|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Anayasa değişiklikleri paketiyle bir kez daha ortaya çıkan "kadın" sorunu ya da"kadın-erkek" eşitliği meselesi anlamlı dev politik adımların, uluslararası ilişkilerdeki makas değişikliklerinin, AB tartışmalarının, Kıbrıs meselesinin gölgesinde savrulup gidiyor. Bu sütunda hemen her zaman "depolitizasyon"un yüzlerinden birisinin "aşırı siyasileşme" olduğu söyleriz. Makro politik meselelere hapsolmuş, çevresi, kültürü ve ilişkileriyle insanı bu meseleler etrafındaki tartışmaların sıradan aracı kılan "insansız bir siyasileşme" sağlıklı olmanın çok uzağındadır... Hiçbir gelişme tek boyutlu olmaz, tek boyutlu yaşanmaz... Nitekim Türkiye siyaseti iki tür gerilime muhatap... Bir yanda, devlet-siyaset, devlet-toplum ilişkilerini kuşatan "değişim ve direnç gerilimi" var. Diğer yanda ise siyaset-toplum, gelenek-birey ilişkilerini kuşatan"bireyleşme-ataerkillik gerilimi" var. Bunların karşılıklı ilişkisi, bu ilişkileri belirleyen toplumsal dip akıntılar, değerler sistemi, tavır ve tutumlar, sıcak siyasi şablonlara açıklanamayacak kadar karmaşıktır. Bununla birlikte AK Parti'nin, hem zihniyet hem siyaset hem aktive ettiği aktörler açısından bu karmaşıklığın önemli yansıtıcılarından olduğunu kabul etmek gerekir... Bir süre önce yaptığımız bir değerlendirmede şöyle demiştik: "Siyaset ne sadece bugün olduğu gibi sadece 'mayın temizleme' niteliği taşıyan makro adımlardan ne de sadece bu adımların atılabilmesi için gereken 'işbilir' yöntemlerden meydana geliyor. Başka bir deyişle fiili tek parti düzeninde bu tek partinin yıllardır yapılması gerekenleri ustaca, cesaretle ve ilkeli olarak yapıyor, Türkiye'nin önünü açıyor olması; kullandığı modelin ve simgelediği siyaset tarzının aynı oranda doğru ve tartışılmaz olduğunu göstermiyor. Makro açıdan 'doğrular' yapılır, 'doğru adımlar' atılır, 'çarpıcı sonuçlar' alınırken bırakılan tortunun mevcut zihniyet yapısını, siyaset-toplum ilişkilerini olduğu gibi üretip üretmediği, dönüştürüp dönüştürmediği de önemli bir meseledir. Nitekim siyasi alanın genişlemesi, meşruiyetinin artması demokratik düzenin 'gerekli koşulu'dur. Yeterli koşul ise toplumsal, 'katılımcı bir siyasetin devreye girmesi; siyaset-sivil toplum, devlet-sivil toplum ayrışmasının yaşanması, belirleyici ve özerk sivil toplumun önünün siyaset eliyle açılması'dır. AK Parti üzerinden sağ, temel hak ve özgürlükler, demokrasinin kurumsal ilkeleri gibi değerlerle tanışmakla birlikte, faydacı politikalar çerçevesinde birey, sivil toplum, ilke tanım ve oluşumu açısından sorunlar süregitmektedir..." Nitekim Ak Parti, zaman zaman 1970'lerin sağcı söylemine tutunmakta, kadın, birey, beden konusunda çağdışı bir tutum takınıyor. Bu tutum yerel değerlerin evrensel değerlerle bir araya getirilmesinden çok, yerel değerlerin bildik düzenleyici hükümranlığını, içe kapalı bir toplum modelini ifade ediyor. Kadın meselesi bu duruma ilişkin en açık, en çarpıcı örnek... Nitekim TBMM Anayasa Komisyonu'nundaki 6 AK Parti milletvekilinden 4'ü, Anayasa'ya "devlet kadın-erkek eşitliğini hayata geçirmekle yükümlüdür" ibaresinin eklenmesine bile karşı çıkabiliyor. Keşke sorun sadece burada olsa... Bu hafta Türk Ceza Kanunu Alt Komisyonu TCK Tasarısı üzerine çalışmalarını tamamlayacak. Ve tasarı mevcut haliyle kadınların insan hakları ihlallerini meşrulaştırmaya ve vatandaşların hak ve özgürlüklerini kısıtlamaya devam ediyor. Namus Cinayetleri, Bekaret Testleri, Müstehcenlik ve Hayasızca Hareketler gibi çok önemli maddelerde, kadının insan hakları ihlallerine yol açacak ve vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayacak çağ dışı düzenlemeler olduğu gibi duruyor. Türkiye hem bir fırsat kaçırıyor; hem yarının doğru siyasetinin ipuçlarını üretiyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |