AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
YÖK'ün politik direnişinin anlamı!

Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın hiçbir kompleks duymadan, art niyete sapmadan başkanı olduğu kurumun üyelerinin TBMM tarafından seçilebileceğini söyleyebilmesi memnuniyet vericidir. Memnuniyetin nedeni de yargının demokrasiye itimat ilan edebilmesi ve atanmışların seçilmişlere yönelik geleneksel aşağılayıcı tavrın terk edilebilmesidir. Üstelik Başkan Mustafa Bumin, "Bir partinin içinden gelip seçilen Cumhurbaşkanı'nın yaptığı atamalar siyasi olmuyor da TBMM'nin seçimi nerden siyasi olsun?" sorusunu da gündeme getiriyor.

Yargı gibi en hassas sayılması gereken kurumun deyim yerindeyse "mesleki lideri" konumundaki kişinin gösterdiği bu demokratik açılıma karşın, üniversite temsilcilerinin içine düştüğü açmaz aynı demokrasi adına hiç de umut verici bir görüntü arzetmiyor.

Türkiye'nin mutlaka halledilmesi gereken birkaç sorunu kime sorulursa sorulsun; herkesin ilk üç sıraya mutlaka yerleştireceği "YÖK'ün değiştirilmesi ihtiyacı"na karşı direnç anlamsız bir gerilime yol açıyor.

Yasa üzerindeki değişim girişimlerini her defasında siyasallaşma suçlamasıyla püskürtmeyi alışkanlık haline getiren YÖK yönetimi, izlediği yöntemle politikanın en profesyonelini yapıyor:

Son genel seçimlere katılan istisnasız bütün partilerin değiştireceğini ilan ekmesine ve sandığın tek başına iktidar modelini ortaya çıkarmasına karşın, YÖK'ün halef-selef yönetimlerinin bu ertelenmesi imkansız değişime gösterdiği direnci politik beceriden başka bir şeyle açıklamak mümkün değildir.

Bulabilecekleri en mutedil tasarıya bile bu denli itiraz yükseltilmesi değişim konusundaki samimiyetlerini de şüpheli hale getiriyor.

Bakanlar Kurulu'ndan en son dün olmak üzere, defalarca tartışılan bu tasarı 46 maddeden oluşuyor ve YÖK'ün Yürütme Kurulu ve Genel Kurul olarak tanımlanan ikili iktidar yapısına son veriyor.

YÖK şu anda 22 üyeden oluşuyor. Tasarı,15 üyeli tek kurul öngörüyor ve Genel Kurul üyelerinin dağılımı da değiştirilerek Cumhurbaşkanının mevcut yasada 7 olan üye seçme hakkı 2'ye indiriliyor. Buna karşılık Bakanlar Kurulu ve Üniversitelerarası Kurul'a 6'şar üye seçme hakkı tanınıyor. Son anayasa değişikliğinden önce Genelkurmay Başkanlığı da YÖK'e bir üye verebilecekti ancak şimdi bu imkan da kalkmış bulunuyor. Bugüne kadar YÖK Başkanlarını Cumhurbaşkanları seçiyordu. Artık bu seçim, bizzat YÖK Genel Kurulu tarafından gerçekleştirilecektir. Ayrıca, YÖK Başkanı ve üyelerinin görev süresi bir defalığına mahsus olmak üzere ve 5 yıl ile sınırlanıyor.

Zaten, YÖK'ün yasaya muhalefetinin gerçek nedeni de burada yatıyor. Çünkü, rektörlerin bir defalığına ve 5 yıl için seçilmesi kuralı nedeniyle kanunun yürürlüğe girmesiyle ikinci defa rektörlüğe seçilenlerin görevleri sona eriyor. Bu hassas madde! halen ikinci dönem görevini sürdüren 8 rektör ile, görev süreleri Temmuz ayında bitecek olan 10 rektörü rahatsız ediyor.

Yeni kanunla getirilen değişikliklerin eskiyle bağları koparan hassa bir maddesi de rektör seçimiyle ilgilidir. Artık bir oy alan rektör adayları ideolojik karakterleri nedeniyle rektör seçilemeyecekler. Çünkü Cumhurbaşkanı'nın önüne atanması için en fazla oy alan iki rektör adayının ismi gidecek. Yani, YÖK'ün rektör seçimindeki rolü bitecek.

Bütün bunların demokratik olmadığını kim söyleyebilir? Bu değişiklikler üniversiteleri politik gerilimlerin sembolü olmaktan çıkaracak ve hiç olmazsa bugüne oranla daha çok bilimsel özgürlüğe yöneltecektir. Akademi, işini yürütmek için laiklik ve Atatürkçülüğü bir maske olarak kullanma imkanını kaybedecek ve kendisinden beklenen işlevleri yerine getirmekle yükümlü olacaktır.

Aynı şekilde, meslek lisesi mezunlarına uygulanan katsayı adaletsizliğini kaldırmanın bir demokratik ödev olmadığını da kimse söyleyemez. İster İmam-Hatipli, ister elektronikçi, ister inşaatçı olsun meslek eğitimi alan gençlerin üniversite sınavında ayırımcılığa tutulması bir eğitim ayıbıdır. Bu tasarıyla, ÖSS'de bütün lise mezunlarına eşit katsayı uygulanması imkanı gelecek. Yani, sınava geren öğrenci puan hesaplaması yöntemi açısından eşit yarışma imkanı bulacak.

Sözün özü, eğitimde demokratikleşme şarttır!


4 Mayıs 2004
Salı
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED