|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Siz, size ne gösterilirse onu bilirsiniz. Siz de tabii, mahatabınızda gösterdiğinizden ibaretsiniz. Gerçek gösteridir yani, tamamı koca bir yalanın parçalarından müteşekkil olsa da. Yeryüzünde yalanı gerçekleştirmenin sağlaması böyle yapılır, en başarılı göstericiler de -evet bildiniz- mütehassıs yalancılardır. Asıl gerçekleri mi sordunuz, onlar hiç varolmadı ki! Kendi gerçeğini varederek ortak dolaşıma sokmak olarak tanımlayabileceğimiz gösteri, görünmeyeni elinin tersiyle iter. Çünkü o görülmediği için bilinmeyendir ve insanoğlu çoğunlukla bilmediğine düşmandır. Bilinmeyi istemek, herhalde bundan doğmuş olmalıdır. "Peki ya yalancının mumu hikayesi" ne olacak derseniz, o da işte ancak gösteriden sonra sönecektir. Bütün bir gösteri dünyasının tarihinde ilk kez olarak, "köylü kadın-hizmetçi" figürünün dışına taşarak kentli, modern, üniversite öğrencisi olarak bir başörtülü karakter "gösteren" Alacakaranlık dizisi, "toplumun hassasiyetlerini kaşımak" suçundan ihtar aldı. Eleştirmen, bir yandan 'sakın ha' şeklinde parmağını sallayarak, bir yandan da 'sizin iyiliğiniz için' tavsiyeleriyle süslediği uyarı yazısında, "dizide başörtülü arkadaş edinen ve kapanmayı düşünen karakter, açık kalsa da dert, örtünse de" diyor mealen. "Siz bu işi fazla kurcalamayın, boyunuzdan büyük işlere bulaşmayın!"
Hassasiyet ne demek?
Kenan İmirzalıoğlu'nun canlandırdığı Ferit Komiser'in kızkardeşinin, üniversite öğrencisi başörtülü arkadaşının hikayesine yer verilen dizide, genç kızın başörtülü olmasından kaynaklanan nedenlerle acı çektiğinden, toplumsal arenaya çıktığında kapanmanın, hayatını böyle sürdürmeye çalışmanın getirdiği iç ve dış sıkıntılarından bahsedildi. Birileri ilk kez içtenlikle ve gerçekten konuştu ya, uyarmak lazımdı bu densizliği. Ve yıllara yayılan bir sürede, gerçeği göstermeme fikri üzerine bina edilmiş gösterinin bekası adına uyarı yapıldı: "Dur bakalım, Toplum Hassasiyetleri..." Ama işte, şu "toplumun hassasiyeti" denilen sakil tanımın, yalanlar orkestrasının biteviye tekrarlanan nakaratında, kulaklara çalınan cırtlak seslerden sadece birisi olduğunu görmek hiç de zor değil, fasulye deneyi kadar bile efor gerektirmeyen ufak çaplı bir araştırmayla hem de. Şöyle oluyor: Sokağa çıkıyorsunuz, önünüzden geçen 10 kadını aritmetik olarak başı açık ve örtülü olarak sayıyorsunuz. Sonuç inanılmaz ama gerçek, şaşkınlığa düşmeyin lütfen, çünkü toplum hassasiyeti sokaklara pek uğramıyor.
Gösteri görmese de
Başörtülüye evinin kapısı ya da tarlasının çiti dışında tahammül etmekte zorlanan "aman gözümüz görmesin"ciler bilmeme, göstermeme, görmeme konusunda inatla direniyor direnmesine ancak, artık birilerinin çıkıp görülmeyerek yok edildiği sanılan gerçeği "budur kardeşim" diyerek deklare etmesi gerekiyor. Onların da şehirli, modern, başı açık, eğitimli, çalışan kadının "Saçımın balyajı kötü mü durdu, ay insan içine çıkamayacağım"ları kadar "ciddi" olmasa da, yaftalanarak dışlandıkları kamusal alana tutunmaya çalışırken yaşadıklarını, bir insan olarak tecrit edilmenin oluşturduğu derin bunalımını yani, göstermek gerekiyor. Ellerinde yıldızlı diplomalarıyla, ancak kafa yormakla geliştirilebilen süper becerileriyle, her işin altından kalkabilecek zihinsel yetenekleriyle bile dahil olamadıkları bu oyuna, bir omuz darbesiyle dışarı itildikleri çitin içine, uzaktan bakma hallerine de, birilerinin yakından bakması gerekiyor. Tecrit cezasının TV'den olsun kaldırılması yani. Gösterinin görmeyerek yoketmeye çalıştığı şey bitmez bir türlü, derinleştirir çünkü kendi kuytu köşesini.
İnsanlık susarsa
Bir de tabii, gösterilene kadar varlığından haberdar olunmayan Amerikalı işkencecilerin, insanlığın başını utançla önüne düşürecek kadar vahşet yüklü fotoğrafları var ki, yeryüzündeki bütün insanları, ama her birini yakalarından tutup "yalana sustunuz" diye sarsma nöbetine varacak kadar çıldırtıcı bir manzara arzediyor. İnsan düşünüyor, "Barış götürüyoruz" havarileri fotoğraflardan yılışık yılışık gülerken, yer nasıl galeyana gelip altındaki ateşi püskürtmüyor? Yeryüzü yani, kendini nasıl tutuyor? Ama, bütün bunlardan daha korkuncu da olabilir. İnsanlık şimdiden sonra bile, sus pus olabilir. En kötüsü de bu olabilir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |