AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Almanların hatırı

Gazetenin kurumsal kimliğini temsil ettiğini bildiğim için Doğan Hızlan’ın tanıklığını önemsedim.

Şöyle diyor Hızlan: “O arkadaşı ben de tanırım; bir deyim vardır ya Allah’tan başka kimseden korkmaz, ‘Hak bellediği yolda’, Cervantes’in ünlü romanı Don Quijote’un ünlü kahramanı Sancho Panza gibi yalnız yürür.”

Hürriyet yönetmeni Ertuğrul Özkök de, ‘olay yeri raporu’ için Gaziantep’e gönderdiği Hürriyet mensubu için şu bilgiyi vermişti: “Gönderdiğim arkadaş, kıdemli bir gazetecidir ve bugün yazı işlerinde aktif bir görevi yoktur. Bazen çoğumuzun asabını bozacak kadar titizdir. Spotlardaki ve haberdeki yanlışlıkları hep o fark eder. / Aynı zamanda aşırı şüphecidir.”

Herhalde dikkat ettiniz, birkaç gün önce konuyu “Meraktan çatlatan sorular” başlığıyla buraya taşıdığım için dikkat etmek zorundasınız... Ertuğrul Özkök de, Doğan Hızlan da önemli bir görev üstlenmiş bir Hürriyet mensubuyla ilgili bilgi veriyorlar, ancak en önemli ayrıntıyı okurlardan gizliyorlar: Kimliğini... Ben müdahale edip ete kemiğe büründürmesem, Özkök ve Hızlan ondan öyle söz ettikleri için, Hürriyet adına Gaziantep’e kadar zahmet eden meslektaşımızın adı ‘Arkadaş’ olarak kalacak...

Zaman gazetesinde okuduğum bir habere öylesine yerleştirilmiş bir cümleden Hürriyet adına olay mahalline gidip ‘çarşaflı kadın’ konusunu inceleyen ‘arkadaş’ kimliğini çıkartınca rahatladım: Ertuğ Karakullukçu... Yazımı okuduysanız, Ertuğ Karakullukçu’nun, Hürriyet’in Avrupa baskısını hazırlayan kişi olduğunu, onun sorumluluğu altında 100 binin üzerinde satışın Almanya’da yakalandığını öğrenmişssinizdir. Bir şeyi daha: O görevden alındıktan sonra Hürriyet’in Avrupa satışının müthiş düştüğünü, son gidişimde kulağıma fısıldanan doğruysa, Almanya’da Zaman’ın arkasında kaldığını...

Ivır zıvırla uğraşmayı severim ya, epeydir kafamı meşgul eden soruyu sizlerle paylaşmadan edemedim: Bir gazete nasıl olur da satış grafiğinin hızla aşağıya yönelmesinden rahatsızlık duymaz? Ertuğrul Özkök’ün “Asap bozacak kadar titiz biri, aşırı şüpheci... Spotlardaki ve haberdeki yanlışları hep o fark eder” diye övdüğü, Doğan Hızlan’ın doğruları adamın yüzüne söylemekten çekinmediği için “Allah’tan başka kimseden korkmaz” dediği Ertuğ Karakullukçu görevden alındıktan sonra başlayan kötü gidişe müdahale edilmez mi? Edilmiyorsa, neden? Hadi, bunu yapmıyorsun, ‘değerli’ olduğunu söylediğin biri için ‘müfettişlik’ dışında gazetede verebileceğin bir görev yok mu?

Bu merakımı bir başka gazetenin içişlerine karışmak olarak almayın lütfen... Her soru, daha önce akla gelmeyen, belki soranın bile o an düşünmediği gerçekleri ortaya çıkarmaya yarayabilir... Benim öylesine sorduğum sorulara cevap, yıllarca Hürriyet’te çalışmış Serdar Turgut’tan geldi. Akşam yazarı olaya çok farklı bir perspektiften bakmamı sağlayan bir bakış açısı getirdi. Okuyalım:

“Ertuğ asap bozuculuğunu yerel olmaktan çıkarıp uluslararası düzeye çıkarmayı başarmış bir insandı. / Bir zamanlar gazetesinin Almanya baskısının başındaydı Ertuğ. Tüm Almanya'ya karşı milliyetçi bir savaş açmıştı. Onlara faşist muamelesi yapıyordu ve kısasa kısas yöntemini uygulayarak onların anlayacağı dilden konuşuyor, başlıklar atıyordu. / Almanlar onu kaç kez istenmeyen insan ilan etmişlerse de pek amaçlarına ulaşamadılar, çünkü Ertuğ onlara kendini ülkeden kovma keyfini yaşatmamak için geldi İstanbul'a yerleşti. Yani gazetenin Almanya baskısını İstanbul'dan yönetmeye başladı. / Uzun yıllar boyunca Türkiye ile Almanya arasında var olan yüzlerce problemin ilk iki sırası hiç değişmedi. Bunlar 1- Türkiye'nin AB üyeliği 2- Ertuğ problemiydi.”

‘Probleme’ bir keresinde ben de tanık olmuştum. Derya Sazak’ın Milliyet’i yönettiği dönemde, İstanbul’da düzenlenen bir ‘Türk-Alman gazeteciler yuvarlak masa toplantısı’na çağrılmıştım; Doğan Grubu dışından tek gazeteci olarak... Çok geçmeden toplantının amacı anlaşıldı. Almanya’dan gelen basın yayın yetkilileri ile Türk medyasını da izleyen Alman gazeteciler Hürriyet’in Almanya’ya dönük yayınlarını kıyasıya eleştiriyorlardı... Almanya’da yaşayan Türklerin entegrasyonu önünde en ciddi engel olarak Hürriyet’i gördüklerini hiç saklamadan... Eleştiri okları da hep aynı kişiye yöneliyordu: Ertuğ Karakullukçu’ya...

İki yıl kadar önce, Berlin’de katıldığım resmî bir yemekte, yanıma düşen Alman bürokrat, beni çok şaşırtacak kadar Hürriyet övgüsü yaptı. Ertuğ Karakullukçu’nun ayrılması Hürriyet’in Avrupa satışını düşürmüş olsa bile, Almanların kalbini kazanmayı getirmişti besbelli.

İnanmayacaksınız, ama o yemeğe gitmeden önce baktığım bir internet sitesinde, “Ertuğ Karakullukçu Hürriyet’e döndü” başlıklı bir haberle karşılaşmıştım. Masa komşuma, o haberi kendisinin yeniden Hürriyet’in Avrupa baskısının başına geçebileceği yorumuyla aktardığımda, bana, hiç unutamadığım şu cümleyle mukabele etti: “Hayır, olamaz; o kişiyi o göreve getirmezler...”

Almanların hatırı Hürriyet’te çok büyük... Bunu bir kuşku olarak almamışsınızdır herhalde.

Doğan Hızlan’ı “Dünya basınında bir ilk” sevincine sürükleyen teftişin sonucu ne oldu acaba? Doğrucu Davut gözüyle bakılan Ertuğ Karakullukçu’nun ‘çarşaflı kadın’ raporunu öğrenebilir miyiz?


23 Mayıs 2004
Pazar
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED