AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Metre ile mutluluk

Hani ressama sormuşlar "Mutluluğun resmini yapabilir misin?" diye, o ne cevap vermiş bilemiyorum. Ancak son günlerde DİE tarafından yapılan bir araştırmada Türk halkının yüzde 92.8'inin mutlu olduğu belirlenmiş.

Bu istatistik yapılıyor ortaya bir tablo çıkıyor, işte size "mutluluğun tablosu".

Buna inanmıyorum.

Bir ülke ki; vatandaşa:

-Nasılsın, diye sorulduğunda; yüzde doksan:

-Çok şükür, cevabını alıyorsak, bu ülkede bu kabil mahrem alanlar üzerine metre ile ölçüm zor olur.

Hatta muhaldir desek sezadır.

Unutmayın bizim millet "kan tükürür kızılcık şerbeti içtim" der.

Eğer devlet milletin derdini anlamak istiyorsa ne yiyip içtiğine, işinin olup olmadığına, borçlusuna, hastasına bakmalıdır.

Hemen her gün yoksulluk sınırı rakamları, açlık sınırı rakamları yayımlanıyor. Asıl gerçek buradadır. Öteki hissiyata, mahremiyete girer ki; bu alanlarda ölçüm yapmak -en azından kendi halkımız için, başka milletleri bilemem- sağlıklı değildir.

Türkiye'de yıllardır hep işçi ve memur fe-derasyonları tarafından belirlenen asgari geçim ücreti artık bir işadamları derneği tarafından da belirlenmeye başlamış.

İGİAD Asgari Geçim Ücreti Tesbit Komisyonu'nun yaptığı araştırma sonucu bu rakam 2004 yılının ilk altı ayı için 810 milyon olarak belirlenmiş. İGİAD yürürlükte olan asgari ücret seviyesinin daha da yukarılara çekilmesini düşünüyormuş.

Valla iyi düşünce.

Ha gayret.

810 milyonu, hangi memur, hangi işçi alıyor.

Bunu anlamak için KPS kuyruklarına bakmak kafidir.

İTÜ mezunu inşaat mühendisleri, makina mühendisleri, ziraat mühendisleri, veterinerler, jeofizik mezunları, memlekette kaç tür fakülte varsa hemen hepsinin mezunları bitkin-bezgin kuyrukta bekliyor. Kuyrukta beklemekle yetinmiyor, KPS için açılan kurslara devam ediyor. Hemen hepsinin hedefi sınavı kazanıp öğretmen olmak.

Öğretmen.

Bir zamanlar ben de öğretmenlik yaptım.

Hem de yurdun en ücra köşesinde. Ne menem bir iş olduğunu biliyorum.

Sonra yıllar yılı gazetelerde öğretmen havadisleri okuduk -Hâlâ okuyoruz- maaşı yetmediği için, geçinemediği için, bir türlü iki yakası biraraya gelmediği için mendil satan, çorap satan, köfte satan öğretmen haberleri.

Bu yüzden bu meslek o kadar gözden düşmüş idi ki; öğretmene kız verilmez olmuştu. Mühendis dedi mi akan sular duruyor, öğretmen dedi mi gören kaçıyordu.

Davut Güloğlu olup söyleyelim:

Ne oldu sana?

Ne oldu böyle?

Kuyrukta bekleyen gençlerle konuşmalar yapılıyor; hemen hepsinin söylediği şu:

-Ne de olsa devlet kapısı, garantisi var.

Ee, hani devleti küçültüyorduk; hani anlı-şanlı hür teşebbüsün eli her değdiği yere cennete çeviriyordu. Her derdin ilacı özel sektör, serbest iktisat idi.

Nerde bu arkadaşlar? Neden bütün yükü hantal, verimsiz, batakçı, demode devlete yükleyip toz oldular. Bankalar, krediler, girişim ruhu ne oldu? Neden özel sektör kuruluşları kapısında kuyruk yok?

Bu kilometrelerce kuyrukta bekleyen gençler Başbakan'ın dediği gibi "taşı sıksa suyunu çıkaramaz, simit, limon, su satamaz". Bu işler Kemalettin Tuğcu'nun romanlarında kaldı.

NOT: Yoksul vatandaşlara yapılan kömür yardımı bu yıl bir milyon tona çıkıyormuş, buna bir alkış. Kurulacak aşevleri ile fakir hanelere sıcak yemek dağıtılacakmış buna da bir alkış. Keşke işsizlik sona erse, ülkede âdil bir gelir dağılımı olsa da bütün bu alkışlara hiç gerek kalmasa.


12 Mayıs 2004
Çarşamba
 
MUSTAFA KUTLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED