|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Modernleşmenin tarihi, yönünü artık sonsuz küçüklüklerin tesbitine kaydırmış olduğundan, tarihin anacaddelerinden ziyade arasokakları -eskiye nisbetle- daha da alâka görüyor. Bütüne dair ihatalı yargılar, bütünü kuşatma isteği, yerini parçaların bilgisine bırakıyor. Öyle ki parçalar hakkındaki bilgilerin karmaşık görünen çeşitliliğine nüfuz etmek, mini mini ayrıntıları tesbit edip büyük zihniyet dönüşümlerini, değişimlerini bu ayrıntılardan hareketle yorumlamak arkeoloji meraklısı çağdaş zihinler için daha cazip, daha kışkırtıcı. Modern insan düşünürken tümevarım yoluyla düşünüyor artık. Tümevarım yoluyla kendini gerçekleştiren düşünme aslâ bu yolla tüme varamayacağını bildiği halde tümevarımdan vazgeçmiyor; zira tüme varmayı istemiyor, kendisine ulaşılacak bir bütüne, bir bütünlüğe inanmıyor. Tümdengelimli düşünmeye ve bütünü kavramaya ilişkin isteksizliği de bundan. Küreselleşme ideolojisi küre'nin bütününden ziyade küre'nin parçalarına ilgiyi kışkırtıyor; biteviye küre'nin bütününü vurguladığı halde, öne çıkan bütün değil, parçalar, ayrıntılar oluyor. ('Mozaik' sözcüğünün 80'li yıllardan sonra nasıl da sevimli hale geldiğini hatırlayınız!) Dünya küçülüyor, bu doğru! Fakat unutmamalı ki dünya küçüldükçe, o bütünü oluşturan unsurlar da küçülüyor; dolayısıyla dünyanın bütününe yönelik ilginin gücü gittikçe azalıyor, minimize oluyor, en nihayet buharlaşıyor. Kadın sorunu da böyle. Kadın sorunu üzerine yönelik tartışmalar da. Bütünden ziyade artık parçalar dikkat çekiyor. Bu bakımdan ben de Türk kadınının çağdaşlaşma tarihini yazacak olanlara bir anektodla olsun katkıda bulunmak isterim. Hatırlanırsa, Niyazi Berkes, hocası Babanzâde Ahmed Naim'in (öl. 1934) kadınların eğitimiyle ilgili görüşlerini şöyle tasvir ediyordu: - Benim gibi erkek öğrencilere kızmazdı. Kız öğrencilere ifrit olurdu. O zaman her ders sonunda hocaya imzalatılacak devam karnelerimiz vardı. Kız öğrenciler karnelerini korka korka uzun kürsüsünün kenarına koyup öteki ucuna koşucular gibi koşarlar, karne yere düşmeden ele geçirmeye çalışırlardı. Hoca da hemen her defasında "Burada ne işiniz var? Felsefeden siz ne anlarsınız. Yarın evleneceğiniz kocalarınıza yemek pişirmesini öğrenin" öğütünü vermeyi unutmazdı. Felsefeci Macit Gökberk de ileride eşi olacak kız arkadaşına şöyle demişti: - Felsefe kadınlara göre değil, siz edebiyat okuyun! Oysa kadınların edebiyat tahsili görmelerine razı olmayanlar da vardı. Mesela İbn'ul-Emin Mahmud Kemal İnal (öl.1957). Merhumun Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları'ndan neşredilen "Son Asır Türk Şairleri" (Ankara, 1999) adlı eserinin birinci cildini hazırlayan Müjgân Cunbur'un 'Sunuş' yazısı, bu konuda kayda geçirilmesi gereken bir hususiyet taşıyor. - "Son Asır Türk Şairleri'nin ilk cildini hazırlama görevi verilen bu satırların yazarı da -Prof. Çavuşoğlu gibi- İbnü'l-Emin Mahmud Kemal Beyi tanımak imkânını bulmuştu. Doktora tezini hazırladığı sırada, tek nüshası merhumun kütüphanesinde bulunan bir yazma eseri görüp bu eserdeki iki beyti basılmışıyla mukabele etmek istemişti. İlk müracaatında kitapların bulunduğu dairenin kapısından, merhumun içeriden gelen tiz ve öfkeli sesiyle "Söyleyin o kıza gidip yemeğini pişirsin, bulaşıklarını yıkasın, burada onun okuyabileceği kitap yok!" diye azarlanarak geri dönmek zorunda kalmıştı. İkinci müracaatı, hocası Prof. Necati Lugal'in sayesinde müsbet olarak sonuçlanmış, ancak Prof. Lugal, merhumun 'Hocazâdem' iltifatıyla ve saygıyla karşılanırken, genç Doktora adayına öptürmek için el uzatılmamıştı. Prof. Lugal durumu anlatmış, eserin kısa bir süre incelenmesi için müsaade isteyince, "Bakalım okuyup anlayabilecek mi?" diye genç kız, önce bir Nâbî Divanı yazmasından bir gazel okuyup şerh ederek imtihan olunduktan sonra, eseri görebilmiş ve kan ter içinde notlarını almıştı. Arada İbnü'l-Emin Mahmud Kemal Bey'in "Ne çabuk buldu da yazıyor bile" dediğini, kan ter içinde ayrılırken elini uzatmasıyla öptürmeden çekmesinin bir olduğunu, odadan ayrılınca da öfkesini huzurda bulunan genç beylerden çıkardığını, "Ev işleri yapması lâzım gelenler çalışıyor, siz çalışmıyorsunuz?" diye bağırdığını hatırlamaktadır." (s. IX) Eski İstanbul'un mütedeyyin beyefendilerinin "kadınlarla tokalaşmak" âdeti bulunmadığından ve kabalık olsun diye değil, bilakis nezaketlerinden ötürü kadınlarla aralarına mesafe koyduklarından habersiz görünen Müjgân hanımın, sunuşunu sonlandırırken yazmaktan kendini alamadığı îma hakikaten calib-i dikkattir: - Şuârâ Tezkirelerinde uygulanan şekliyle Son Asır Türk Şairleri'nin bu basımının daha kolay yararlanabilecek bir hâle getirildiği umudu içinde, gözden kaçan hata ve eksikler için özür dilemekteyim. Ve dilerim ki İbnü'l-Emin Mahmud Kemal Bey'in ruhu da bu değişikliklerden ve bu cildi bir hanım elinin hazırlayışından muazzep olmamıştır. (s. X) Bu cildin bir hanım eliyle hazırlanmasından İbn'ul-Emin'in ruhu muezzeb olur olmaz mı bilemem ama fevkalâde titizlik gösterdiği imlâsının değiştirilmesinden her halde rahatsız olmuştur. (Sebebini öğrenmek isteyenler, İbn'ul-Emin'e tahsis edilmiş olan Müteferrika'nın Yaz 2000-1 tarihli 17. sayısına bakmalı.) Görüyorsunuz değil mi, bütün olmayınca, bütüne ulaşmağı isteği duyulmayınca parçaların muhatabını kışkırtmaktan gayrı, tek başına bir değeri olmuyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |