AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
'Ufak bir iş' demeyin DGM'ler kaldırılıyor

Yapılan son anayasa değişikliği ile 1980'erden bu yana adaletsizliğin, hukuk dışılığın simgesi haline gelen Devlet Güvenlik Mahkemeleri ortadan kaldırılıyor.

Bu mahkemelerin kaldırılması ile yargının sorunları birden bire çözüme kavuşacak değil.

Buna rağmen DGM'lerin kaldırılması bir dönüm noktası sayılmalı. Artık astığı astık, kestiği kestik DGM savcılarının dönemi sona eriyor.

Verdiği kararlarda, kanunların eşit uygulanması ve hukukun genel ilkelerine bağlı kalınması gibi temel yaklaşımlara boş vererek, sadece devletin ve güvenlik anlayışlarının ihtiyaçlarına uygun davranan bu olağanüstü yargı kuruluşları, Türkiye'de adalet fikrini büyük ölçüde zedeleyen nedenlerin başında geliyor.

Bugün Türkiye'de çoğunluk, -başta yüksek yargının başındaki yetkililer olmak üzere- yargının gerçek adaleti sağlayamadığını ve bağımsız olmadığını söyleyebiliyorsa, bu biraz da DGM'lerin yargı sisteminin dengesini bozması nedeniyledir. Türkiye, parlamentosuyla, geçmiş hükümetleriyle ve diğer kurumlarıyla, son 25 yıl içinde adalet fikrine ve topluma büyük zararlar veren bu yapıyı ortadan kaldırmak bir yana değiştirememiştir bile...

En önemli değişiklik, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği kararlar sonrasında mahkeme heyetinde bulunan rütbeli asker kadrosunun kaldırılması olmuştur.

Biz geçmişi çok çabuk unutan bir milletiz. Çoğumuz DGM'lerde iki sivil yargıçın yanısıra yargıç olmayan rütbeli bir askerin de bulunduğunu ve binlerce insanın kaderini değiştiren kararlara imza attığını ne çabuk unuttuk?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu nedenle önüne getirilen birçok davada Türkiye'yi mahkum etti. Türkiye bu nedenle bir yığın tazminat ödedi ve ödemeye devam ediyor. Dava açamayan binlerce mağdurun ise, bu mahkemeler nedeniyle çektikleri acılar, işkenceler, cezaevlerinde yattıkları süreler, mahkeme kapılarında yaşadıkları azaplar ise kimsenin aklına bile gelmiyor. Avrupa Mahkemesi, mahkeme heyetindeki rütbeli askerin sivil yargıçla değiştirilmiş olmasını da yeterli görmüyor.

Çünkü bu mahkemeler kuruluş amaçları itibarıyle 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı olağanüstü mahkemelerdi. Yarı askeri idiler ve amaçları sadece devlete yönelik suçlarla ilgilenmekti. Yani devletin güvenliği ile ilgili davalara bakmak amacıyla kurulmuşlardı.

Devletin güvenliği denilen ve her tarafa çekilebilen kavram işin içine girince, fikir suçları ve temel hak ve özgürlükler de hemen bu mahkemelerin görev alanlarına girivermişti. Konu devletin güvenliği olunca akan sular durduğu için güvenlik ve istihbarat örgütleriyle bu mahkemeler arasında sıkı bir işbirliği oluşmuştu.

Hatta DGM savcılarının adalet bakanlığından çok, Milli Güvenlik Kurulu ile daha yakın ilişkiler içinde olduğu söylenmekteydi.Birçok dava vesilesiyle ortaya çıkan olaylar bu görüşü doğrular nitelikteydi.

DGM savcıları kendilerinin özel bir misyonla, devleti korumak ve kollamak göreviyle o makama getirildiğine inandıkları için, yasaları zorlayarak yetkilerini kötüye kullanmak bahasına, vatandaşlar üzerinde güç gösteri yapmayı da adet haline getirmişlerdi.

Mesela Ankara'daki bir DGM savcısı, sadece ifadesine başvuracağı bir insanı gece yarısı, suçüstü halinde yakalanmış cinayet faili ya da tehlikeli bir hükümlü gibi yaka paça evinden aldırıp Ankara'ya huzuruna getirtmekte bir sakınca görmüyordu.

İleride, DGM'lerin faaliyetlerini ve aldıkları kararları inceleyecek olan araştırmacılar, çok uzak olmayan bir geçmişe ait bu ibret verici olayları arşivlerden çıkarıp genç kuşaklara mutlaka aktaracaklardır. Ben ayrıntılara girmek istemiyorum. Bu mahkemelerin en ibret verici uygulaması, hala tartışılan eski DEP milletvekilleriyle ilgili mahkumiyet kararları olmuştur.

Bu milletvekilleri, daha sonra emekli olmuş bazı paşaların da itiraf ettikleri gibi, devletin belli katlarında alınan kararlar uyarınca önce Meclis kapısında yaka paça yakalanmışlar, sonra da onlara uygun bir suç oluşturularak DGM'lere havale edilmişlerdir. Milletvekillerinin yargılanmaları siyasi bir kararla olmuştur ve bu karar uyarınca 15'er yıl hapis cezasına çarptırılmaları da bu bağımsız olmayan, hatta belli odaklara bağımlı sayılan bu olağanüstü mahkemeler eliyle yapılmıştır. Ne var ki Avrupa Mahkemesi, bu mahkemelerin yaptığı yargılamanın adil olmadığına karar vermiştir. Bunun üzerine yargılamanın yenilenmesi istenmiş, ama mahkeme, önce verdiği ve adil olmadığı Avrupa Mahkemesi tarafından belirlenmiş olan eski kararında israr etmiştir.

Üstelik de, hükümetin DGM'leri kaldırmaya yönelik anayasa değişikliğini Meclis'e sunmaya hazırlandığı bir sırada bunu yapmıştır. Hükümetin anayasa değişikliğini sunmasıyla DGM'ler 'adil olmayan yargılama' konusunda son faaliyetlerini de gerçekleştirmiş olmaktadır. Türkiye, artık bu mahkemeler nedeniyle Avrupa'da dava kaybetmeyecek ve tazminat ödemeyecektir.

Bu değişiklikle -Bunu Avrupa istemiş olsa bile- "Güvenlik mi, kişisel özgürlükler ve insan hakları mı?" tartışmasına çok önemli bir açıklık getirilmektedir. Böylece 12 Eylül darbe anayasasının bir kurumu daha ortadan kalkmaktadır. 'Canım ne olacak?' demeyin. DGM'lerin kaldırılması öyle 'ufak bir iş' değildir.


6 Mayıs 2004
Perşembe
 
KORAY DÜZGÖREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED