|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Cumhurbaşkanı Sezer'in YÖK Yasası'nı geri göndermesi beklenmedik bir karar değildi. YÖK yönetim kurulunu koruyacağı, mevcut yapının değiştirilmesine direneceği, statükoya kol kanat gereceği de belliydi. İmam Hatip Lisesi mezunlarının üniversite sınavlarında yıllardır karşı karşıya bulunduğu adaletsizliği bir nebze düzelten maddeyi içine hiç sindiremeyeceği tahmin ediliyordu. Ancak, bir Türkiye Cumhurbaşkanı'nın bir Cumhuriyet okuluna karşı düşmanlık hislerini böylesine açık ve pervasızca dile getirmesi, hem beklenmedik hem de şaşırtıcı bir durumdur. Sezer'in veto gerekçeleri, dünyada marjinaller dışında taraftarı kalmamış bir laiklik tanımıyla, ülkenin temel değerlerine karşı endişe verici bir sorgulamayı ifade ediyor. Din eğitimi almak, dindar olmak ve bu kimlikle hayatın içinde bulunmak arzusunun laiklik ilkesiyle çeliştiği yargısı, hiçbir çağdaş tanım ve gerçeklikle bağdaşmamaktır. Fransa gibi laikliğin katı yorumlarına müracaat eden bir ülkede bile din eğitimi (ve başörtüsü uygulamaları) Türkiye'nin ilerisindedir. Avrupa'nın tamamında sadece din eğitimi veren ve birçoğu kiliselere ve dini vakıflara ait liseler bulunmaktadır ve bu okulların mezunları alan sınırlaması olmaksızın, üniversiteye devam edebilmektedir. Cumhurbaşkanı'nın laiklik tanımı tartışmasız bir gerçeğe tekabül etmediği gibi, benzerine bir Avrupa ülkesinde rastlamak da mümkün değildir. Veto gerekçesinin omurgasını teşkil eden şu sözlerin hiçbirisi kesin bir hukuk ve laiklik yargısını ifade etmemektedir. "İmam Hatiplerin genel liselerle eşit statüye getirilmesi, öğretim birliği ve laiklik ilkesiyle bağdaşmamaktadır…. Bir yanda akıl ve bilime, öte yanda dinsel öğretiye dayalı öğretim toplumda ikiliğe yok açar, kaos yaratır… Bu yasayla imam hatip liseleri özendirilmektedir… Bu düzenleme Anayasa'nın Atatürk ilke ve devrimlerini temel alan ruhuyla bağdaşmamaktadır.." Bütün bu kesin yargı cümlelerine "nereden belli?" diye sormak mümkündür. Evet, nereden belli? Laikliğin zedelendiği, eşitliğin bozulduğu, kaos meydana geleceği nereden bellidir? Ayrıca, İHL'ler özendirilmiş olsa bile bunun mahzuru nedir? Cumhurbaşkanı hiçbir bilimsel temele, sosyal fizibiliteye dayanmaya ihtiyaç duymaksızın kesin hüküm veriyor; onca büyük cümleye rağmen aslında, "bu yanlıştır, o kadar" demekten öte bir şey de söylemiş olmuyor. İmam Hatip Liseleri'ne karşı tavrını bu kadar keskin bir dille ortaya koyduktan sonra gerekçesine bir cümle daha eklemeliydi. "Bütün İHL'ler kapatılmalıdır!..." Sezer'in asıl söylemek istediği budur… Son vetodan sonra, Çankaya'dan artık objektif hukuk yorumları beklemek de hayaldir.
KERTENKELE MANTIĞI! Tehlike karşısında baskın olma gayretine girmek, güç mücadelesinde, alan korumacılığında, başkalarını suçlamada "bana benzerse iyi, benzemezse kötü" anlayışına kertenkele mantığı adı veriliyor. Kertenkele mantığına sahip olanlar kendilerini hiçbir kötü sonucun sorumlusu olarak görmezler. Ya şikayet ederler ya da başkalarını suçlarlar! Edibe Sözen'in yeni kitabının adı Kertenkele Mantığı. Sözen, tam da bugünlerin kısır çekişmelerini tanımlayan kör dövüşü, at gözlüğü gibi kavramlar eskimişken Hızır gibi imdada yetişerek kertenkeleyi piyasaya sürdü. Medya, birey, iletişim, popüler kültür… Türkiye, Amerika, Avrupa… Bütün değişkenler bu kitapta, Edibe Sözen ustalığıyla analiz ediliyor. Kitap, Birey Yayıncılık'tan çıktı. Birey ayrıca Mehmet Emin Kazcı'nın Bir Sevda Terapisi ile Mehmet Altan'ın röportajlarını da yayınladı. Altan'ın 2. Cumhuriyet Demokrasi ve Özgürlükler isimli kitabındaki röportajlardan birisi de bana ait. Yeniden okudum da, bayağı sert bir konuşma olmuş!... (Birey Yayıncılık 0 212 511 33 69)
Kani Karaca… Hoş ve güçlü bir sedanın vedası
Tam, Mehmet Güntekin'in tanıştırdığı yeni bir musıki dostundan Metin Güm'den bahsetmek üzere oturmuştum ki, Güntekin'den bir telefon mesajı geldi. Kani Karaca vefat etmiş. Kalp yetmezliği ve kanser, koca çınarı aramızdan alıp götürmüş. Allah rahmet eylesin. Bir ekol, dini musikinin unutulmayacak bir ismiydi. Karaca, icra üslubuyla Cumhuriyet dönemine damgasını vuran bir marka oldu. Cenazesi bugün ikindi namazından sonra Fatih Camii'nden kaldırılacak. Metin Güm… Popüler albümler peşinde koşmaktansa musikinin temel değerlerine yatırım yapan genç bir yapımcı. Akustik Müzik'in sahibi. Masamın üzerinde onun gönderdiği albümler dolu. Göksel Baktagir'in Hayal Gibi albümleri… Saz eserleri, semailer, sirtolar… Yinon Mualem, Barış adını verdiği harika bir çalışmayla ilk kez piyasaya çıkıyor. Başka bir çalışma… Ertuğrul Erkişi'nin iyi bir ses olduğunu biliyorduk ama aynı zamanda bir yaylı tanbur virtiözü olduğunu yeni öğrendik. O'nun da Efkar isimli bir albümü yine Akustik Müzik'ten çıkmış. Hem çalıyor, hem de türküleri harika bir üslupla yorumluyor. Ve bir usta ses, Melihat Gülses, Hüsamettin Olgun'un güftelerinden oluşan, 16 şarkılık bir şiirlik albümle bir kez daha "merhaba" diyor. Hüznün Hikayesi… Seviyeli müzik üretimi için yeni bir kanal daha açıldı. Madem böyle acı bir kayıp haberini aldığımız hüzünlü bir günde musikiden bahis oldu o halde, genç patron Metin Güm'e de en kısa zamanda Kani Karaca icralarından bir albüm çıkarmak düşüyor! (www.akustikyapim.com)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |