AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Dehşete düşüren vahşet

Hayata 'büyük bir komplo' penceresinden bakanlardan olmadığımı biliyorsunuz; ama bazı gelişmeler benim de kafamın tasını attırıyor... 11 Eylül'den buyana her şeye rağmen koruduğum kafa sağlığım, şimdilerde Irak'tan ABD'ye oradan da bize yansıyan 'sürpriz' gelişmeler yüzünden bozulursa hiç şaşırmayın. Günlerden beri, "Allah, Allah, nasıl oluyor bu?" diye sallayıp duruyorum kafamı...

'Sürpriz' dediğim, Amerikan askerlerinin Iraklı esirlere insanlık onuruna yakışmayan muameleleri değil. "Dijital fotoğraf makinası çıktı, mertlik bozuldu" iddiasındaki İngilizler yanılıyorlar bence; 'dijital makinalar', evet fotoğraf üzerinde oynamaya müsait; ancak o kadar ucuzladı ve kullanımları o kadar kolay ki, artık herkesin elinde bir tane bulunduğu için, işkenceleri de onunla tespit eden çıkabiliyor...

"İktidar bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar" diyen İngiliz Lord Acton, o sözüyle, Irak'taki mutlak iktidarın oradaki askerlerin ahlâkını bozacağını da öngörmüş oluyordu elbette. Siz 'zavallılaştırılmış' bir halkı kendilerini kimbilir ne gören işgal güçleri eline bırakırsanız, onlar da başkalarına itiraf edemedikleri hasta muhayyilelerinde canlandırdıkları her fenalığı esirler üzerinde denerler... Fotoğraflar bunu gösteriyor işte...

Beni şaşırtan işgalcilerin zindanlara tıktıkları kişilere yaptıkları zulümler değil elbette; zafer sarhoşluğu içerisindeki tiplerin zulümlerini kamerayla tespit etmelerine de zerre kadar şaşırmış değilim. Zihnimde dönüp duran iki soru var: Neden o fotoğraflar şimdi ortaya çıktı? O fotoğrafları yayımlayan basın-yayın organlarının amacı ne olabilir?

Bu soruları zihnimden geçirmemi de yadırgamayınız lütfen... Amerika'da fotoğrafları ekrana taşıyan televizyon kanalları, o fotoğraflardan hareketle işgali kınayan gazete ve dergiler, verdikleri olağanüstü destekle, George W. Bush ve yanındakileri Irak'a saldırtan medya organlarının ta kendileri... Şimdi kalemlerini acımasızca kullanan nice yazar, birkaç gün önceye kadar, savaşı ve işgali eleştirenlere öfke boca ediyorlardı...

Hepiniz Amerikan ve İngiliz medyasını izleyecek değilsiniz, kimse sizden böyle bir çaba beklemez. Bu sebeple, ABC, CBS, NBC kanallarında yapılan yayınları, Washington Post, New York Post, Washington Times gibi 'şahin' gazetelerin yorumlarını bir tarafa bırakalım. Peki bizim medya? Hani, 1 Mart tezkeresi sırasında savaşa karşı çıkanları bir kaşık suda boğmaya hazır gazete ve televizyonlara ve yorumculara şimdi bakın... Uzantısı oldukları ABD'deki dostlarından gelen fotoğraf ve yorumları çarşaf çarşaf sayfalarına taşıyıp Iraklı savaş esirlerine uygulanan işkenceleri gözümüze sokup duruyorlar...

Irak'a savaş konusundaki tutumlarından dolayı özür dileyerek yapmıyorlar bunları; tam tersine, işgale destek verdikleri üslupla, aynı pişkin edayla, bu defa işkenceleri afişe ediyorlar... O zaman, benim sorularım da haksız sayılmaz: Ne oldu gerçekten? Ya da ne oluyor?

Kuşkularımı paylaşan eski bir dostla karşılaştığıma sevindim. Henry Makow için 'eski dost' demem lâfın gelişi; kendisinden burada daha önce söz ettiğim için... Yoksa 'scrupples' adlı zekâ oyununun mucidi olan ve kendisini "Ben asimile olmuş Kanadalı bir Museviyim; 1972-73 arası İsrail'de yaşadım, eskiden Siyonisttim" diye tanıtan Prof. Makow'la hayatımda yüzyüze gelmiş değilim... Irak'a savaş açılmasına metanetle karşı çıktığı için, yazdıklarına önem, söylediklerine kulak verdiğim biri Kanadalı profesör...

Prof. Makow, benim burada sorduklarıma benzer sorular eşliğinde bir dizi kuşkusunu dile getirdikten sonra, "Bu işin içinde bir iş var" sonucuna varıyor.

Sorularına bir göz atalım isterseniz: "Neden medya Irak'ta ölen askerlerin sayısını artık her gün veriyor da, bu yılın başında 100'e ulaşmış olan Afganistan'da hayatını kaybedenleri es geçiyor? Neden Bob Woodward, yazacağı kitap Bush'u ve ülkeyi rahatsız edeceği halde Beyaz Saray'da müthiş kabul görebildi? Neden ulusal üç kanalın haber programları tıpkısının aynısı? İşkence fotoğraflarının bu denli yaygınlaştırılması gerçekten basın özgürlüğü sayesinde mi, yoksa 'gizli bir hesap' mı söz konusu?

Son sorudan da anlaşılıyor Prof. Makow'un zihninde yatan, ama o açıkça da görüşünü yazmış zaten: "Hayır, olan-bitenin basın özgürlüğüyle bir ilgisi yok. 'Gizli hesap', Amerikalıların ülkelerine olan güvenlerini azaltmak ve bankerler güdümündeki dünya hükümetinin biçtiği rolü sorgulamadan kabul etmelerini sağlamak..." İddiası bu Kanadalı profesörün...

Siz de bu tespite benim gibi ihtiyatla yaklaşabilirsiniz, ancak bunun zekâsı müsellem bir bilim adamının tezi olduğunu da unutmayın sakın. Tezin temelinde de şu tespit yatıyor: "Irak Savaşı, tıpkı Kore ve Vietnam savaşları gibi, yenilmek üzerine inşa edilmiştir. Müthiş rahatsızlıklara, çilelere yol açsa da başlatıcılarını zengin edecektir. Gizli hesap, Amerikan gururuyla oynamak ve dünyadaki Amerikan aleyhtarlığını daha da azdırmaktır..."

Bu tezi doğrudur, yanlıştır, tartışmıyorum. Ancak aklı başında bir insana, böylesine 'komplo' kokan düşüncelerini kâğıda dökme ihtiyacı duyuran günümüzdeki gelişmeler beni de müthiş rahatsız ediyor, bunu bilesiniz istiyorum. Vahşet dehşete düşürücü gerçekten...


4 Mayıs 2004
Salı
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED