AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Düşmanlık

İmam Hatipler konusundaki bir yaklaşımı ne yazık ki "Düşmanlık" olarak nitelemek zorunda hissediyorum kendimi. Ve bu sadece "İmam Hatip düşmanlığı" da değildir, bir "çizgi düşmanlığı"dır. İmam Hatip "o çizgi"nin somutlaşmış hali göründüğü için düşmanlık ediliyor. O çizgi "Muhafazakar"lıktan "İslam duyarlıklı" olmaya kadar uzanan, ama genelde Türkiye insanının çoğunluk ortalamasını veren çizgidir. O çizgi aşağı yukarı bütün sağ partilerle paraleldir ve Türkiye'de bir kesim o çizgi ile ve hangi partide yoğunlaşmış olursa olsun çoğunluk iradesi ve dolayısıyla demokrasi ile sorunludur.

Bilgi eksikliğine dayanan karşı fikri bilgilendirerek değiştirmek mümkündür. "Düşmanlık" bilgilendirilerek değiştirilemiyor oysa.

Yazılanlara bakıyorum, buram buram "düşmanlık" kokuyor. Varlığına karşı olduğunuz bir oluşumun, varlığına mani olamıyorsanız, en kuşatılmış olmasını ve kısır kalmasını bekliyorsunuz. İmam Hatiplere yönelik kuşatma böyle oluştu, böyle sürdürülmek isteniyor. İHL'leri besleyen halk iradesi ve onun siyasi iktidarlara yansıyan boyutu ise yumruk tehdidi ile sindirilmeye çalışılıyor.

Bu bir "çizgi düşmanlığı"dır dedim.

Bakın şimdi, saçını sakalını medya alanında ağartmış "saygın" kabul edilen bir gazeteciden bir cümle alacağım: "Başbakan, Dışişleri Bakanı, TBMM Başkanı imam hatip kökenlidir." Bilin bakalım bu cümlede ne yanlıştır?

Evet bildiniz, Dışişleri Bakanı ve TBMM Başkanı İmam Hatip kökenli değildir. Birisi Kayseri, diğeri Manisa Lisesi mezunudur. (Eminim yazısı olacaksa bugün bu yanlışını düzeltecektir Güneri Bey)

Böyle bir konuda neden yanlış yapar "saygın" bir gazeteci? Bence "İHL karşıtlığı" "düşmanlık" haline dönüştüğü için.. Yani soğukkanlılık kayboluyor, kategorizasyon başlıyor ve "çizgi düşmanlığı", varolduğunu sandıkları yaygın "İHL alerjisi" ile bütünleştirilmek isteniyor.

"Doğan Grubu" medyasına baktım, genel hava (Taha Akyol dışında) düşmanlığın çeşitlemesi halinde.

Bakınız, Radikal'in dengeli üslubunu bildiğim yazarı İsmet Berkan "İmam - hatipliye var, kadına yok" gibi o derin düşmanlığı besleyen bir başlık atıyor yazısına. Yazıya bakıyorum, bir yerde "olumsuz anlamda ayrımcılığa uğradığı öne sürülen meslek lisesi mezunları"ndan "meslek liselilerin üniversiteye giriş şartlarının düzeltilmesi"nden söz ediyor, yani ortada bir olumsuzluk ve düzeltilmesi gerekli bir durum" bulunduğunun farkında olduğunu belirtmiş oluyor, ama bir başka yerde "getirilmek istenen değişiklik imam hatipliler lehine bir pozitif ayrımcılıktan başka bir şey değildir" ifadesine yer veriyor. "Olumsuz ayrımcılığa son verme, ya da düzeltme mi pozitif ayrımcılık mı? Nerede İmam Hatipliler için pozitif ayrımcılık? Bunlar ne yazık ki "cephe" duygusunun kalemleri eğip büken ürünleri...

Bu çerçeveden bakınca "Düz liselere haksızlık" gibi yaklaşımları da, "düz lise hakkı"nı savunmak sadedinde değil, ne yazık ki, "düz liseleri İHL'ye karşı cepheleştirmek" mantığı içinde okumak gerekiyor.

Bu "cephe duyguları"na saygı duymak ise mümkün değil.

Bunların tamamının da varıp, anti demokratik bir zeminde buluştuğunu herkes adı gibi biliyor. Milliyet "28 Şubat'ın rövanşı" diye başlık atmış. Bu başlıktan gelen en net mesaj, Milliyet'in "28 Şubat'ın anti demokratik eylemlerine sahiplendiği" sonucudur bir, ve "bugün 28 Şubat duygularını harekete geçirme çabasıdır" iki... ve AB ile ilişkiler çerçevesinde demokratikleşme sürecinin yaşandığı bir ortamda bu yapılan ayıptır üç... Doğan Grubunun amiral gemisi Hürriyet'in Genel Yayın Yönetmeninin çizgisi başından beri 28 Şubat'la birebir çakıştığı için, onun İHL konusundaki "cephe" duruşunu çok anlaşılır buluyorum.

Ancak bunlar ülkeye barış getirmiyor. Siyaset zemininde sürekli bir "28 şubat sendromu" tutuyor. "İHL'li hep boğulsun" demek, "içine sindirsin", "dayatılanı kabul etsin ya da yok olsun" demek sosyal barışı aramak demek değildir..

........

Düzenlemenin değerlendirmesi:

-Katsayı sistemi bütünüyle sakattır. Geçen yıl, ÖSS'de aynı öğrenci hem sayısalda hem sözelde Türkiye birincisi oldu. Aynı öğrenci, alana göre katsayı düzenlemesi sonucu, alanı sayısalsa sözelde, sözelse sayısalda tercih yapmak istediğinde, birincilik puanına rağmen çok çok altında puan alan öğrencilerle aynı kaderi paylaşmak zorunda kalacaktı. Yani birincilik fen, anadolu veya düz lise öğrencisi için de katsayı uygulamasının kurbanı olmayı önleyemeyecekti.

-Alana göre katsayılar arasındaki farklılığın (0.8 - 0.3'e göre) azaltılması (0.80 - 0.60 - 0.45) alan değiştirmeleri daha katlanılabilir hale getiriyor. Ancak bir puanın bile büyük kaymalar getirdiği bir sistemde, bu düzenleme de sancıları gidermeyecek.

-Meslek liseleri normal liselerle sınav sonuçlarının değerlendirilmesi açısından eşitleniyor. Ancak hangi meslek lisesinin hangi alanda (sözel, sayısal, eşit ağırlık) eğitim verdiğini MEB Talim Terbiye Kurulu belirleyecek. Bunun tartışmalara yol açması ihtimali var. Söz gelimi İHL'ler hangi gruba girecek sorusu cevabı merak edilen bir soru. Ya da "Sözele mahkum edilir miyiz?" kaygısı, hatta "YÖK sözel puanla öğrenci alan fakülteleri sınırlarsa" kaygısı yaşıyor. Eski uygulamada İHL'liler de normal liseliler gibi ikinci sınıftan itibaren alan tercihi yapabiliyorlardı.: Bu sistem yeniden devreye sokulabilir.

-İHL'nin "meslek lisesi" sayılması ciddi bir risk oluşturuyor. Bu 28 Şubat düzeninin istediği şeydi. Bu, Başbakan'ın ve Milli Eğitim Bakanı'nın da paylaştığı "veliler çocuklarını bu okula sadece din görevlisi olsun diye göndermiyor" şeklindeki doğru değerlendirmeyle de bağdaşmıyor. Ak Parti iktidarınca yapıldığı için altı çizilen bu tanımlama, ilerde kötü niyetlilerin eline çok olumsuz bir biçme aracı verebilir, endişesini yabana atmamak gerekiyor.


6 Mayıs 2004
Perşembe
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED