapı getirdi. Ahmet Altan'ın değindiği gibi bir NATO generalinin ABD'ye karşı çıkmasındaki garabet bu yapı sayesinde var olabiliyor. Fişleme rezaleti de öyle… Aslında kendilerini var eden vergileri veren insanlara birer suçlu muamelesi yapabilen bu anlayışın yeşerdiği ve zehirli bir bitki haline geldiği ortam da yine o yapıdan ortaya çıkmıyor mu? Mesele yapısal bir mesele ve AB üyeliği sürecinde Silahlı Kuvvetler'de de ciddi bir reform gerektiği ortada.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |