AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Kıbrıs konusu üzerine

"Adalet tecezzi kabul etmez"

Referandumdan sonra konuşan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Annan ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Shwimmer ayni şeyleri söylüyorlar: Kuzey Kıbrıs Türk topluluğuna daha adil davranacağız. Bu cümle, bu güne kadar Kuzey Kıbrıslı Türklere adil davranılmadığının en açık misalidir.

Hukukta bir kural vardır. "Adalet tecezzi kabul etmez. "Adaletin az adili veya daha adili" olmaz. Kıbrıs'ta Batı âleminin yaptığı adaletsizlikleri anlatan birçok yazılar yazılmıştır.

1990'lı yıllarda Kıbrıs konusunda TBMM'-de yaptığımız bir konuşmayı aynen aktarıyorum. Acaba bunun bir cümlesini değiştirebilir misiniz?

Konuşma aynen şöyledir:

Sayın Başkan,

Konumuz "Değişen Dünya Şartları İçerisinde Kıbrıs" sorunudur. Bu çerçevede, mümkün olduğu ölçüde Kıbrıs sorununun geçmişinden çok, bugünkü durumu üzerinde düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.

Kıbrıs konusu bugün çeşitli uluslararası kuruluşların gündeminde yer almıştır ve çeşitli platformlarda tartışılmaktadır. Konuyla ilgilenen çeşitli kuruluşlar olmakla beraber, asıl öncelik birleşmiş Milletler'dedir. Birleşmiş Milletler'in çalışmasında ise asıl etkili olan unsur, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşmiş Milletler'le Genel Sekreteri'dir.

Bu izahatı vermenin sebebi, aynı konu ile çeşitli uluslararası kuruluşların uğraşmasının Kıbrıs meselesini içinden çıkılmaz bir duruma soktuğunu belirtmek içindir. Aynı sorunun çeşitli organlarda tartışılır olması ve bu organların birbirleriyle çatışan kararlar alması zaten güç olan bu sorunu daha güç hale sokmuştur.

Kıbrıs davasının başlangıcı olan 1963 yılından bugüne kadar geçen süreç Kıbrıs Rum tarafının lehine işlemiştir. Kısaca özetlemek istersek:

1- Kıbrıs Rum yönetimi, kendisini Kıbrıs devletinin tek temsilcisi olarak kabul ettirmiştir. Kendi egemenliğinin bütün adayı kapladığı yolundaki iddiayı büyük ölçüde kararlara geçirmeyi başarmıştır.

2- Geçen bu süre zarfında, uluslararası kuruluşlardan yapılan malî yardımlardan sadece Kıbrıs Rum tarafı yararlanmıştır.

3- Kıbrıs Rum tarafı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni dünyadan tecrit etmeyi başarmış, mallarının ihracına ambargo koydurabilmiş, Kuzey Kıbrıs Lefkoşe Hava Limanını beynelmilel uçuşlara kapatmış ve hatta Magosa Limanı'na uğrayan gemileri cezalandırmak imkânını bulmuştur.

4- Kuzey Kıbrıs Toplumu'nun temsil edildiği tek platform, tek uluslararası kuruluş Avrupa Konseyi idi. 1964 yılında Avrupa Konseyi Kıbrıs heyetinde Türk toplumunu temsil eden bir üye olmadığı için Kıbrıs Cumhuriyeti'nin üyeliğini durdurmuştur. Rumlar 1981 yılında Konsey'de olan boşluktan yararlanarak 1 Rum temsilci ile Konsey'e katılabilmişlerdir.

5- Kıbrıs Rum tarafı, tek taraflı olarak Avrupa Topluluğu'na üyelik müracaatı yapmış ve bu müracaatı kabul edilmiştir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Avrupa Birliği'ne katılmak üzere müzakerelerin başlatılacağı ilk gruba alınmıştır.

6- Önemli olan başka bir nokta'da, Kuzey Kıbrıs'ta bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin statüsündeki değişikliktir. Kıbrıs'a Türkiye'nin müdahalesi, ilk yıllarda garantör bir devlet sıfatıyla, bütün dünya tarafından kabil edilirken, Rumlar Kuzey Kıbrıs'ta bulunan Türk birliğinin "işgal kuvveti" olarak isimlendirilmesini başarmıştır.

7- Kısaca söylemek gerekirse, Güney Kıbrıs Rum Devleti, anlaşmazlığı ticari bir meta gibi kullanarak, Güney Kıbrıs'ın fert başına düşen gelirini 10,000 doların üzerine çıkarmıştır.

Kıbrıs için düşünülebilecek gerçek çözüme ulaşmanın metodu şudur: Kıbrıs'ta iki toplum değil iki ayrı devlet vardır. Bu devletler dilerlerse, bir federasyon veya bir konfederasyon çatısı altında birleşebilirler. Böyle olduğu için yapılacak müzakereler, iki toplum arasında değil, iki devlet arasında yapılıyor gibi ele alınmalıdır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin varlığını gözardı etmek ve tartışmaya başlamak bile yanlıştır. Birleşmiş Milletler, süper güçler tarafından düşünülen çözüm ne olursa olsun, Türkiye ve KKTC için takip edilecek yol bellidir ve şunlar olmalıdır.

1- Kuzey Kıbrıs'ta bir devlet vardır.

2- Türkiye Cumhuriyeti ve hükümetleri de, Kıbrıs'taki KKTC'nin varlığını tanıdığını ilan etmeli ve ilişkilerini iki devlet arasındaki ölçüler düzeyine çıkarmalıdır.

4- Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne, tek başına alınması halinde, KKTC'nin ayrı bir devlet olarak yaşayacağı beyan edilmelidir

6- Buna paralel olarak KKTC bir taraftan toplumlararası görüşmeleri sürdürürken, diğer taraftan da Birleşmiş Milletler, AB, Avrupa Konseyi vs. kuruluşlara Kıbrıs Rum şemsiyesi altında değil, ayrı bir üye statüsünde katılmak için teşebbüste bulunmalıdır.

Elbette bu başvuruların kabulü zordur. Ancak fiili durumla siyasi durum arasındaki çelişki bu şekilde giderilebilir. Gerçeklere ters düşmeyen talepler, geç de olsa mutlaka kabul edilecektir.


3 Mayıs 2004
Pazartesi
 
CEVDET AKÇALI


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED