AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R

Lucescu'nun ardından

Lig bitti, muhasebe başladı. Hesap soruluyor, hesap veriliyor, gidenler-kalanlar, yeni gelecek olanlarla dolu bir yaz dönemi bizi bekliyor.

Hani "yaza damgasını vuran şarkılar vardır", herkes onu söyler, onu dinler.

Lucescu -hakkında ne denirse densin-, hem Galatasaray'ı hem de Beşiktaş'ı şampiyon yaparak, bundan önceki iki yıla damgasını vurmuştu.

Bu yıl da neredeyse aynı sonucu alacak gibiydi.

Sezon ortasında hemen herkes Beşiktaş'ın şampiyonluğunu ilan etmiş, "ligin tadı kalmadı" yorumları yapılmıştı.

Daha sonra olup-bitenler hakkında çok konuşuldu, burada yeniden aynı defterleri karıştırmaya gerek yok.

2000-01 sezonunda Galatasaray'da göreve getirilen Mircea'ya futbol camiasında bazıları soğuk davrandı. Lucescu bu ön yargıları aşmayı becerdi. Galatasaray'ı ilk sezonunda Şampiyonlar Ligi'nde ilk kez çeyrek finale taşıdı.

Şampiyonluğu Fenerbahçe'ye kaptırdı diye eleştirilse de (Bu eleştirilerin kökünde Lucescu'nun Fatih Terim ile kıyaslanması yatıyordu) ikinci sezonda -bize göre çok kan kaybetmiş- Galatasaray'ı şampiyon yaptı. Elindeki kadro vasat ve vasat altı elemanlardan oluşuyordu. Lucescu kendisi gibi mütevazı olan bu kadrodan verim aldı. Bazı yazarlar (Terim'in futbol anlayışını ve onun döneminde fırtına gibi esen takımı baz alarak) korkak olduğunu ileri sürüyor, onu Galatasaray'a layık bulmuyorlardı.

Sanıyorlardı ki Lucescu gider, Fatih Terim yeniden Galatasaray'ın başına gelirse tarih tekerrür edecek, Galatasaray yine fırtına gibi esecekti.

Ahh... Nerde o günler?...

Galatasaray'ın Fatih Terim ile hem hoca, hem takım, hem de yönetim hesabına nasıl bir trajedi çukuruna yuvarlandığını ibretle seyrettik.

Şimdilerde Hagi ile pirincin taşı ayıklanmaya çalışılıyor ama ufukta umut ışığı gözükmüyor.

Lucescu ardından Beşiktaş'ın başına geçti ve takıma 100. yılında bir şampiyonluk hediye etti. Bu yıl olup-bitenler hocayı da Beşiktaş'ı da çok yıprattı ve Lucescu Shaktar Donetsk'e gitti.

Bize göre Lucescu'nun en büyük marifeti az imkânla çok iş görebilen -belki de buna alışkın bir hoca olmasıdır. Savunmaya, dolayısıyla güvenliğe dayalı futbol anlayışı "az olsun bizim olsun" neticesini getirmiştir. Az konuşan, mütevazı, beyefendi, mülayim biri idi. (Bu yılın ikinci yarısında çok konuştu, kendine de takıma da zararı dokundu.) Genç ve tecrübesiz oyuncuları takıma kazandırma yolunda pek çaba harcamadı. Güven Taner onun için şöyle diyor: "Lucescu, alçakgönüllülüğün, sağduyunun, düşünce derinliğinin, elindeki kadrodan ne kadar verim alabileceğini iyi bilmenin, futbolcu karakterine göre oyun düzeni saptamanın, en az güçle en yüksek verimi elde edebilmenin örneklerini verdi. En önemli hatası haksızlığa uğradığına inandığı zamanlarda hırçınlaşması ve bu dönemde tepkilerinin biçimini düzenleyememesidir. Aldığı gençlerin yüzde sekseninden yararlanamadığı için Beşiktaş çökmüştür."

"Beşiktaş'ın çöküşü" meselesi hariç Lucescu konusunda Güven Taner'e katılıyoruz. "Çöküş"ün sebeplerinin-sonuçlarının Beşiktaş'ı neredeyse bir kaos'a sürüklediği de ortadadır.

Futbol'a ayırabildiği imkânlar, kulüplerin mali yapıları göz önüne alındığında, yukarıda sayılan özellikleri sebebiyle Lucescu Türk futbolu için aranılan bir hocadır. Onun gibisini bulmak zordur, hele yabancılar arasında.

Bunun böyle olduğunu zaman gösterecek.


25 Mayıs 2004
Salı
 
MUSTAFA KUTLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED