|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Evin neşesi küçük bir çocuk... Olay Avustralya'da geçiyor ve bu ayrıntı, Avustralya'nın bozuk 2 doları 1 dolardan daha küçük olduğu için önemli. Aile fertleri biraraya geldiklerinde hep aynı oyunu oynuyorlarmış: Çocuğun önüne biri 1 diğeri 2 dolarlık parayı koyup, "Birini seç, senin olsun" diyorlarmış ve çocuk her zaman daha büyük olan 1 doları seçince de kahkahayı basıyorlarmış... Günün birinde, eve gelen bir yabancı, küçük çocuğu kenara çekip, "Ötekini seçersen daha çok şey alırsın, çünkü o küçük ama daha değerli" öğüdünü vermiş... Çocuk, 'akıllı' büyüğün yüzüne bakıp, "Öyle olduğunu ben de biliyorum amca" demiş, "Ama daha değerli küçük parayı alırsam, benimle bir daha aynı oyunu oynarlar mı?" Aslında, herkesin -özellikle politikacıların- durup üzerinde düşünmeleri gereken bir akıl o küçük çocuğun sergilediği... Bilmiş görünme veya daha fazlasına tamah etme yüzünden kimbilir ne fırsatları elimizin tersiyle itiyoruz. Sizin çevrenizde de var mıdır, ama benim öyle epey tanıdığım olduğu için iyi bilirim: Bazı insanlar sorundan hoşlanırlar; bazen durduk yerde sorun çıkarttıkları bile olur. Bir bölümü gerçekten sorunları çözebilecek zekâ düzeyindedirler ve çözdükleri her sorunla zekâlarının biraz daha bilendiğini bilirler. Satranca merak sarsalar ya, hayır, devletle, ülkeyle, kendilerinin veya başkalarının servetiyle oyun oynamayı severler... Bu tipleri siyasete sokmayacaksın, sorumlu bir yere getirmeyeceksin; onlar için ideal konum 'danışmanlık' olabilir. Çözüm önerilerini dinleyip en zararsızını seçmek mutlaka karar vericinin yetkisinde kalmalı... Ancak, toplumda sorun çözenlere veya bu amaçla kafa patlatanlara da müthiş ihtiyaç var. O tipler bazen öyle çözümlerle karşımıza çıkabilirler ki, büyük dertlerden veya masraftan kurtulabiliriz. Bazıları her şeyi pahalı tarafından ve kendilerini de zora sokacak şekilde öğrenirler. İlk kez astronot göndermeye kalktıklarında, uzayda yürürken not almak için gerekli kalem bayağı sorun olmuş Amerikalılar için... Geleneksel dolma kalemlerin, tükenmez kalemlerin çalışmadığı görülmüş uzayda; bunun üzerine NASA bir firmaya konuyu ihale etmiş. Fischer firması aylar süren ve yaklaşık 4 milyon dolar harcanan bir araştırmanın sonunda, içine nitrojen koyduğu ve bu yolla mürekkebi hareket ettiren bir kalem teslim etmiş NASA'ya... Rusların da astronotları vardı bir zamanlar, peki onlar bu sorunu nasıl çözmüşler, dersiniz? Edward de Bono doğru düşünme tarzını anlatırken bu örneği kullanıyor. "Zihninde bir kavram varsa, ilk sorman gereken 'Bunu nasıl hayata geçiririm' sorusu olmalı. Kavramı izole etmeli, belirginleştirmeli, tanımlamalı, istersen değiştirebilmeli ve hayata geçirmek için yol aramalısın. Seçenek bulmak için ilk yapılması gereken kavramlaştırmadır" diyor. Uzay kalemi sorunuyla karşılaşan Ruslar, sorunu, "Ağırlık olmayan bir ortamda yazacak bir şeye ihtiyacımız var" diye kavramlaştırmışlar ve bedavaya çözmeyi öyle başarmışlar: Kurşun kalem uzayda çalışmış çünkü... Düşünün bakalım, ülkemizin dev sorunlarının altından kalkmak için kimler, nasıl müthiş masraflı projelerle ortaya atılıyorlar; aynı sonucu zahmetsiz, daha önemlisi ucuza veya bedavaya almak mümkün iken hem de... Bir çuval inciri berbat edenler, tadını çıkartarak keyfini sürecekleri bir ortamda kendilerini ne yapacağını bilemez hale düşürenler... Parasıyla veya gücüyle rezil olanlar... Hiç de az değil bizim ülkemizde... Değişik çalışan, düz mantığın ötesiyle konulara yaklaşan akıllara ihtiyaç çok... Edward de Bono'nun 'tefeciye borçlu tüccar ile güzel kızı' açmazını dün buraya taşımıştım. Tefeci, vâdesi gelen borcu tahsil için tüccarın kapısına dayandığında kızın güzelliğinden gözü kamaşmış, "Ver kızını, borcunu sileyim" demiş tüccara... Cevap olumsuz gelince, "Yoldan biri beyaz diğeri siyah iki taş alıp şu torbaya atayım, kızın beyaz taşı çekerse, o benimle evlenmekten sen de borçtan kurtulursun; siyah taşı çekerse, kızınla evlenirim, borcun silinir" teklifini ortaya atmış tefeci... Yüzde 50 kurtuluş şansı kızı umutlandırmış, "Ne yapalım, siyah taşı çekersem, bağrıma basar, tefeciye giderim" demiş... Karşısındakilerin râzı olduğunu gören tefeci, kaşla göz arasında, yerden ikisi de siyah taşı alıp torbaya atıvermiş... Kız hangisini çekse tefecinin istediği olacak... Dün, "Siz olsaydınız, bu açmazı nasıl çözerdiniz?" diye sormuştum. Üzerinde düşünmeye değer bulup cevap gönderenlerinizin düzeyi göğsümü kabarttı. Kız kısa bir süre düşündükten sonra elini torbanın içine daldırıp aldığı taşı rengini kimseler görmeden öteye fırlatıvermiş... "Ah, çok özür dilerim" demeyi ihmal etmeden... Tefeci, "Gördüm, taş siyahtı" diye bağırmış; tüccar ise, "Hadi oradan, o kadar âni oldu ki, görmen imkânsız" demiş... Tefecinin, "O halde, yeniden yapalım" teklifine ise, kız, "Ne gereği var?" diye mukabele etmiş: "Torbadaki taşın rengine bakmamız yeterli; kalan beyaz taşsa, ben siyah çekmişimdir, yok siyahsa, çektiğim beyazdı demek..." Kızın tefeciyi kendi oyununda mat ettiğini kaydetmem gerekir mi? Türkiye'nin ve iktidarın baş etmeye çabaladığı iç ve dış sorunlara yakından bir bakın; Edward de Bono tarzı 'farklı formüller' üretenlere ihtiyaç hissetmiyor musunuz siz de? Ben ediyorum da.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |