AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

K R O N İ K  M E D Y A
'Öcalan'a mektuplar' kitabı ve
Kuzey Kore'den gelen son haberler...

"Ora"yla ilgisi siyasi düzeyin ötesine geçemeyen Türk medyasından katiyen öğrenemeyeceğimiz bir ilişkinin (Öcalan-Kürtler ilişkisi) ipuçlarını yakalamak... İkincisi, bu ilişkinin hayli problemli bir ilişki olduğuna dair kanaatimizi sizinle paylaşmak (ki bu nokta bizi, başlıktaki haliyle "alakaya çay demliyor" gibi görünen Kuzey Kore meselesine getirecek).

Gündem gazetesinin (28 Nisan) "Kültür" sayfalarında yer alan "İMRALI'YA AKAN DUYGU NEHRİ" başlıklı haber, "Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a gönderilen mektupların bir bölümü kitaplaştırıldı"cümlesiyle başlıyor... Evet, bu bir kitap tanıtma yazısı... İki nedenle dikkatinize sunmak istiyoruz:

Öncelikle, "ora"yla ilgisi siyasi düzeyin ötesine geçemeyen (buna da şükür mü desek, eskiden sadece askerî ilgiden söz edebilirdik) Türk medyasından katiyen öğrenemeyeceğimiz bir ilişkinin (Öcalan-Kürtler ilişkisi) ipuçlarını yakalamak... İkincisi, bu ilişkinin hayli problemli bir ilişki olduğuna dair kanaatimizi sizinle paylaşmak (ki bu nokta bizi, başlıktaki haliyle "alakaya çay demliyor" gibi görünen Kuzey Kore meselesine getirecek).

"Çiçeğimizi istiyoruz ve alacağız" adlı kitabın tanıtıldığı haberde, "70 yaşındaki dedelerden 11 yaşındaki kız çocuklarına kadar, Öcalan'a gönderilen mektuplardaki duygu yoğunluğu"na özellikle dikkat çekiliyor... Aktarıldığı kadarıyla gerçekten de duygusal mektuplar bunlar, fakat ne yalan söyleyelim, bize epeyce problemli geldi bu duyarlılık... Yer yer "putlaştırma"ya, "kişiye tapınma"ya varan, hatta yer yer dinsel çağrışımları da olan bir duyarlılık bu... Yazıdan bazı cümleleri aktarınca ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacak:

"Biz seninle doğduk, seninle var olduk, yaşam gerekçemiz sizsiniz..."

"Tarihsel örneklere de yer verilen mektuplarda, 'Hz. Musa'nın vaat edilen topraklara ulaştırdığı halk tarafından dışlanışı, Sokrat'ın eline baldıran kupasını tutuşturan, İsa'yı çarmıha gönderen, Mani'nin derisini yüzdüren, Hallac-ı Mansur'u dinsizlikle suçlayan, Bruno'yu engizisyona gönderenler kendi halklarından insanlardı' diye devam eden satırların birçoğu tarif edilmez bir buruklukla 'sana layık olamadık' sözleriyle sona eriyor."

"(Kadınlar) 'Eskiden nereye akacağını bilmeyen ırmaklar gibi olan düşüncelerimiz, duygularımız ve umutlarımız, geleceğimiz ve varlığımızı boğmak istedikleri deniz, Güneşe ev sahipliği yapan gökyüzüne dönüştü şimdi' diyerek geçmişte sıradan bir yer olan İmralı Adası'nın artık kutsal bir mabede dönüştüğünü haykırıyor." (Özellikle bu bölümde gazetenin, mektuplardaki "kutsallık" vurgusunu nasıl yürekten paylaştığını ve onu büyütmeye çalıştığını net bir biçimde görebiliyoruz.)

"Yine 70 yaşında bir dede yılların yorgunluğu ve bilgeliği ile 'Bu dünyanın dengesi bozulmuş, bu dengeyi kuracak olan yalnızca sensin, barışçı kişiliğindir. Şu dünyada yalnızca sen bunu yapabilirsin. Dünyanın çivisi çıkmış' diye yılların yorgunluğuna karşı içindeki umudu dile getiriyor."

Habere eşlik eden fotoğraflar da "liderin kutsallığı"nı vurgulayan türden... Bunlardan birinde küçük bir kız çocuğu iki ellerini açmış, uzaklardan kendisine yaklaşmakta olan bir ışık huzmesine bakıyor...

KUZEY KORE'DEN GELEN HABER...

Şimdi bütün bunları zihninizin bir yerinde tutun ve dünkü Hürriyet'te (başka gazetelerde de var) yer alan şu haberi okuyun:

"KUZEY KORE'DEKİ TREN KAZASINDA LİDERİN RESİMLERİNİ KURTARMAK İÇİN ÖLMÜŞLER... Kuzey Kore'de geçen hafta trende meydana gelen patlamada ölen 161 kişiden çoğunun, liderleri Kim Jong-İl ile babası 'ebedi başkan' Kim İl-Sung'un resimlerini kurtarmak için kendilerini yanan binaların içine atarak 'kahramanca öldükleri' bildirildi. Kim ile babasının resimlerinin her eve, bürolara, fabrikalara asılması zorunlu tutuluyor. Kuzey Kore'nin resmi haber ajansı KCNA'nın haberinde, 'Ülke halkından birçok kişi, ailelerini ve eşyalarını kurtarmadan önce resimleri kurtardı' denildi."

Haber bu kadar... Şimdi bu haberle Gündem gazetesindeki "mektuplar"ı karşılaştırın... Bugün ne görüyorsunuz? Gelecek için nasıl bir tablo canlanıyor gözünüzde? (A.G.)


Yani Balbay'ın 'kelime-mizah' çabaları da bazen...

Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Balbay'ın kendine has bir mizah anlayışı var... Kelimeleri kâh bölerek kâh onları başka kelimelere eklemleyerek oluşturulan bir mizah bu. Balbay belli ki çok eğleniyor bu işi yaparken, ama bazen... Hadi daha fazla yazmayalım, onun yerine "Kazan-Kazan'dan Kazı-Kazan'a..." başlıklı yazısından (29 Mart) birkaç bölüme göz atalım: "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve strateji suflörü Ömer Çelik, Annan Planı'na kayıtsız şartsız teslim olurken şu sloganı üretmişlerdi: Kazan-kazan! Her iki taraf da kazanacak, kaybeden olmayacak, böylece 40 yıldır devam etmekte olan bir sorun iki tarafın da rızasıyla çözümlenmiş olacak!

"Doğrusunu isterseniz bu kazan-kazan modeli, ilk duyduğum günden beri bende olmadık şeyler çağrıştırmıştı. İlle kazan arıyorlar da içinde bir şey mi kaynatacaklar, diye düşünmüştüm. Birileri kazan kaldıracak da olabilir demiştim... Karıştırılacak kepçeyi buldular da kazanı mı arıyorlar diye de düşünmedim değil!

(...)

"Bunu geçelim... Şimdi Türkiye ve KKTC 'kazı-kazan'dan ne çıkacak, ona bakıyor. (...) Kazı-kazandan başka ne çıkabilir? Bakarsınız kocaman bir 'kaz' çıkar! AB, Türkiye'ye der ki: 'Kardeşim, kazan-kazan olmadı, kazı-kazan yapalım dedik. Kazı-kazan sizde ne anlama geliyor bilemiyoruz ama, biz bir adet kaz kazan demek istedik. Yani al bu kazı, kazan... Kazanan taraf ol, dedik...' Olur mu olur... Kaz gibi politika üretmenin de bir kazancı olmalı!"


Stiglitz'in konferansına ilişkin farklı bir haber

Dünya Bankası'nın eski başekonomisti Joseph Stiglitz, bir konferans için İstanbul'daydı....

Biliyorsunuz, Nobel ödüllü bu ekonomi profesörünün adı özellikle uzun yıllar yöneticiğini yaptığı kurumlara yönelik "asi" açıklamaları sayesinde duyuldu...

İstanbul'daki konferansının konusu da bu çıkışlarına uygundu:

"Küreselleşme: Beklentiler ve Hayal Kırıklıkları".

29 Nisan tarihli gazeteler haklı olarak bu konferansa geniş yer ayırdı. Ancak bu yayınlar içinde bir tanesi vardı ki, barındırdığı ironiyle gerçekten çok farklıydı. Cumhuriyet gazetesinden Özlem Yüzak'ın konferansa ilişkin izlenimlerinden söz ediyoruz.

Yüzak, yazısına "O, aslında bir 'komünist'. İlk gençlik yıllarından beri yoksulun yanında mücadele veriyor, toplumsal adalet, eşitlik için savaşıyor" diyerek başlamış.

Ancak Yüzak'ın konferansa ilişkin izlenimleri farklı kılan satırlar bunlar değil. Yazıya öne çıkan "ironi" asıl şu satırlarda karşımıza çıkıyor:

"Hürriyet ve Akbank'ın sponsorluğunda düzenlenen konferansın 1000'e yakın izleyicisi vardı. 500 dolar ödemek suretiyle Stiglitz'in IMF'yi, Amerikan sistemini yerden yere vurmasını dinlediler. Şirketlerin üst düzey yöneticilerine, bankaların, finans kurumlarının genel müdürlerine küreselleşmede oyunun kurallarını kendi istediği gibi belirleyen ABD'nin çifte standartlarını ve aslında bugün yaşananların bir 'sistem' sorunu oluşturduğunu anlattı."

Nasıl, çok hoş, çok aydınlatıcı izlenimler değil mi?

"Küreselleşme"nin 1000 üst düzey savunucusuna, herbirinden 500 dolar tahsil ederek küreşelleşmenin çirkin yüzünü anlatan bir Stiglitz konferansı!

Güzel ve farklı bir haber, güzel ve farklı izlenimler doğrusu... (K.B.)


Ahmet Uluçay anlatıyor: Bizim buralılar pratik düşünür...

Ahmet Uluçay'ın kim olduğunu bilenlerin sayısı çok olmasa gerek... Uluçay, bu yılki İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışması'nda "En İyi Türk Filmi" Ödülü'nü kazanan sinema yönetmeni... Adını bugüne kadar kısa film meraklıları biliyordu. Çünkü Uluçay bugüne kadar bu alanda epeyce film çekmiş...

Ama bu yıl, "Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak" ile "En İyi Türk Filmi" Ödülü'ne layık görüldü.

Belki duymuşsunuzdur; Uluçay'ın bu ödülü alması üzerine "Vizontele" filminin yapımcısı ve yönetmeni Yılmaz Erdoğan "Seyircisiz filme ödül veriyorlar" diyerek bayağı öfkelenmişti. Neyse, Milliyet'ten Alin Taşçıyan ödüllü yönetmen Uluçay ile çok hoş bir röportaj yapmış. Ortaya "çok hoş" bir röportaj çıkmış, çünkü belli ki Taşçıyan, Uluçay'ın yapıp ettiklerini epeydir yakından izleyen ve sinemaya gönül vermiş bu yönetmenin işlerini takdir eden bir sinema eleştirmeni. Yani özetle, önümüzdeki röportaj samimi olarak değişik bir sanatçıyı anlamaya ve okurlara anlatmayı amaçlıyor.

Ahmet Uluçay, parasız, yoksul bir sinema yönetmeni... Kütahya'nın Tavşanlı ilçesi Tepecik köyünde yaşıyor... Uzun yıllar kamyon şoförlüğü yapmış. (Nitekim eğer imkan bulabilirse bir "yol filmi" çekmeyi düşünüyor.) Hangi imkansızlıklar içinde kısa filmler çektiğini o kadar açık anlatıyor ki...

Uluçay, İstanbul Film Festivali kapanış gecesinde ödülünü eşi Ayşe'ye ithaf ederken şöyle konuşmuş: "Bu salondaki kimsenin tatmadığı bir yoksulluğa katlanmak zorunda kaldığı için." İsterseniz bu haddinden fazla çarpıcı sözleri bir kez daha okuyalım: "Bu salondaki kimsenin tatmadığı bir yoksulluğa katlanmak zorunda..."

İsterseniz bir daha: "Bu salondaki kimsenin tatmadığı bir yoksul...."

Taşçıyan soruyor: "Ailen bu büyük ödüle ne diyor?"

Uluçay: "Sevinmiyorlar, onların yoksulluğuna ilaç olacak hiçbir şey yok ortada. Onlar için değişen bir şey yok..."

Taşçıyan soruyor: "Yakın çevrenden ne tepki aldın?"

Uluçay: "Bizim buralılar pratik düşünür: kaşıkla yenir, bıçakla kesilir, kalemle yazılır. Sinemayla ne yapılır? Verecek cevabım yok. 'Kaç para kazandın?' diye sordular."

Taşçıyan'ın Uluçay'a yönelttiği bir soru da Yılmaz Erdoğan'ın "Seyircisiz filme ödül veriyorlar" şeklindeki eleştirisi hakkında ne düşündüğüne ilişkin.

Uluçay'ın bu soruya cevabı da şöyle: "Ha ha ha, çok hoşuma giti. İyi olmuş."

Durun bitmedi; siz şu tesadüfe bakın ki, Taşçıyan'ın Uluçay ile yaptığı bu güzel röportajın hemen altına da şu haber yerleştirilmemiş mi: "'Vizontele' platosu yağmalandı". Meğerse "Vizontele" filmi için Van'ın Gevaş ilçesinde kurulan platoda yer alan ne varsa hepsi ya yağmalanmış, ya da ağır kış şartları yüzünden yerle bir olmuş. Oysa filmi çeken şirket burayı İstanbul'dan turlar düzenleyerek bir "turizm merkezi" yapmak istiyormuş... (K.B.)


2 Mayıs 2004
Pazar
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED