AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

K R O N İ K  M E D Y A
Radikal yazarı Kışlalı kendi gazetesini okumuyor galiba...

Mehmet Ali Kışlalı, "Bu tür cezaevi" başlıklı yazısında (28 Mayıs), Ebu Garib ve benzeri cezaevlerindeki Amerikalı görevlilerle, 1980 sonrası Türk cezaevlerinde "temiz kalabilmiş görevlileri" karşılaştırdı... Talihsiz bir yazıydı, çünkü o "temiz" cezaevlerinde neler olup bittiği konusunda epeyce yayın yapmış bir gazetede yayımlanmıştı...

Radikal gazetesi yazarı Mehmet Ali Kışlalı, 28 Mayıs tarihli yazısını, Ebu Garib'deki işkencelere ayırmıştı... Yazar, "Bu tür cezaevi" başlıklı yazısının son bölümünde, Irak'taki Ebu Garib ve benzeri cezaevleriyle 1980 sonrasında Türkiye'deki cezaevlerini karşılaştırıyor... Vardığı sonuç şöyle:

"Kötü şöhretleri ayyuka çıkan cezaevlerini ziyaret etmek isteyen Kızılhaç'a geçen sene izin verilmediğini New York Times açıkladı. Verilen örneklerden şimdi anlaşıldığına göre buralar en ağır suçların işlendiği kesimlerdi. Güneydoğu'da 15 yıl süren, PKK'ya karşı uygulanan mücadele sırasında ortaya atılan, güvenlik güçleriyle ilgili bu tür suçlamalar hatırlandığında, Türk görevlilerin ne kadar temiz kaldıkları anlaşılıyor. Ankara'da merkezde benzer suç ihbarlarıyla ilgili çalışmalarda bulunmuş olan bir yetkili 'Doğrusu bizde de birkaç ciddi ihlal vakası oldu. Ama bunları mutlaka, olağanüstü de olsa, yargı sistemine getirdik. Yinelenmelerinin önlenmesini sağladık. Verilen cezalar da, her zaman tamamen açıklanmasa bile, görevlilere yansıtıldı. Uluslararası davranış kurallarını egemen kılmaya çalıştık' diyor."

Biz yazıyı okuyup bitirdiğimizde bir yazının (ve yazarın) ancak bu kadar talihsiz olabileceğini düşündük. Çünkü yazı, Türkiye'nin "Türk cezaevlerindeki işkence" gibi tatsız konuları sayfalarına zinhar kabul etmeyen büyük ve "temiz" gazetelerinde değil, bu alandaki yayınlarıyla kendisine epeyce teşekkür borçlu olduğumuz Radikal gazetesinde yer almıştı... Biz sadece bir söyleşiyi ve bir bir manşet haberi aktaracağız burada...

Kışlalı, Radikal'in internet sayfasının arşiv bölümüne girip, Neşe Düzel'in 23 Haziran 2003'te Selim Dindar'la yaptığı söyleşiyi okursa, orada şu türden satırlarla karşılaşacak:

"Avlunun ortasında bir kapak vardı. Oradan hapishanenin ya da mahallenin lağımı akıyordu… Her birimiz tek tek o lağım suyunun içine indiriliyorduk. Lağımın içinde nefesimiz kesilene kadar tutuluyorduk. Diyarbakır Cezaevi'nde yatan herkes yaşadı bunu. O pisliği içmedim, yemedim diyen gururu yüzünden yalan söylüyordur. (…) Elimde sigara söndürme izini görüyorsunuz. Yumurtalık bölgemde de sigara, kibrit söndürdüler. Mahkemede bir hemşehrime tebessüm ettim diye bir gardiyan elime beş milimlik çivi çaktı. Copu ısırtıp, tekmeyle vurdular ve sonra ağzımdan dişlerimi copla birlikte çıkardılar. Ağzıma soktukları copu sağa sola döndürdüler, gördüğünüz gibi ağzımı bir yanından yırttılar. İnsanoğlunun bunları nasıl yapabildiğini hâlâ kavrayamıyorum."

Selim Dindar, 1981-84 arasında Diyarbakır Cezaevi'ndeki korkunç işkencelerin tanıklarından biri... Kışlalı'ya, Selim Dindar'ın başına gelenlerin "münferit" bir vaka olmadığını öğrenmesi için de gazetesinin 10 Kasım 2003 tarihli manşetini tavsiye edeceğiz... Radikal o gün Serbestî adlı derginin yayımladığı, o yıllarda Diyarbakır'da yatmış 29 kişinin "işkence tanıklıkları"nı manşete çekmişti... Hadi oradan da bir hatırlatma yapalım... Mardin doğumlu Selahattin Bulut'un tanıklığından:

"Kapı açılıp karavanayı içeri getirmeden önce gardiyan bizi çok döverdi. 'Verdiğim yemeğin hakkını istiyorum' derdi, ta ki bir tarafımızdan karavanaya kan akana dek döverdi. O işkence döneminde günde üç öğün kanlı karavana yerdik. Diş macunu, deterjan, çöp gibi şeyleri yediriyorlardı. Cezaevine Türkçe bilmeyen ziyaretçi alınmazdı. Türkçe bilmeyen nenem, dilsiz taklidiyle görüşe girdi. Ağzından bir kelime çıkmadı. Sadece hıçkırıyor, yaşlı gözlerle bana bakıyordu. Ben çıkmadan da öldü."

İşte böyle... Radikal okurları "1980 sonrasındaki 'temiz' kalabilmiş Türk cezaevi görevlileri" masalına karşı aşılı okurlar... Diyeceğimiz, Kışlalı boşuna yorulmuş o gün... (A.G.)


Asıl teşekkür Hürriyet'e...

Hürriyet, 26 Mayıs'ta çocuklar gibi şendi... Çünkü "Banka soyan iki kişiyi kaçarken vuran ve 48 yıl hapis istemiyle yargılanan koruma Engin Bozkurt'un davranışını meşru müdafaa sayan mahkeme beraat kararı" vermişti... O gün gazetenin manşeti "CİNAYET DEĞİL MEŞRU MÜDAFAA" şeklinde tasarlanmıştı...

Karardan sonra bir açıklama yapan Engin Bozkurt, "Adalete ve yargıçlara teşekkür ediyorum" demiş... Bizce eksik, çünkü asıl teşekkür Hürriyet'e gitmeliydi... Çünkü Hürriyet, Bozkurt'un cinayetle yargılanacağının anlaşılacağı günlerde "MERAK ETME, HALK VE HUKUK SENİNLE" diyerek militan bir tavırla devreye girmiş, yayın yönetmeninin yazılarının da katkısıyla olayda taraf olmuştu...

Duruşmada savcı "kasten adam öldürme" iddiasını tekrarlamış. Duruşmaya, öldürülen iki kişiden birinin ailesi adına katılan avukat da şöyle demiş:

"Sanığın suç işlediği yer bankanın dışı. Atış uzak mesafeden yapılmış. Her iki kişi de arkadan vurulmuş. Bunun karşılığı kasten adam öldürmektir. Meşru müdafaa olabilir ancak iki can kaybolmuştur. Ölen iki kişi, mesela ayağından vurularak yakalanabilir, cezalarını çekip topluma kazandırılabilirdi."

Ama bütün bunlar belli ki "fazla idealist", "fazla lüks" bulunuyor, meseleye "gerçekçi" bir açıdan bakma gereğine inanılıyor...

Sanık avukatı ise "olayın meşru müdafaa olduğunu" savunurken, takip ettiği bir başka davada Yargıtay'ın verdiği "bozma kararı"nın bir örneğini vermiş mahkemeye... Hatırlayın, Yargıtay'ın o kararı da büyük bir sevinçle karşılanmıştı Hürriyet'te...

Geçtiğimiz haftalarda Kronik Medya'da, mahkemelerin "töre cinayetleri"nde daha önce yaptıkları gibi ceza indirimini reddetmelerinde basının olumlu katkısından söz etmiştik... Türkiye'de medya, mahkeme kararlarını etkiliyor, bu açık.

Doğrusunu isterseniz bu son olayda Türkiye'nin en büyük gazetesinin yürüttüğü kampanyanın da kararda etkili olduğu kanaatindeyiz biz... (A.G.)


Kilise üzerinden 'normal' laiklik?..

Radikal gazetesi yazarı Tarhan Erdem, "Kilisenin neresindesiniz?" başlıklı yazısına (27 Mayıs) "İbadet özgürlüğü anlayışımızı değiştireceği için, kilise açılmasında karşılaşılan zorluklara sevinmeliyiz" diye başlamıştı... Tabii aslında "zorluk", Erdem'in yazısının devamında İsmet Berkan'dan alıntılayarak sorduğu sorulardan da anlaşılabileceği gibi "kilise açma"da değil, "kilise faaliyetlerinin yürütülmesi"nde...

İsmet Berkan: "Kiliseyi kim açacak? Kiliseye din görevlisini kim gönderecek? Kilise açma iznini kim, hangi kriterlere göre verecek? İşte Türkiye'de işlerin karıştığı nokta tam da burası. Türkiye, kendi vatandaşlarına tanımadığı bir özgürlüğü yabancı ülke vatandaşlarına tanıyabilir mi?"

Ne kadar yerinde sorular: Öyle ya, kilise papazlarını Diyanet İşleri Başkanlığı atamayacak herhalde... Tarhan Erdem de işte tam bu noktada umutlanmaya başlıyor... Şaka gibi ama, "ülke koşullarına göre belirlenmeyen", "adam gibi bir laiklik" belki de onun yazdığı gibi kilise üzerinden gerçekleşecek... Tarhan Erdem'in yazısının son bölümü:

"Buyurunuz işte Türkiye, işte ibadet özgürlüğü; Hıristiyanlara ne hakkı veriyorsanız, bizlere de aynı hakları veriniz; devlet, Hıristiyanların ibadetine elini ne kadar uzatacaksa(!), bizim ibadetimizle o kadar ilgilensin.

Hıristiyanlar, nerede ve nasıl Hıristiyanlığı öğreniyor ve öğretiyorlarsa, Müslümanlar da İslamlığı aynı yollarla öğrensinler; Hıristiyanlıkla İslamlık devlet okulları müfredat programında farklı yer almasın.

Artık laikliğin anlatımı ve anlaşılması sadeleşecek: Yapımından yönetimine, kiliselerin devletle ilişkisinde hangi anlayış ve kurallar uygulanacaksa, camilerde de aynı kurallar geçerli olsun; hükümetimiz ve devlet daireleri, kilisenin neresinde duracaksa, camilerin de orasında dursun; ne ileri ne de geri; aynı yerde, aynı mesafede." (A.G.)


30 Mayıs 2004
Pazar
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED