|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Tek tek olaylara ve ayrıntılarına takılmayın, yazacağım doğru bir gözlemdir: Türkiye dış politikada 'farklı formüller' üretmeye başlayınca neler olduğunu hep beraber gördük; bugün Irak bataklığı içerisinde biz yoksak, Kıbrıs'ta 'bir adım ileri' görüntüsüyle olumlu bakışları üzerimizde toplamışsak, ülkemizin öneminin arttığından söz edebiliyorsak, bunları, o 'farklı formüllere' borçluyuz... Sıra iç politikadaki dengelere gelince, ne hikmetse, hiç 'yeni formül' üretilemiyor. Kör parmağım gözüne, hep tahmin edilen çıkışlar ve karşı-çıkışlarla karşılaşıyoruz. Zaten karmaşık sorunlar bizim elimizde daha da karmaşıklaşıyor. Düğüm düğüm içinde, bir adım öteyi göremiyoruz. Büyük İskender'in 'kördüğümü' nasıl çözdüğünü biliyoruz. Kristof Kolomb'un yumurtayı dik oturtmayı nasıl başardığını da... Yeter ki eldeki verilere çok fazla kafayı takmayalım, en çözümsüz sanılan sorunların içinden tereyağından kıl çeker gibi çıkmak mümkün. YÖK ile hükümet arasındaki meslek liseleri açmazı da, hükümetle muhalefetin kadın hakları konusunda kilitlenmesi de aslında herkesi memnun edecek tarzda çözülebilecek sorunlar; ama kimse 'farklı formül' peşinde koşmadığı için kolayca 'kriz' haline dönüşebiliyorlar... Acaba Edward de Bono'yu mu imdada çağırsak? İngiltere'nin İrlanda'da çektiklerini biliyorsunuz. IRA terörünü geride bırakabilmek için, İngiliz hükümeti, bir yandan "Teröristlerle görüşmeyiz" derken bir yandan da perde gerisinden pazarlıklar yürüttü yıllar boyu. Pazarlıklar büyük çapta olumlu sonuç verdi, ama bir noktada tıkanıklığın çözülemediği ortaya çıktı: İngiliz hükümeti IRA örgütünün elindeki silâhları teslim etmesini istiyor, IRA ise, anlaşma bozulduğunda silâhları teslim ettikleriyle kalacaklarından hareketle, "Asla olmaz" inatçılığından vazgeçmiyordu. Her konuda anlaşıldığı halde silâhlar konusunda yaşanan karşılıklı inatlaşma yüzünden, İngiltere'de ve İrlanda'daki İngiliz hedeflere karşı terörist eylemler devam etti. Başka konulara ayrılabilecek değerli maddi kaynaklar terörle mücadeleye akıp gitti... İngilizler'in aklına, de Bono'yu işin içine katmak o sırada geldi. Edward De Bono 15 yaşında üniversiteye girip 21 yaşında doktorasını tamamlamış bir dâhi. 22 yaşında Oxford Üniversitesi'nde ders vermeye başlamıştı. Oxford ve Cambridge üniversitelerinden üç, Harvard ve Londra üniversitelerinden birer olmak üzere tam beş bilimsel derecesi bulunuyor. İlgi alanı 'farklı düşünme tekniği' olan de Bono'nun pek çok eseri Türkçe'ye de çevrilmiş bulunuyor... Yukarıda İngiliz hükümeti ile IRA arasındaki ihtilâfı aktardım. İki taraf 'silâh' konusunda kilitlenmiş durumdayken, nasıl olduysa birinin aklına, "Konuyu bir de Edward de Bono'ya danışalım" fikri geldi. De Bono, tarafları da dinledikten sonra, o ana kadar kimsenin düşünemediği ancak ifade edildiğinde "Ne kadar da basit" dedirten 'farklı bir formül' ile ortaya atıldı: "İngiliz hükümetinin kendisine teslim edilmesini istediği silâhları, IRA, satarak elinden çıkartsın..." Hükümete, "Sizin derdiniz IRA'nın elinde silâh kalmaması değil mi; bu yolla kalmıyor işte" derken, IRA'ya da, "Satıştan elde ettiğiniz parayı, anlaşma bozulup yeniden silâha ihtiyaç duyduğunuzda o amaçla kullanırsınız; hiçbir sorun çıkmazsa, parayı, İrlanda'daki sosyal programlar için kaynak yaparsınız" aklını verdi de Bono... Dediği gibi yaptılar... Malta'da yaşayan bilimadamının felsefesi "Çözüm bulunmayacak sorun yoktur; yeter ki, eldeki verilere ve klasik düşünce kalıplarına takılıp kalmayalım" biçiminde özetlenebilir. 'Farklı formül' arayışı, çözümsüzlüklere çözümü -hatta çözümleri- gündeme getirebilir... De Bono'nun kullanmaktan hoşlandığı bir sorun ve çözüm tarzını da aktarayım sizlere: Çıktığı bir seferden büyük para kazanacağı umudundaki bir tüccar tefecinin birinden hayli yüklü bir borç alır. Ancak, sefer kötü geçer, elinde avucunda ne varsa hepsini kaybeder tüccar. Borcun vâdesi geldiğinde kapısına dayanan tefecinin gözü tüccarın dünya güzeli kızına takılır. Borcu ödemediği taktirde hapse düşeceğini, ailesini de rezil edeceğini hatırlattıktan sonra, "Kızınla evlenmeme izin ver, borcunu sileyim" der tüccara; reddedilince 'son' olduğunu söyleyerek bir teklif yapar: "Yoldan biri beyaz diğeri siyah iki taş alıp şu torbaya atacağım; kızın torbadan beyaz taşı çekerse borcunu sileceğim, kızın da seninle kalacak. Siyah taşı çekerse borcun yine silinecek, ama kızın benimle evlenecek..." Tüccarın elinde iki alternatif vardır: Teklife kulak tıkayıp hapse düşmek veya tefecinin teklifini kabul edip yüzde 50 şansla hem parasını hem de kızını kurtarmak... Kızı, "Baba" der, "Eğer şans yaver gitmezse, o taşı bağrıma basar, bu namussuz herifle evlenirim..." Kabul ederler, ama kız bir şeyi fark eder: Tefeci, namussuzluğunu, 'biri beyaz biri siyah' dediği halde kaşla göz arasında torbaya siyah iki taş atmaya kadar vardırır... Torbadan hangi taşı alırsa alsın, taş siyah olacağı için, kız adamla evlenmek zorunda kalacaktır... Acaba bu açmazdan bir çıkış olabilir mi? Siz o kızın yerinde olsanız, hem babanızı borçtan kurtaracak, hem de tefeciyle evlenmeyeceğiniz bir 'farklı formül' bulabilir miydiniz? Üzerinde bir gün düşünmeye değer sanıyorum...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |