|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"10. Yıl Marşı"nın (tekrarlar hariç) son üç kıtasını gözden geçiriyorduk... Marşın ikinci ve üçüncü kıtalarında karşımıza çıkan ve bugünün Türkiye'sine hiçbir şey ifade etmeyen problemli dizelerine değinmiştik... Marş, "tarihten önce" olduğu gibi "tarihten sonra" da varlığını sürdüren, yani "tarih üstü" olduğu "a priori" olarak kabul edilen bir milletten (Türklerden) söz ediyor, "Türk"ün "bütün başlardan üstün" bir baş olduğunda ısrar ediyordu... Marşın üçüncü kıtası da problemliydi. Ve nihayet yazının bitimine doğru gelip dördüncü kıtaya dayanmıştık. Yani şu tamamen korporatist ruhla kaleme alınan şu dizelere: "Örnektir milletlere açtığımız iz;
Dünka yazıyı bitirmeden şu kısa hatırlatmayı da yapmıştım: AB'ye girmeye can atan, içinde birçok parti, işveren ve işçi sendikası, sivil toplum örgütleri barındıran bugünün Türkiyesi'nde hâlâ "İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz" diye haykırmanın bir anlamı var mıydı? Ama biliyorsunuz, ne büyük bir çelişkidir ki, bu ülkede "10. Yıl Marşı" en güçlü olarak (maalesef) tanımları gereği toplumda var olan farklı çıkarları temsil etmesi gereken bu örgütlerden yükseliyor! Yalan mı? Bu tablo karşısında insana demezler mi: "Hem toplumun yekpare bir yapıda olmadığı gerçeğinden hareketle örgütlenmişsin, hem de 'imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz' deyip duruyorsun, bu ne çelişkidir?!" Şurası muhakkak ki, "10 Yıl Marşı"nın yazıldığı yıllarda "korporatist düşünce" Türkiye'de çok güçlüydü. Dolayısıyla, bu ve benzer marşların yazılıp okunması herşeyden önce devlet anlayışının bir icabıydı. Cumhuriyet, 19. yüzyldan itibaren Avrupa'nın muhafazakar kesiminde yeşeren "korporatist düşünce"den çok etkilenmiş bir biçimde "uygarlık tarihi"ne eşine Avrupa'da da rastlanmayan yepyeni bir yönetim biçimi armağan etmenin hayalini kuruyordu. İstersiniz, "korporatizm"in ne biçim bir şey olduğunu bize Aykut Kansu açıklasın: "Ekonomik düzlemde kapitalizme ve kapitalizmin getirdiği tüm ilişkiler ağına, siyasal ve toplumsal düzlemde de özgürlüşmeye ve bireyselleşmeye temelden karşı olan korporatizm aslında dini ideolojinin, egemen olduğu ve gerekçeleyerek desteklediği Ortaçağ toplumsal düzeninin yeni -yani, kapitalist- koşullar altında ihyası projesi olarak okunabilir. Gerek ekonomide ve siyasette, gerekse de toplumsal ilişkilerde bireyleri kontrol altına almayı ve insanların bireyselleşmelerinin önüne geçmek amacıyla onları yaşadıkları...." (Kemalizm, İletişim. 2001) Kulaklarımızda uçuşan "klişeler"le karşılaştırıldığında epeyce şaşırtıcı bir ilişki değil mi?! "Klişeler", yani "Aydınlanma", "bireyselleşme", "çağdaşlaşma", "ilerleme", "kadın hakları", vesaire... Tabii ki şaşırtıcı; çünkü "10 Yıl Marşı"nın bir dizesinde karşımıza çıkan bu korporatist düşünce, asıl olarak "ayrışmaya" karşı çıkarak, toplumu oluşturan bireylerin başta siyasi partiler olmak üzere sendikalar, dernekler, bin türlü kültürel kuruluşlar içinde yer alarak siyasi, ekonomik ve kültürel taleplerini dile getirmesine karşı... Yani "yekpare" bir toplum anlayışı ile bu tamamen kurgusal toplumun "devlet"le özdeşleşmesini öneren, bunun için gayret gösteren bir düşünce... "Kendi içinde çelişkisiz ve sorunsuz bir toplumsal yapı" hayali... Hayal ki bu kadar olur... İsterseniz sözü tekrar Aykut Kansu'ya bırakalım: "Liberal ve sosyalist düşüncede varlığı doğal olarak kabul edilen çıkar çatışmasını temelden reddeden bu görüşe göre, uzlaşma ve dayanışma önplana alınmalı, bireysel ve sınıfsal çıkarların reddedildiği bu korporatif düzende çok partili hayata gereksinim duyulmayan bir siyasal ortam yaratılmalıydı." Düşünün; "siyaset" diyorsunuz ama "çok partili hayata" gereksinim duymuyorsunuz! Hatırlayın; çok partili sisteme geçisin arefesinde bile "işçi sendikaları"nın varlığına , "Türkiye'nin sınıfsız bir toplum olduğu"(!) gerçeğine dayanarak itiraz eden CHP'nin Çalışma Bakanı Sadi Irmak değil miydi? Aykut Kansu, alıntılar yaptığım değerli yazısında öyle güzel örnekler veriyor ki, insanda "10. Yıl Marşı"nı daha da yüksek sesle okumak arzusu uyanıyor... Korporatizmin Türkiye'deki en yılmaz savunuculardından Mahmut Esat Bozkurt'un İzmir İktisat Kongresi'nde sarfettiği şu sözlere bakın: "Ne 'bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar', mektebinden, ne de sosyalist, komünist, etatist ve himaye mekteplerinden değiliz.... Yeni bir iktisat mektebimiz vardır. Buna ben 'Yeni Türkiye İktisat Mektebi' diyorum..." Ya Recep Peker'in 10. Yıl'dan sonra her üniversite öğrencisinin olmak zorunda olduğu "İnkılap Tarihi" derslerinde okutulan kitabında söyledikleri... "Peker'e göre, çok partili rejim ülkeleri bunalımlara sürükleyen, devlet yapısını zayıflatan ve genel olarak istikrarsızlığa yol açan bir sistemdi." Türkiye gerçekten "rüyada yaşayan" bir ülke gibi.... "İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle" olduğumuzu iddia eden bir öğretinin marşı, siyasetçilerin, kapitalistlerin, işçilerin, profesörlerin, "liberaller"in ve hatta ("Tarihin kurnazlığı" işte!) kendilerini "komünist" olarak adlandıran kimi grupların en içten söyledikleri bir marş halini almış... "Modası çoktan geçmiş" bir marş, ne yazık ki bugünün Türkiyesi'nde hâlâ kalp atışlarını hızlandırabiliyor... Haydi hep beraber, daha yüksek sesle.... "Örnektir milletlere açtığımız iz;
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |