AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Gözlerimi açarken

Hasta bakıcım tekerlekli sandalyede beni nerdeyse uçuruyor. Asansöre, oradan iki kat aşağıdaki ameliyathaneye giriyoruz. Ameliyathanenin havası serin. Benimse asıl korkum üşütmek. Ameliyat olmaya alışığım. Ondan korkmuyorum. Ama ameliyat esnasında üşütmek beni ürkütüyor. Çünkü daha önceki ameliyatlarımın birinde (daha doğrusu ilk ameliyatımda, bundan 5 yıl önce), ameliyathanede dört buçuk saat bekletilmekten dolayı üşütmüş, bunun farkına varılmadığı içinde zatürree olmuştum. Aynı sıkıntıyı bir daha çekmemek için yeniden zatürree olmak istemiyordum. Bu yüzden doktoruma defalarca üşütmekten çekindiğimi hatırlatmak zorunda kaldım. Onlar da, sağ olsunlar, benim uyarımı dikkate aldılar ve beni üşütmemek için ellerinden geleni yaptılar. Ameliyatımın yaklaşık 8 buçukta başladığını tahmin ediyorum. 11'de ameliyat başarıyla sonuçlanmış, saat 15 sularında da yoğun bakımdan alınıp odama getirilmişim. Gözlerimi araladığımda çevremde bir dost halesini seçer gibi oldum. "Geçmiş olsun" dileklerini işittim. Ben de onlara cevaben: "Bana sevgililerimi sorun" dedim. Bu sözlerden onların neyi anladığını bilmiyorum, ama kafamda "sevgililerim" diye adını koyduklarımın arasında, bana "geçmiş olsun" diyenlerin de varbulunduğu benim bilincimde yazılı. Hayatımda bana yol gösterenler, bu sevgili deyiminin içinde en başta geliyor.

Sevgililer.. aslında tek sevgili, o.. Ancak onun adını anmak, onu ifşa etmek istemedim. Bu, karar verilmiş bir niyetin neticesinde oluşmadı, kendiliğinden öyle oldu. Derken belleğim gerilere doğru kayıyor.. kendimi, beni tebrik eden insanların arasında görüyorum. Bana sanki gıptayla bakıyorlar ve bazıları benim yerimde olmak istediğini söylüyor. Bu sözler o sırada bana hiç de inandırıcı gelmemişti. O sakin, ne istediğini bilen kalabalığın içinde sonradan defalarca bulundum. O sevgilinin yüzünü o kalabalığın içinde defalarca seyrettim. O yüzü seyretmenin ibadet yerine geçtiğini düşünerek.. o yüzü son gördüğümde, bir kapının eşiğindeydik. Biraz sonra, o, o kapının eşiğini aşıp içeriye, oranın sonsuzluğuna doğru ağacaktı. Kapının önünde, onun geçmesini bekledim. Tam geçecekken, nerdeyse insiyaki bir itişle önüne geçtim, yolunu kestim. "Efendim" diye seslendim. Bütün gövdesiyle dönüp yüzüme baktı. Başımı eğdim. "Efendim, seni seviyoruz" diye kekeledim. O, dosdoğru benim yüzüme bakarak: "Biz sizi sevmeseydik, burda işimiz neydi ki!" dedi. Elbette.. sonra deniz, çocukluğumun ilk denizi.. o uçsuz mavilik, o maviliğin ortasında cıyaklayan martılar, martıların sesinde çocukluğum.. ortaokuldayken, bir öğretmenimiz: "Hayır, marti değil, martı.. martı.. Yahudiler gibi 'marti' demeyin" diye uyarmıştı. Malatya'da, çocuklar, kelimeyi "marti" diye telaffuz ediyordu. Daha sonra, Amerika'da adı "Martha" olan, fakat "Marti" diye çağırdıkları bir kızla tanışmıştım. İnsan belleği, insan zihni ne kadar hızlı.. ne kadar cevval.. bir saniyeden daha kısa bir sürede 60 yıllık mesafeyi kat edebiliyor. Ben yeniden odamdayım. Eskiden hastane duvarları beyaz badanalı olurdu. Şimdi pembeye de yer veriliyor demek. Beyazın soğuk yüzünden pembenin albenisine geçmek de bir aşama. Birileri odanın havasız kalacağı hususunda ortalığı uyarıyor. Dostlar ondan sonra mı çekiliyor, bilemiyorum. Bir süre sonra yalnızlığımın diplerine, derinliklerine doğru çekiliyorum. Burada daha uzunca bir süre kalacağım. Ama sabırsızlığım yok. Olacak olanın olacağını ve olmayacak olanın da olmayacağını biliyorum, bu bilinci taşıyorum. Yataktan kalkmaya teşebbüs ettiğimde, ilk kez o zaman, seruma bağlı olduğumu fark ediyorum. "Pekâlâ" diyorum. Refakatçi olan eşimin yardımıyla yatakta doğruluyorum. "Bismillah" diyorum


30 Mayıs 2004
Pazar
 
RASİM ÖZDENÖREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED