AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

D Ü Ş Ü N C E    G Ü N L Ü Ğ Ü
İmam Hatip'ler neden istenmiyor?

Her toplum gibi manevi değerlerimizi öğrenme ve bunları gelecek nesillere aktarma hakkımız yok mu? Yerli yersiz Kur'an Kursları üzerine yapılan tartışmalar neticesinde tarihe malolmuş bir gelenek darbe aldı.

Serbestçe ortaya atılan her fikrin kural tanımadan tartışılması sonuçta bir çok insanı karamsarlığa itmektedir. Çoğu neticesiz kalan bu tartışmalardan sathi de olsa bir yerlere varılır diye düşünülüyor. İmam-Hatip Liseleri meselesi de rastgele bir şekilde tartışılır hale geldi. Bu konuda en çok konuşanlar bile herhangi bir bilgiye dayanarak konuşmuyor. Çünkü ortada bu okullar üzerine üretilmiş yeterli bilgi de yok. Çoğu dedikodu mahiyetinde, büyük bir kısmı tahminlere ve hatta kulaktan duyma sözlere dayanarak bunların yüzlerce defa tekrarından ibaret. Tartışılsın bakalım, belki bunları tamamen kapatarak beklemediğimiz amacı bile gerçekleştiririz düşüncesine kapılanlar az değil. Zaten eğitim faaliyetine atıldıkları günden itibaren haklarında yürütülen maksatlı olduğu kadar art niyetli eleştiriler neticesinde bu eğitim kurumlarının orta kısımları geçen yıllarda ikinci defa kapatıldı. Dünyada benzerine rastlanmayan bir şekilde çocuklarının geleceği için bu okulları tercih eden velilerin, buralara devam eden öğrencilerin ve hatta görev yapan öğretmenlerin ne kadar rahatsız edildiği akla bile gelmiyor.

Sonuçta bazı uygulamaları bahane ederek memnun olanlar zafer ilan edip kendilerince bunu bir başarı gibi gösteriyorlar. Hatta bunun ilelebet sürdürmesi gibi bir hayale dahi kapılabiliyorlar. Bir hükümete dikte ettirilen bazı uygulamaların başka bir hükümetin hem de kendi iradesini kullanarak kaldırmasına hiç tahammül etmeye niyetleri yok gibi.

Belki de bu uğurda gözlerini kırmadan mücadele etmeyi dahi düşünmekteler. Bazı karşıt fikirli akademisyen toplulukları onlarca yıldır ders verdikleri sınıflarda okuyan nice zeki, çalışkan ve kendilerini çok sevmiş bulunan İmam-Hatip çıkışlı eski öğrencilerini rencide etme pahasına bu inatlaşmayı ısrarla sürdürmek istiyorlar.

Peki inanç sahibi her toplum gibi Türk toplumunun da kendi manevi değerlerini öğrenme ve gelecek nesillerine bunları aktarma hakkı yok mu? Yerli yersiz Kur'an Kursları üzerine yapılan tartışmalar neticesinde tarihe malolmuş bir gelenek büyük bir darbe aldı.

Bu gelişmenin bazılarını çok sevindirdiği zaten kendi ifadelerinden anlaşılıyor. Anarşinin kol gezdirildiği yıllarda, her gün onlarca gencimizin, masum insanımızın hunharca öldürüldüğü günler kırklı yaşlardaki herkesin hafızasında henüz bütün canlılığıyla mevcut.

Nasıl bir 'Avrupa modeli?'

Milletin kendi imkânlarıyla dinini öğrenme gayretleri bütün yetersizliğine rağmen devam ederken belli çevreler bu durumu menfi yönde etkileme gayretinden vazgeçmediler. Özellikle de toplumun ihtiyaç duyduğu ve gittikçe azalan din görevlisini yetiştirmek için açılan İmam-Hatip Okulları başlangıçta bir zaruretti. Ama günümüzde dünyadaki artan din duygusu yönündeki eğilimlerden menfi yönde etkilenmemek için olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır.

Her türlü menfi propagandalara rağmen bu kurumlar tam da Müslüman Türk toplumuna gelecekte dış tehlikelere çare olacak derken haklarında bir gürültüdür koptu gidiyor.

Avrupa modeli denilerek alınan ve bazı püf noktalarını görmeyip gizlemeyi marifet sayan bazı eğitimcilerimiz ciddi bir hata içindeler.

Gelişmiş Avrupa ülkeleri genel eğitim yanında bilhassa idari ve pedagojik bakımdan Kiliseíye bağlı ve çoğu daha ziyade özel statüdeki eğitim kurumlarını belli bir düzene koymak için onlarca yıl uğraştı.

Bize gelince onların geçen asrın başında yaşadıkları yasakçı zihniyetleriyle örtüşen bugünkü tavırlarımız ve düşüncelerimizle onlarla beraber hareket etme mücadelesi veremeyiz. Bizim kapısına kilit vuralım dediğimiz bu kurumları belki de Avrupa devletleri önümüzdeki yıllarda açma planlarını çoktan başlatmış olabilir.

Müslüman ülkelerdeki baskıcı idareler hür iradeli ve geçmişin tecrübelerini günümüze süzerek getirecek din adamlarını, eğitimli bir Müslüman nesli yetiştiremeyeceği için şimdiden projeler üretildiğinde ise şüphe yok. Acaba bizdeki İmam-Hatip Liselerini kapatma taraftarları farkında olmadan bu planlara katkı sağladıklarının farkında değiller mi?

Bugün bir Avrupalı çocuk ailesinin yönlendirmesiyle veya belli bir yaştan sonra kendi iradesiyle istediği eğitim kurumuna hem de istediği anda devam edebilmekte, Katolik liselerini bitiren gençler devlet üniversitelerine, devlet liselerinden mezun olanlar ise tıp, mühendislik, sosyal bilimler, meslek yüksek okulları gibi onlarca branşa sahip beş Fransız Katolik Üniversitesi'ne rahatça müracaat edip okuyabilmekteler.

Şu bir gerçek ki: İmam-Hatip tartışmalarıyla bir taraftan Iraklı Müslümanlar'a uygulanan işkencelerin acısı yüreklerimize indiği anda bizlerin dikkatinden çekildi, diğer taraftan Amerikan Doları'nın başını alıp gitmesini ciddiye bile almadık, bu gelişmelerin hiçbirisi tesadüfi bir şey olmazsa gerek.

  • AHMET KAVAS / ARAŞTIRMACI


  • İmam Hatip'li Başbakan olur mu?
    İmam Hatip Liseleri, Türkiye'de izinsiz, ruhsatsız ve korsan eğitim yapan birer kuruluş mudur?

    Türkiye Barolar Birliği Başkanı, geçtiğimiz günlerde yapılan İnsan Hakları Kurultayı'nın tanıtım toplantısında aynen şöyle diyor; "İmam Hatip'te okumuş bir insanın Türkiye'de Başbakan olmasını hiçbir şekilde içime sindiremem. (...) Türkiye'de demokrasinin bütün kurum ve kurallarını ailesinde, toplumda ve evinde yaşatabilecek bir Başbakan, Cumhurbaşkanı ve Parlamento isterim" . Herşeyden önce, hukuk tahsil etmiş ve başta insan hakları olmak üzere meşru olan her türlü hakkı ve haklıyı savunmak için kurulmuş olan bir kurumun başındaki bir kimsenin, üstelik İnsan Hakları Kurultayı'nda bu özleri söylemesi, Türkiye'de bazı çivilerin yerinden oynadığını ve ülkenin bir "çelişkiler ülkesi" haline geldiğini bize göstermeye başladı.

    Barolar Birliği Başkanı'na önce şunu soruyorum: Bir aya yakın bir süredir tartışılan ve uğradıkları haksızlık nihayet ve kısmen tamir edilen İmam Hatip Liseleri, Türkiye'de izinsiz, ruhsatsız ve korsan eğitim yapan birer kuruluş mudur? Bu okullarda tam 9 yıl Fen Öğretmeni olarak görev yapmış ve Milli Eğitim Müdürü olarak da sürekli denetimlerinde bulunmuş bir kimse olarak bu okulları Barolar Birliği Başkanı kadar tanıyamadım mı acaba? Aksine bu okulların herkesten daha iyi tanıyan bir kişi olarak, bu düşünceleri kabullenmem imkansızdır. Ben, hukukçu olmadığım gibi Başbakan dahil, hiç kimsenin avukatlığını da yapmak niyetinde değilim. Ancak, hakkı hukuku savunmakla yükümlü olup her seferinde demokrasiden yana olduklarını iddia edenlerin, demokrasinin kurallarını hiçe sayarak, herşeyin kendi düşündükleri ve düşledikleri gibi olmasını istemeleri ve toplumu kendi hayallerine göre yönlendirmeye çalışmaları, sağduyu sahibi herkes gibi benim de isyanımı körüklüyor.

    Geçtiğimiz ay içinde, İmam Hatip Liselileri'yle ilgili herşey söylendi. Ama, 53 yıldan beri bu okullardan yetişenlerin ülkenin ve toplumun zararına olabilecek somut hiçbir faaliyetini söyleyebilen bir tek kişi çıkmadı. Daha önce de açıklandığı gibi bu okullarda meslek dersleriyle beraber genel liselerde okutulan bütün dersler, ders saati farkıyla aynen okutuluyor. Yani, meslek derslerinin dışında genel liselerden hiçbir farkı yok. Meslek derslerinin programları da, diğer dersler gibi, Milli Eğitim Bakanlığı'nca hazırlanıyor ve denetleniyor. Bu okullarda, laik cumhuriyet ilkelerine aykırı öğretim yapıldığına dair gerek Milli Eğitim Bakanlığı'na, gerekse devletin diğer organlarına yazılmış bir tek rapor gösterilemez. Öte yandan Barolar Birliği Başkanı'nın sözleri sadece Başbakan'la sınırlı olmayıp, Başkan ayrıca "Türkiye'de demokrasinin bütün kurum ve kurallarını ailesinde toplumda ve evinde yaşatabilecek bir Cumhurbaşkanı ve Parlamento" da istiyor. Oysa Başkan, Cumhurbaşkanı'nın Parlamento, Parlamento'nun da halk tarafından seçilmiş olduğunu, Türkiye'de demokrasinin bütün kurum ve kurullarıyla işletildiğini ve son seçimlerin de demokratik kurallar içinde yapıldığını bilememiş olamaz. İmam Hatip'li Başbakan'ın da demokratik yöntemlerle seçilmiş olduğunu tabii ki biliyor.

    İmam Hatip'li Başbakan'ı içine sindirememekle, demokrasiyi içine sindiremediğini ortaya koyan Barolar Birliği Başkanı'nın bu konu yerine, yargının son zamanlarda içinde düştüğü yolsuzluk olayları konusunda kamuya ışık tutmasını ve yargının üç ayağından biri olarak toplumu bilgilendirmesini isterdim.

  • NACİ AKAY - Milli Eğitim Esk. Müdürü


  • ABD'NİN KİRLİ OYUNU
    Amerika'nın Ortadoğu'daki politikalarının tarihsel olarak başlangıcı bilindiği gibi Wilson ilkelerine dayandırılır. Bu ilkeler ile başlayan sürec içinde savaştan mağlup çıkan Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgedeki hakimiyetine son verilmiş ve güya bu buradaki halkların kendi kendine yönetim hakları tanınmış oluyordu. Wilson ilkeleri ile sunulan proje günümüze kadar devam eden ulusdevletlerin ve siyasi sınırların oluşumuna yol açmıştı. Bu ilkeler aynı zamanda Amerika'nın dünya politikasına müdahalesinin başlangıçı sayılır. Bu barışsever(!) müdahale artık çok eskide kaldı. Yeni bir proje deniyor şu sıralarda: Büyük Ortadoğu Projesi. Soğuk savaş döneminde komünüst tehlikeye karşı Batı'nın ve onun ürettiği kapitalist liberal değerlerin şovalyeliğine soyunan ABD Ortadoğu'da, Latin Amerika'da ve birçok bölgede kirli bir savaş başlatmıştı. Ancak bu kirli savaş, o ülkelerde CIA ile ortak çalışan yerel güçler tarafından yürütülmekteydi. Hem SSCB hem de Amerika'nın neredeyse danışıklı dövüşe çevirdikleri bu kanlı dönemi hepimiz hatırlıyoruz. Bu kanlı dönem Sovyetler'in yıkılmasıyla bitti derken yeni bir global savaşın baştatıldığı ilan edildi. Global teröre karşı yürütüldüğü söylenen bir savaş. 11 Eylül'den itibaren başlayan, sanki film gibi dünyaya izletildiği dehşetengiz teröre karşı özgürlük adına başlatılan bir savaş.

    'Kovboy senaryosu'

    Irak'a güya kimyasal silahları yok etmek için giden- hâlâ ortada kimyasal silah göremedik- ancak çocukların geleceğini yok eden bir adalet. Bu adalet kelimesi özellikle kullanılıyor. Yürütülen bir savaş var ortada. Ve bu savaşın Bush'un liberal özgürlük, parlamenter demokratik cumhuriyetçilik, en önemlisi de adalet adına yapıldığı üzerine sarfettiği sözleri hatırladığımızda ve ortadaki olaylara baktığımızda insana tam bir haydut kovboy senaryosu yaşatıyor. Tam da şu söyleniyor beyaz adam edasıyla, diktatörlere alışmış bu bölgeye hür dünyanın değerlerini taşıyacağız. Medyada Ortadoğu Projesi diye adlandırılan bu beyaz hayal perdesini bir yana bıraktığımızda ortada tam bir kaosun var olduğunu görmek zor değil. Politik olarak birbirlerinden hep ayrı olmuş Şiiler, Kürtler, Türkmenler ve Sünniler var. Bunların da kendi içlerinde farklılaştıklarını hesaba katarsak vaziyeti anlamak bayağı zorlaşıyor.

    Baudrillard, Batı için "olumlu" ve "olumsuz" İslam olarak iki tür İslam olduğunu söylerken "Olumsuz İslam'ı", Batılı değerleri reddeden ve ona direnen İslam olarak adlandırmıştı.(Bu arada AK Parti'yi "İyi İslam"ın en yetkin temsilcisi olarak görmemek için hiç bir neden yok). Zira Bush 11 Eylül sonrası bir camiyi ziyaret ettiğinde bize Baudrillard'ın bu ayırımını hatırlatacak şeyler söylüyordu. Girişilen şu anki savaş Batılı medyadaki İslam sunumu gözönüne alındığında buna yakın bir anlama geliyor. Müslümanlara iki siyasi tercih hakkı tanınıyor: Ortadoğu Projesi'ni bu bağlam da ele aldığımızda bölgeye ehlileştirilmiş "İyi" bir İslam versiyonu silah zoruyla dayatılıyor. Buna verilecek en tutarlı cevap ise bu düzlemden kaçmak ve ne "Kötü" ne de "İyi" İslamı tercih etmek olurdu. Ne tamamen kapitalist, seküler, modern bir İslam ne de tamamen aşırı gelenekçi, otoriteye bağımlı, insan haklarından uzak bir İslam. Hiç değilse şunu sormalıyız: Buradaki sorun ve tercih hem acil hem de hayati derecede önemli değil midir? Sorunun sadece Saddam veya kimyasal silahlarla ilgili olmadığını artık herkes biliyor.

  • ALİ SAİD SADIKOĞLU/ÖĞRENCİ



  • 24 Mayıs 2004
    Pazartesi
     


    Künye
    Temsilcilikler
    Abone Formu
    Mesaj Formu

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Çocuk
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED