AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Üniter ölçüler

Türkiye, her geçen gün biraz daha fazla dozda olmak üzere, parçalanmış bir ülke görüntüsü veriyor. Fizikî bir parçalanma değil bu, 'üniter devlet' zedelenmiyor; ancak zihinsel ve entellektüel bir bölünmüşlük giderek ülke gerçeği haline dönüşüyor.

Geçen haftanın en önemli iki olayı bunu açıkça dışa vuruyor: Vakit gazetesinde 'müstear' olduğu anlaşılan bir isimle yayımlanan bir yazıda yer alan "Onbaşı bile olamayacakların general olduğu ülke" takılması, 312 generalin açtığı bir dâvâya konu olmuştu; mahkeme sonuçlandı ve gazete ile yazıyı yazdığından kuşkulanılan yazar 628 milyar TL tazminata mahkum edildi. Diğer olay da, Gerçek Hayat dergisi yazarı Hakan Albayrak'ın Atatürk'e hakaret iddiasıyla açılan dâvâda aldığı mahkumiyeti çekmek üzere cezaevine girmesi...

'Hakaret' elbette mâzur görülemez. Ne ki, konumuz, iki yazarın kendilerine uygun görülen cezaları hak edecek bir suç işleyip işlemedikleri değil; 'hakaret' fiilinin nasıl oluşacağı yönünde evrensel ölçüler var ve bizim yasaları da o ölçülere uygun hale getirmek gerekiyor. Yazarın eleştiri hakkını yok edecek biçimde ele alınamaz 'hakaret' iddiaları, ya da verilen cezalar yazar ve gazete için 'ölümcül darbe' ve 'sansür' aracı haline dönüştürülemez. Bir başkası yazsa hiç önemsenmeyecek önemsizlikte değini ve yorumlar, belli kişiler ele aldığı veya belli basın-yayın organlarında yayımlandığı için 'suç' sayılamaz...

Zaten, konumuz da bu.

Hakan Albayrak'ın yazısından dolayı cezaevine girmesi çok satan gazetelerde kendisine yer bulmadı. O gazetelerde çalışanlar, sayfalarını hazırlayanlar yazılanı tasvip etmemiş olabilirler; ancak hep tasvip edilenlerin yer aldığı bültenler midir gazeteler? Bir yazarın fikirleri yüzünden cezaevine girmesine, 'fikir suçu' kavramının hâlâ süregitmesine karşı çıkmak için, suçlu bulunan fikrin tarafımızdan da paylaşılması gerekmemeli. Bu sütunun okurları, her fikrin tâkibata uğramasına, dâvâ ve ceza konusu yapılmasına, hiçbir ayrım gözetmeksizin, karşı çıktığımızı iyi bilirler.

Vakit gazetesinin başına gelen sessizlikle karşılanmadı; hayır, ülkemizin en çok satan gazetelerinden biri, bu habere manşetini tahsis etti. Sorun da o manşette zaten. Gazete, bir refikine (eskiden, başka yayın organlarından 'refik', yani 'yol arkadaşı' olarak söz ederdi gazeteler) ve meslektaşına uygun görülen fâiziyle birlikte 1 trilyon TL'yi bulabilecek yüklü cezayı, "Generallerin tazminat zaferi" olarak manşetine taşıdı. Haberi veriş tarzının, dâvâ açıp tazminat almaya hak kazanmış generalleri bile rahatsız ettiği muhakkak. Asker kişiler için, 'zafer', savaş alanında kazanıldığında anlam taşır çünkü...

Üniter devlet yerli yerinde, ama gördüğünüz gibi, ülke insanının bütün zihinsel kaleleri paylaşılmış durumda, her fikrî tersanesi de işgal altında...

Bunun yeni bir tavır, bugüne ait bir ayrımcılık olmadığını biliyorum elbette; kendisine benzemeyene 'farklı' sıfatlarla hitap etme ('dinci basın' sıfatı hâlâ revaçta) ve içine almadığını küçümseme bizim medyanın eski alışkanlığıdır. 'Çifte standart' kavramı boşuna çıkartılmadı. Ancak, bugünün Türkiye'sinde, bu denli kör parmağım gözüne davranışlar, ayrımcılığı yapanlar açısından ileride kendileri için ciddi sıkıntılara yol açabilecek bir mahzur teşkil ediyor.

3 Kasım'la ortaya çıkan siyasî manzara dengeleri farklı bir yönde oluşturdu; 3 Kasım öncesi dengenin sanki değişim hiç yaşanmamış gibi sürmesini iyiniyetli bir anlayışa borçluyuz. Ülkenin zihnî bölünmüşlüğünden rahatsız olmayanlar, her konuda çifte standart uygulamayı mârifet bilenler, kendi ölçülerinin kendilerine karşı kullanılmaya başlanması durumunda ne yapacaklarını şaşırabilirler. Kişiye ve kuruma özgü faklı davranışlar, yarın tercih edilen kişi ve kurumlar yeni dönemin gerektirdiği biçimde yer değiştirirse, bu durum, bugün çifte standart uygulayan veya ayrımcılığa alkış tutanların zararına olabilir.

Medyanın görevi, hiç değilse kendi çıkarını düşünerek, tek bir ölçünün herkes için geçerli olmasını talep etmektir; 'dinci' bildiği yazar cezaevine düştüğünde sessiz kalır, 'dinci' diye andığı gazete ağır tazminata mahkum edildiğinde etekleri zil çalarsa, yarın, bu davranışının sonucu altında kendisi kalabilir.

Türkiye'nin ve medyanın ihtiyacı olan belli: 'Üniter ölçüler'...


25 Mayıs 2004
Salı
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED