AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y E M E K
TÜRK LOKANTALARINDAKİ
Ekmeğimle ve sağlığımla oynama

Bu hafta yazılı ve görsel medyada son günlerde önemli bir yer işgal eden konulardan birine, temel besin kaynaklarımız arasında olan ekmeğimize göz atacağız.

Adı üstüne atasözleri , deyimler, maniler, tekerlemeler, bilmeceler yazılan, yeminler, beddualar edilen, "ekmek aslanın ağzında", "ekmeğimizin peşindeyiz","ekmek elden, su gölden", "ekmeğimle oynama", "ekmek mushaf çarpsın", "ekmeğini itlere, yakanı bitlere kaptırma", "yediği ekmek gözüne dursun" kısacası insanoğlunun varoluşundan bu yana hava ve su kadar önemi olan, yere düşünce öpüp başımıza koymamız gerektiği kadar değer verdiğimiz, kutsal bir nimettir ekmek.

TÜRK TOPLUMUNDA EKMEKSİZ BİR SOFRA DÜŞÜNÜLEMEZ

Dünyanın birçok yerinde fazla yenilmeyen ekmeği Avrupa'da özellikle de Çin'de sofralarda görmek pek mümkün değildir. Oysa bizde ekmek sofralarımızın baş köşesinde durur; ekmeksiz bir sofra düşünemeyiz.

BEYAZ UN ENERJİ SAĞLAR

Çay şekeri ve günümüzde ekmek yapımında kullanılan beyaz un sadece bir karbonhidrat olup, bu insan vücuduna enerjiden başka hiçbir yarar sağlamaz. Dolayısıyla şekerlemeler, hamur tatlıları, beyaz unla yapılmış ekmek, kurabiye, açma, bisküvi gibi saf karbonhidratlar, aşırı insülin salgılatmakta, diabet ve obezite gibi sorunlara zemin hazırlamaktadır.(*) Bu sebeple, sabah ve öğle vakti yenildiği zaman vücudun yakabileceği ekmeği akşam yememek gerekir.

ZARARLI MADDEYE DÖNÜŞTÜRÜLEN EKMEĞİMİZ

Eskiden besin değeri oldukça yüksek olduğu bilinen ekmeğin, günümüzde de beyazlatılması için ununun içine "Potasyum Bromate ve Benzoil Peroksit" gibi kimyasalların karıştırıldığı, böylece ekmeğin gıda maddesi olmaktan çıkarak adeta bir zehre dönüştürüldüğü bilinmektedir. Günümüzde beyaz ekmek üreten firmalar, fazla para kazanmak uğruna hiç bir besin değeri olmayan, geçici olarak karın doyurmaya ve şişmanlatmaya yarayan ekmekleri üreterek insanların sağlıklarıyla oynamaktadırlar. (Tabii bu işi hakkı ve layıkıyla yapan firmaları ayrı tutuyorum.)

Konu ile ilgili araştırma yapan GIDAKAT Genel Sekreteri Erdinç Topal, Türkiye Fırıncılar Federasyonu Halil İbrahim Balcı'ya bir yazı göndererek, ekmeklerde kullanılan bu kimyasallar hakkında uyarıda bulunmuş, toksik ve kanserojen olduğu bilinen bazı katkı maddelerinin antioksiden ve ağartıcı olarak mevzuata aykırı kaçak bir şekilde kullanıldığı konusunda gözlemlerinin olduğunu belirtmiştir.

SAĞLIKLI NESİLLER İÇİN DOĞAL EKMEK

Sağlıklı bir nesil yetiştirmek isteniyorsa, bir çok yiyecek-içecek alımında gösterdiğiniz titizliği ekmek alırken de göstermeniz gerekmektedir. Özellikle ekmeği her yerden rast gele almamalı, üretim yeri belli olan, güvendiğiniz ve inandığınız firmalardan almalısınız. Mesela, İstanbul Halk Ekmek'in uzun süredir, bazı firmaların da yeni yeni üretmeye başladığı, tam buğdaydan yapılan köy ekmekleri ve kepekli ekmekleri tüketmemiz hem kendi sağlığımız, hem de sağlıklı nesiller yetiştirmemiz açısından önemli bir unsurdur.

EKMEĞİ KENDİNİZ DE YAPABİLİRSİNİZ

Aslına bakarsanız asıl makbul ve sağlıklı olan ekmek, besin değerini yitirmeyen doğal buğdayın çekilip, unuyla yapılan orijinal ve gerçek siyah ekmektir. Ben bu siyah ve doğal ekmeği sürekli yaptırıp, her zaman bunu tüketirim. Siyah ekmeği sürekli arabamda taşır, her gittiğim yere götürür ve evimde de sürekli bunu yerim. Siyah ekmeği yaptırma olanağı olamayanlar memleketlerinden getirtecekleri tam buğdayla veya değirmenlerde çektirilen buğdaylar ile içine bir miktar da çörek otu ekleyerek kendi fırınlarında pişirebilirler. Mutlaka deneyin...

Yararlanılan Kaynaklar :
(*) İTO, Sağlıklı Beslenme, Sağlıklı Yaşam, Doç. Dr. Huriye Wetherilt

OSMANLI'DA EKMEĞE VERİLEN ÖNEM

Osmanlı döneminde, İstanbul'un günlük ekmek ihtiyacı için buğdaylar devletin depolarında saklanır, un emrinin teftiş edildiği Unkapanı'nda tartılan un, imaretler, kışlalar, kent fırınlarına taşınırdı. Ekmeğin fiyatı devlet tarafından belirlenirdi Hileyle eksik ekmek çıkartan fırıncılara para cezası, halkın önünde falakaya çekilme, fırın önünde kulağından duvara mıhlanma gibi cezalar verilirdi. Ekmek , tabbah ve elekçiler tarafından hazırlanıp pişirilirdi. Pişirilen ekmeği muhafaza eden kişi Kilercibaşıydı. İstanbullu ekmekçilerin ve uncuların ambarlarında altı aylık zahire bulundurma zorunluluğu vardı. Fırıncı esnafı her gün halis beyaz ekmek hamuru yoğurmak, kıvamında pişirmek, doğru tartmak ve belirli bir fiyattan satmak zorundaydı. Fırıncı hiçbir nedenle fırınını kapatamazdı. Kefilsiz ekmekçilik yapılamıyordu. Fırıncı bir suç işlerse kefili de sorumlu tutuluyordu. Eğer kadı uygun görürse, fırıncı işini başkasına satmak ve devretmek zorundaydı. (*)
(*)İHE-Ekmeğimiz Artun ÜNSAL, Nimet Geldi Ekine


LEZZETLİ SÖZLER

Ekmeğe hürmet ediniz. Çünkü ekmek, semavat ve arzın bereketidir. Kim sofradan düşen kırıntıları yerse affolunur. (Hadis-i Şerif)


29 Mayıs 2004
Cumartesi
 
RAMAZAN BİNGÖL


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED