|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
Türkiye 1. Süper Ligini 2002-2003 sezonunda, şampiyon Beşiktaş'ın ardından 77 puanla ikinci olarak tamamlayan Galatasaray 2003-2004 sezonuna her mevsim başında olduğu gibi hırslı ve iddialı girmişti. Sarı-Kırmızı takım bir yandan Avrupa Şampiyonlar Ligi ön elemesini kazanıp grup maçlarını oynarken, beri yandan da lige Olimpiyat Stadı'ndaki 2-1'lik Diyarbakırspor galibiyetiyle adım atmıştı. Gaziantepspor deplasmanında alınan 2-1'lik başarıyı Bursa'daki 2-2'lik beraberlik takip etmişti. Sarı-Kırmızılı takım ligin 13. haftasına kadar gerçi 9 puan kaybetmişti ama 34 maçlık maratonda bu kayıpların telafisi olabilirdi. Ne var ki 13. haftadan sonra defans zaafiyetleri Cimbom'u bitirmeye başladı. Önce Denizli'de 2-1 yenildi; sonra kendi evinde 2-2 ile Malatya'ya 2 puan kaybetti. Derken Atatürk Olimpiyat Stadı'nda İstanbulspor'a da 3-1 yenilince ipin ucu kaçtı. Bu maçın ardından gelen 2-1'lik Trabzonspor mağlubiyeti ümitleri iyice söndürdü. Beri yandan Avrupa Liginde grubunda Clup Bruge'la bir golsüz beraberlik ve Lokomotif Moskova'ya karşı alınan 2-0'lık galibiyet dışında tam dört maçlık bir yenilgiler zinciri Fatih Terim gibi "İMPARATOR"un tahtının iyice sallanmasına yol açmıştı. Ne oluyordu? Bu takım değil miydi U.E.F.A. Kupasını alan? Bu Terim hoca değil miydi bu başarıya imza atan? Kimse bir takımın o üstün başarıyı sonsuza kadar sürdüremeyeceğini, inişlerin, yokuşların olabileceğini anlamak istemiyordu. Defansın orta yerindeki civata iyice laçkalaşmış, rakiplerin dalga dalga gelen hücumlarında su kaçırmaya başlamıştı. Fatih Hoca Frank De Boer'in güçsüzlüğünü daha önce sezseydi, hatta De Boer'i transfer eden yönetim bu futbolcunun Avrupa'daki arkadaşlarının "O artık iyi golf oynar" tarzındaki eleştirilerini dikkate alsaydı Sarı-Kırmızılı takım bu hale düşmeyecek, De Boer'in açığını kapatmaya çalışan Bülent kendini harcamayacaktı. Yalnız defans mı? Neredeydi o Dünya'ya parmak ısırtan Hasan Şaş? Diğerlerinin formsuzluğuna bir paragraf açsak şu spor sahifesi yetmez. Nefes ve adale gücünün eksilmesi kadar, son yıllardaki başarı doyumu da G.Saray'ın aslarını yiyip bitirmişti. Ara transferde De Boer, Tamas, Pinto, Lukunku, Abdullah gitti. Ancak Lukunku sözleşmesi gereği hala G.Saray'dan tıkır tıkır büyük paralar alıyor; o da ayrı mesele. Parasal durumu da pek içaçıcı olmayan Cimbom Adana'dan Necati'yi, Karşıyaka'dan Emrah'ı, Avusturya'dan da Aykut'u alabilmişti. Gerçi bu çocuklar ileriki haftalarda başarılı olmaya başlamışlardı ama hiçbiri bir makinenin parçası gibi takıma girdiği anda tıkır tıkır işleyen kurtarıcılar da değillerdi. Fatih Hoca sinirden kıvranıyor, sinirlendikçe telaşlanıyor, yüzünde tikler beliriyordu. Güvendiği dağlara kar yağıyor, bir yandan futbolcuları, beri yandan Başkan Canaydın ona bir manada ihanet ediyordu. Sonunda bu efsane adam kendi evindeki Rize yenilgisinden sonra G.Saray'a veda ediyor, Genel Kurul da Özhan Canaydın'ı yeniden göreve getiriyordu. Ardından Hagi, Terim'in koltuğunun yeni sahibi, G.Saray'da geçirdiği bunca krizden 30. haftadan itibaren çıkıp ligde 6. oldu. İşte Sarı-Kırmızı devin son sezondaki karnesi bu. Şimdi gelecek sezona yine şampiyonluk ümidi ve hazırlığıyla girecek. Görelim bakalım ne olacak?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |