AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
'Çeşitlilik' dedikleri...

Ben de olsam tereddüt ederdim. İki gün önce basılan 'çıkış' damgasını sayfada görünce, Düsseldorf Havaalanı'nda pasaportumu uzattığım Alman görevli kafasını kaldırıp bana baktı. Çok meşgul ve meşguliyetinin yorduğu bir dünya vatandaşı bilgiçliğiyle, "Ne yaparsın, öyle icap etti" deyiverdim... 48 saat arayla iki kez Almanya; evet bana da biraz fazla sık gibi geldi...

Körber Vakfı servetini sigara üreten makinalardan yapmış bir Alman tarafından kurulmuş; birçok ilgi alanı arasında Türkiye de var. Önce, Almanya'da yaşayan Türkler konusunda araştırmalar yapmış, yarışmalar açmışlardı, şimdilerde sempozyumlarla bu ilgiyi devam ettiriyorlar. Bir süre ara vermiştim ben, bu yıl yapılan sempozyum için dâvete "Hayır" diyemedim...

İyi ki dememişim. Sempozyumun ana başlığını teşkil eden 'çeşitlilik' konusu üzerinde dinlediklerim, dünyanın gittiği istikamet üzerine bir kez daha düşünmemi sağlayan ipuçları sundu bana. Para ile politika, ticaret ile devlet yönetimi arasındaki yakın ilişkiyi bir kez daha keşfetmemi kazanç sayıyorum.

Çok kültürlü, etnik ve dinî açıdan farklı insanların yaşadığı ülkeler var; yabancı işçi kabul etmekle Almanya da onlardan biri haline geldi. Önce yabancılara vatandaşlık vermekte direniyordu, sonra koruma duvarını indirmek zorunda kaldı. Şimdi ise, bünyesine aldığı, vatandaşlık verdiği insanların özelliklerinden nasıl daha fazla yararlanacağı merakında. Sempozyumun bu yılki konusu bu merakı gidermeye yarayabilir...

Ford fabrikası 'çeşitlilik uzmanı' denilebilecek kişilerle çalışıyor. Fabrika, amacını, ürettiği mamulün pazarlanacağı kişilerin özelliklerini öğrenip ona göre davranmakla sınırlı tutmuyor, çalıştırdığı işçilerin daha verimli hale gelmesi için de 'çeşitlilik' uzmanlarının yardımına başvuruyor. Kim neden hoşlanır, kim hangi olaya nasıl tepki verir? Bu arada, daha sağlıklı bir çalışma ortamı için de, toplumda var olan her farklı unsuru bünyesinde barındırmaya bakıyor.

'Çeşitlilik' kavramının böylesine bir amaçla kullanıma girmesi ABD ile başlamış. ABD'nin bu tür konularda moda belirleme özelliği var. Biri, ABD'deki toplum yapısını üstü-altı ile içi farklı unsurlardan oluşan sandviçe benzetti; ülkenin temel değerleri, kurucu felsefesi sandviçin ekmeği gibi, ona hayatiyet katan ve lezzetli hale getiren ise ortasındaki çeşitlilik... Şimdilerde savaş yüzünden bu özelliğini geri plana itse bile, ABD, bunu, Avrupa'yı kıskandıracak kadar beceriyordu.

Böyle toplantılara katıldığımda, özellikle son zamanlarda, bir şey olağanüstü dikkatimi çekiyor: Başka ülkelerden insanlar bizim sorunlarımız üzerinde, bazen bizden daha fazla düşünüyorlar... Bir sinemacı İtalyan filozof, bir Fransız yazar, bir Amerikalı gazeteci, bir dizi Alman bilimadamı, 'çeşitlilik' kavramı konusunda Türkiye'yi ilgilendiren noktaları bizlerle çataçat tartıştılar. Bazen adımıza konuşanlardan çok yabancıları haklı bulduğumu itiraf edebilirim...

Neyse...

Bir ara verildiğinde, Türkiye ve Almanya'dan katılan bizimkiler ve Türkçe bilen Alman dostların yanına, "Ne olacak bu Almanya'nın hali?" sorusuyla yaklaştım. Türkiye'ye gelip kafayı çekince, tıpkı bizimkiler gibi, "Ne olacak şu memleketin hali?" demeye başlayan ünlü fıkradaki Almanı kast ettiğimi sandılar. Düzelttim: Yapılan konuşmalar, bana, Almanlar için karalar bağlatacak kadar kasvetli geldi. Bu tür toplantılarda köşeye sıkıştırılan, sürekli eleştirilen bizler olurduk, kendimizi savunmada güçlük çektiğimiz kaç platformdan ağlayacak durumda ayrıldığımızı hatırlarım... Bu defa toplantıya katılanlar, çağın değerlerini yakalamakta zorlanan Almanya'yı sıkı eleştirdiler; bizler de eleştiri korosuna katıldık. Yıllar ve yıllar boyu, hep Türkiye'nin teşrih masasına yatırılmasına tanık olmuş, her suçlama karşısında yere bakmış kişiler olarak, yeni konumumuzdan zevk ve keyif duyduk...

Bir ara, bir belediye başkanı 'kadınlara özel otobüs seferi' koymaya kalkmıştı da başına gelmeyen kalmamıştı. 'Çeşitlilik yönetimi' anlayışı içerisinde, Almanya'da, otoparkların bir köşesini özürlülerin araçlarına ayırıyorlar zaten; ama bu gelişimde 'kadınlara özel parkyeri' uygulamasına geçildiğini gördüm. Türkiye'den bir katılımcı, "Erkek-egemen bir düşünce: Otomobillerini çarpılmaktan kurtarmak için hemcinslerimiz bu uygulamayı başlatmışlardır" lâtifesini yaptı, ama Almanlar uygulamayı 'çeşitlilik' kavramıyla açıklamakta ısrarlı göründüler...

Buna 'pozitif ayrımcılık' da deniyor. Hakkı gaspedilmiş, ya da yarışa geriden başlamış toplum katmanlarına, kişi, grup ve örgütlere 'farklı davranmak' doğal karşılanıyor. Hatta, devlet ve sistem, bu tür davranışları destekliyor da. Bu yüzden siyasette 'kadın kontenjanı' uygulanabiliyor.

Ülkeye giriş-çıkış işlemlerini yapan görevliler gözüme hep aynı mı gözüküyor ne? Çıkarken de, "Bu ne acele?" der gibi yüzüme bakan, sanki aynı görevliydi...


3 Mayıs 2004
Pazartesi
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED