AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Bir Moskova nostaljisi

Ekşimiş kara ekmek ve kaynatılarak çürütülmüş yumurtanın üstüne abdest suyundan kalma çaylarla karnımızı doyurduktan sonra, etrafı keşfetmek için sokağa çıktık. Otelimizin her yönüyle ününü koruyan meşhur Tverskaya Caddesi'nin üstünde olması bize rahat hareket etme imkanı kazandırıyordu.

Yaklaşık 4 kilometre uzunlığunda olan Tverskaya Caddesi'nin Kremlin Sarayı'na bakan yüzüyle değer kazandığı bir gerçek. O zaman dahi halkın toplandığı bir gezi alanı olarak ün yapmıştı. Yerli ve yabancı turistlerin genelde uğrak yeri olan Tverskaya, bugün ile kıyaslanamayacak kadar kötü görüntülere sahipti.

Havanın soğuk olmasının yanısıra bugünkü gibi ışıl ışıl olmayan Tverskaya Caddesi, o gün adeta karanlıklara gömülmüştü. Puslu ve soğuk yapılardaki tek tip renkler bütün Moskova'yı hükmü altına almıştı. Kozmetik restorasyondan geçerek bugünkü harika mimarisine kavuşan Tverskaya Caddesi'nin iç karartıcı durumu halen hafızalarda yer almakta.

Kızıl Meydan'ın keşiştiği noktadan başlayarak tatlı bir yokuşla Puşkin Meydan'ına çıkan Tverskaya Caddesi'nde tur atarken Sovyetler'in içine düştüğü durumu görmek ve neden çatırdadığını anlamak o gün için zor değildi.

İnsandan çok sisteme ve eşyaya yatırım yapılması, Sovyet sosyalızminin çöküşüne zemin hazırlamıştı. İnsana değer vermeyerek, gücü ve kuvveti maddede arıyan sıstemin makinalaştırdığı insan popülasyonunun hali ise içler acısıydı. Soluk benizler ve umutsuz bakışların arasında, nerdeyse bir lokma ekmeğe muhtaç edilmişlerdi.

Meşhur Tverskaya Caddesi'nin üzerinde kurulan devasa mağazaların raflarının büyük bir kısmı boştu. Her şeyin karne ile alındığı mağazada kara ekmek, birkaç çeşit balık konservesi, pamuk yağı, şeker ve yumurtadan başka bir şey bulunmuyordu. Günde bir kez devlet depolarından mağazalara taşınan gıda maddelerini ancak mahalle sakinleri alabiliyordu. Buna rağmen onlarca metre kuyruklar oluşuyor, saatlerce birkaç ekmek için insanlar bekleşiyordu. Çoğu zaman kuyrukta bekleyenlerin bir kısmı alış verişini yapamadan evlerine dönüyordu..

Öyle ki, birkaç kara ekmek için insanlar nerdeyse bir gününü feda etmek zorunda kalıyordu. (Bu durum bana Demirel ve Ecevit hükümetlerinin 1970'li yıllarını hatırlattı.) Bununla beraber karaborsa başını almış gidiyordu. Mağazaya gelen malları müdür halka satmıyor, karaborsacılara aktarıyordu. Karaborsacılar ile mağazalar arasındaki fiyat inanılmaz derecedeydi.

Çatırdayan ve birkaç yıl sonra yıkılan Sovyet sisteminden mal kaçıran kaçırana. Özellikle gıda ve tekstil sektöründe çalışanların rahat bir hayat sürmesi ise, durumun vahametini göstermeye yetiyordu. Suyun başını tutanlar evlerinde gizli kasalar yaptırmış, batan gemiden kendilerine pay ayırmayı ihmal etmemişlerdi. Milyonlarca rublenin bir anda mahzenlere gömüldüğü ise on yıl sonra ortaya çıkacaktı. 1998 yılında yıkılan bir evin içinde milyonlarca Sovyet döneminin rublelerinin çıkması buna delil oldu.

Devleti tırtıklayanların ise içeride hayatları gayet lükstü. Mafyanın gayri resmi yollarla ülkeye soktuğu her türlü lüks yiyecek ve içecekleri bu tırtıklayan kesim tüketiyordu. Bu insanlar dışarıda normal bir Sovyet vatandaşı gibi yaşamaya özen gösteriyordu. Lüks arabalar olmadığından Volga marka arabalara binmek zorundaydılar.

Bütün gelişmelerden Gorbaçov hükümeti haberdardı. Ancak Almanya ve Amerika'nın ortak operasyonu adım adım yürüdüğü için hiçbir olaya müdahale edilmiyordu. 21 milyon metrekarelik alanın parçalanmasına zemin hazırlanıyodu. Adeta ülke talan ediliyordu. Amerikalılar'ın Irak'ta yaptığı gibi. Silah, kimyevi maddeler, uranyum gibi tehlikeli maddelerin nerdeyse bini bir para haline gelmişti.


10 Mayıs 2004
Pazartesi
 
OSMAN SÖNMEZ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED