|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"İlhan Selçuk, eski kuşaktandır.. Necatigil'in (isimler sözlüğün)de yazdığına göre doğum tarihi 1925'tir.. üstelik eski yeni binlerce terimle insan kafasını yoğuran ve Türkçe'yi hakkıyla öğreten hukuk formasyonundan geçmiştir.. o bile artık (sukutuhayal) tamlamasını (sükûtuhayal) olarak yazıyorsa (Cumhuriyet 28 Nisan 2004) artık siz tasavvur edin Türkçemiz'in hâlipürmelâlini!..
Bir şey daha var: O da Sayın Selçuk'un bu işte bir kusuru olmadığı ihtimalidir. Hatâ, dizgiciden kaynaklanmış olabilir.. O takdirde düzeltme servisi kusurludur. Herhalükârda dil hatâsına tahammülümüz olmamalı." Yukarıdaki metin parçası İlhan Selçuk'un fıkrası'nı okuduktan hemen sonra bugünkü Yeni Şafak'a konmak üzere yazdığım yazının baştarafından alınmadır. Yazının devamında ise diğer bazı dil yanlışlarına temas edilmişti. 29 Nisan 2004 tarihli Cumhuriyet'te sayın Selçuk'un "sukut ile sükût" başlıklı açıklamasını okuyunca tahminim de yanılmadığımı anladım ve yazarın dili doğru kullanmak hususundaki hassasiyetini takdirle karşıladım. Elbette ki bir dil hatası hemen ertesi gün doğrusuyla beraber açıklanmalıdır. Her gazete de bu prensibe uymalıdır. İlhan Selçuk'un açıklaması şöyle: "Ertesi sabah yazıya gözatarken farkına vardım ki gazetenin taşra baskısında (sukut'u hayal) olan deyiş, kent baskısında değişmiş.. ne olmuş: (sükûtu hayal) olmuş. Anlaşılan Düzeltme'den bir muzip arkadaş yapmış bu marifeti..." Sayın Selçuk, bu iş, bana kalırsa, muzipliğe pek benzemiyor; yayın kurulu başkanının yazısı ile oynamaya kim cür'et edebilir? Genç bir düzeltmenin, doğruyu yanlışa çevirerek gerçekleştirdiği bir tashih işlemi olsa gerektir. Bununla beraber sizin söylediğiniz gibi, cür'etkar bir münasebetsiz'in marifeti olması da ihtimal dahilinde sayılabilir... Her ne ise... hemen ertesi gün tavzih edilmesi, basında bir geleneğe başlangıç olursa pek yerinde birşey olur. Yalnız: "sukut ve sükût sözcükleri artık ne konuşma dilinde geçerli ne de yazı dilinde" diyorsunuz... Öyle değil!.. Belki sukut'u bilmez ama sükût'u dağdaki çoban da bilir.. madem geçerli değildi, siz niye kulanmak ihtiyacını hissettiniz? İki kelimeyi de ikinci yazınızda, edebî cümlelere malzeme yapmışsınız.. Ayrıca "sükût ikrardan gelir" demişsiniz; niye (sessizlik kabulden gelir) demediniz? Öyle deseydiniz, sözünüze eski söyleyişin ses ve anlam güzelliğini verebilir miydiniz? Ben sizin dilinizi beğenirim.. zaman zaman argo'ya kaçsanız da, birçok görüşünüze katılmasam da mizahla karışık arı-duru üslubunuzu takdir etmişimdir. Size birşey daha sorayım: günlük konuşmalarınızda "olanaksız, sorunsal, yaşamsal" diyor musunuz? Eminim demiyorsunuzdur. Çünkü, yeni bir kelimenin dilin malı olması için en az birmilyar kere kullanılması gerektiği, dilbilimin tespid ettiği bilgiler arasındadır. Yenilerini, daha güzellerini vücuda getirip iyice halkın nâtıkasına yerleştirmeden eski kelimelerimizi terkedemeyiz. Terkedersek, dilsiz kalırız, meramımızı anlatmakta zorluk çekeriz.. bugünkü ifade sıkıntısı daha şiddetle kendini gösterir. Onun için, eski yeni demeden dilimizde mevcut (arapça-farsça kökenli çok kelimeli tamlamalar dışındaki) bütün kelimeleri kullanmaya devam etmeliyiz.
|
|
|
|
|
|
|