|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Nerdeyse dalmak üzereyim. Gözlerim kapalı. Bilinçsizce başıma gelenleri, gelecek olanları düşünmeye çalışıyorum. Ses tellerimin hasar görmemiş olması sevindirici. Sesim, son zamanlarda hiç olmadığı kadar berrak. Zaman zaman tıkanıklık olsa bile, bunun geçici olduğunu düşünüyorum ve her seferinde haklı çıkıyorum. Penceremden Sıhhiye alanı görünüyor. Üst geçitten geçen arabalar, benim bulunduğum görüngüden uçuyormuş gibi bir izlenim bırakıyor. Böylece bazı otomobiller ötekilerin üzerinden uçarak geçiyor. Hitit simgesi boynuz kara görüntüsüyle orada Hitit'ten ziyade saçmanın bir simgesi olarak yer alıyor. İnsan bir nesneye bir işlev yükleyemediğinde o nesne bir başına saçmanın simgesi oluveriyor. Bunlar, gündüz görüp de, narkoz etkisiyle bana bir düş atmosferi yaşatan görüntüler, izlenimler. Şimdi de kafamın içinde yeniden hayata geçmeye zorlanıyor. Burada ne kadar süre kalacağımı bilemiyorum. Ama ilk tahmine göre en az beş gün kalacağım. Yedi günü de göze almam gerekecek. (Ama bu sürenin sonradan dört defa yedi gün olacağı anlaşılacak). Sabırsız değilim. Tez canlı değilim. Durum her neyse olduğu gibi kabullenmeye hazırım. Her şeyi kabul ediyorum. Bu benim efendiliğimden kaynaklanmıyor. O yaşantı gelip seni buluyor. Sana, bu böyleyse böyledir, dedirtiyor. Sanıyorum ağrı kesici zerk etmiş olmalılar. Narkozla birlikte ağrı kesicinin verdiği rehavet uyuşukluğa ve uykuya doğru yol alıyor. Dünya varmış ya da yokmuş diyebilmenin umursanmayan alanındaki sınırlarına girmenin ucunda duruluyor. Ve derken, o da ne? Uzaktan, bir havlama sesi ya da bir kurt eniğinin acemi uluması.. hayır, hayır, burada bir kurt eniği olamayacağına göre, bu sese uygun bir anlam yüklemeli. Burası bir hastane.. sesin mesafesini kestiremiyorum. Koridorun uzak bir köşesinden geliyor ses. Aslında ses değil, sesler.. Birden kafama dank ediyor: bunlar ağlama sesleri. İmdat isteyen, bağırıp çağıran şivan sesleri.. gecenin bir yarısında, hastasını yitirmiş insanların sesi.. gene de, ben olsam ortalığı velveleye vermezdim diye geçiriyorum. Sesler, bir arada oldukça yakınlaştı ve birdenbire kesildi. Artık uyumalıyım diye düşünürken, daha doğrusu böyle bir düşünceye bile fırsat bulamadan uykunun alanına girmişken, az önceki sesler yeniden işitilmeye başladı. Aynı ağlayan, hüngürdeyen, höyküren sesler.. bu kez daha hızlı uzaklaşan bir ses topluluğu.. ama artık uzağımda, benim dışımda.. çünkü burada her şey mubahtır, ağlamak, haykırmak, ulumak, her şey, her şey.. mubah.. o seslere ilgi duymamak da mubah.. O sesin sahiplerine benim bir faydamın olmayacağının bilincindeyim. Onlara yardımı olacak olanların da, ben söylemesem de, görevlerinin başında bulunması beklenir. Her şeyin yolunda olması gerekir. Morg, gasilhane, teneşir, tabut hizmetleri için görevliler ne güne duruyor? Aynı sesi, gece boyunca, değişik zamanlarda işittiğimi düşünüyorum. İşittiğimi (sandığım) her seferinde, yeni bir vukuatın meydana geldiği fikrine kapılıyorum. Şaşkınlığım o ki, bütün bu vukuat beni ırgalamıyor. Burada, olacak olan oluyor; olacak olandan başka bir şey beklenmiyor. Sabahleyin hemşireye geceki vukuatı soruyorum. "Gece bir şey olmadı, gece sakin geçti" diyor. Bu sözleri moralimi bozmamak için söylediğini düşünüyorum, ses çıkartmıyorum. Az sonra koridora çıktığımda, aynı sesleri bir kez daha işittim. Sesler, eski bir serum askısının paslı tekerleklerinden çıkıyordu.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |