|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek beraberce yemek yediği Fatih Altaylı'ya "İmam Hatip Okulları'nı kuruluş amacına uygun hale getirmek suretiyle okul sayısının düşürülmesi" gerektiğini ifade etmişlerdir. AK Parti hükümetinin "Uyum Yasaları" çerçevesi içinde İmam Hatip Okulları ve başörtüsü meselesine bir çözüm bulması demokratikleşme yönünden varlık sebebi idi. Haliyle ortaya çıkan yeni yasaların demokratikleşme ve AB ile entegre olmada çok büyük bir aşamanın hali ile yasamanın değer ölçüsü olarak halkı tatmin ediyor idi. Fakat bu yasaların yargı yönünden tatbik alanı bulmaması Türkiye'nin bir açmazı olarak karşımıza "statükocu hukukçular" diye bir doğmayı çıkarmaktadır. Zira Anayasa ve onun fer'i yapısını ortaya koyan Türk Ceza Kanunu'nun 175. maddesi hiçbir zaman tatbik alanı bulmamıştır. İşte size "başörtüsü mağduru" bir velinin 175. madde doğrultusunda kendine bulduğu çözüm yolu: "Din ve Vicdan Hürriyeti" konularını düzenleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9. Maddesi "Din ve Vicdan Hürriyeti" kavramının uygulamayla birlikte düzenlemeyi ifade etmek için AMEL kelimesini kullanmayı kastettiği ve bunu kullandığı halde Türk Ceza Yasası'nın 175. maddesinde bu kavram "dini iş" diye yer almış; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9. Maddesi'ndeki Amel terimi Türkçe'ye tercüme edilirken kapsamını daraltmak için amel yerine ibadet kelimesi kullanılmıştır. Ancak, Türk Ceza Yasasının 175. Maddesi'nde "dini iş"ten ne amaçlandığını 3. paragrafta "bir kimseyi dini inançlarından veya mensup olduğu dinin emirlerini yerine getirmesinden veya yasaklarından kaçınmasından dolayı kınayan kimseye ...6 aydan bir yıla kadar hapis veya para cezası verilir" cümlesi kullanılarak 175. Madde'nin birinci ve ikinci paragrafındaki dini iş kelimesine açıklık getirilmiştir. Benzer bir düzeltme de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9. Maddesi'nin Türkçe tercümesinde yapılması gerektiği halde, 50 yıldır bu düzeltme yapılmamıştır. Neticede, gerek Türk Ceza Yasası'nın 175. Maddesi'ndeki ve gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9. Maddesi'ndeki Amel (dinin emirlerini yapmak yasaklarından kaçınmak) kelimesinin açıklığa kavuşturulmaması din ve vicdan özgürlüğünün kapsam ve tatbikatının hakim takdirine bırakılması sonucunu doğurmuştr. Oysa böyle bir durm "hakim kanaatinin" yasaların önüne geçmesi demektir ki bu da Anayasamıza aykırıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın başörtüsünün İslam'a göre dini bir emrin yerine getirilmesi görevi olduğunu belirtmesi başörtüsü örtmenin TCK'nun 175. Maddesi'ne uygunluğunu vurgulamak içindir. Aksi durumda idari bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı yetkilileri bu kararla suç işlemiş olurlar. Zaten Anayasa Mahkemesi bir kararında "...Diyanet İşleri Başkanlığı özel kanununda sayıları görevlerin konusunu oluşturan işler bir Anayasa hükmüyle benimsenmiş bulunduğundan bunların Anayasa'ya aykırı düşeceği kabul edilemez" diyerek Diyanet İşleri Başkanlığı'nın aldığı bu kararın ve yaptığı görevin yasal olduğunu ve laikliğe aykırı olmadığını belirtmiş olmaktadır. Bunun neticesinde, TCK'nın 175. Maddesi'ne göre başörtüsü örtenler değil, başörtüsü takarak dini görev gereğini yerine getirenlere mani olanlar suç işlemiş olmaktadır. Zira, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın başörtüsünün görüşüne karşı olanların öncelikle karşı bir iddiası ve bunun ispatı ile karşı bilirkişi raporuna dayanması anayasal ve yasal zorunluluktur. Ayrıca, başörtüsü takmak ister TCK'nın 175. Maddesi gereği dini nedenle olsun, isterse Türk Medeni Kanunu'nun 1. Maddesi gereği örf ve adetten sayılsın; başörtüsü takmaya mani olunması her durumda kişileri hem madden ve manen zarara uğratmaktadır. Bu durum ise başörtüsü mağdurlarına tazminat ödemeyi gerektirir. Hakimin yasaları uygulamayarak tazminatı gerektirecek bir suç işlemesi ise "görevi ihmal" suçun oluşturmaktadır. Netice olarak; Gerek T.C. yasalarını ve gerekse milletlerarası yasaları uygulamayan hakimler hem cezai ve hem de tazminatı gerektiren "görevi ihmal" suçlarını işlemektedirler. Bu durum Sayın Adalet Bakanı'nı Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulu kanalıyla Türkiye Cumhriyeti'nde görev yapan hakim ve savcıları görev yapmaya ve mer'i yasaları uygulamaya davet etmeyi zorunlu kılmaktadır." İşte size asıl zorunluluk ve yasaların uygulanmaz yönü... Bu durumda, Adalet Bakanı Sayın Çiçek, TCK'nın 175 ve yeni çıkartılan "uyum yasaları"nın niçin yargı erki tarafından "uygulanmaz bir halde" bırakıldığını sormak kadar doğal bir yol ve hakkı varken, ne diye birileri, TBMM'nin yasama görevini görmezlikten gelip, palyatif ve bağnaz eylemcilerinin günü birlik palavraları arasında boğulup gidiyorlar? Türkiye'de yasalar, sadece tek yanlı ve tek cephe saplantısı ile mi geçerli olacaktır? Zira ki, TCK'nun 175. maddesi doğrultusunda vuku bulan vatandaşın "dinî görev" yapma hakkı karşısında kaç tane engelleyici suç ve suçlu bulunmuştur, Sayın Bakan açıklayabilir mi? Acaba bu madde ceza yasasına bir süs olarak mı konmuştur? (Değil mi ki 141-142 ve 163'den sonra 312. madde devreye sokulmuştur.) Korkarız, gelecekte, 59. Hükümet'in çıkardığı yasalar, iktidar mevkiinden sonra onlara teşmil edilmiş olmasın? Çünkü, Türkiye'de Demokrat Partilileri, onların çıkardıkları ve koruyucusu oldukları yasalarla yargılayıp, siyasî hayatlarına son verdiler.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |