|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
bir büyükelçi buldu nihayet!
Bu "gazetecilik" türünü nasıl adlandırmalı bilemiyoruz... "Elçiliklerden çıkmayan gazetecilik" desek olmaz, çünkü yanlış olarak "Mütareke basını"nı kastettiğimiz filan sanılabilir... "Elçiliklerden magazin haberleri" desek o da olmaz, çünkü bu işi yürütenler belli... Ne diyelim bilemiyoruz ki; herhalde en iyisi "Türk asıllı sefirelerin bulunduğu sefaretlerden yapılan gazetecilik" deyip işin içinden çıkmak! Kimden, kimin gazeteciliğinden söz ettiğimizi tahmin ettiniz mi acaba? Hürriyet'ten Yener Süsoy'un yaptığı "Bir Yener Süsoy röportajı"ndan söz ediyoruz tabii ki... O hep böyle yapıyor, kulağı hep Ankara'da; Ankara'ya eşi Türk asıllı olan bir büyükelçi atanmasın, Süsoy vakit geçirmeden röportaj için sefarette hazır ve nazır... İtalyan damad'dan övgüler Belki hatırlayanınız vardır, bu sefaret röportajlarının en öne çıkanı İsveç'in bir önceki Ankara Büyükelçisi'nin Türk asıllı eşiyle gerçekleştirileniydi. Hani şu sefireliği bırakıp bir "merkez sol" partinin başına geçmesine çok az kalan sefire ile yapılan röportaj! Yener Süsoy bu kez (Hürriyet, 5 Nisan) İtalya'nın Ankara Büyükelçisi'nin rezidansında. Büyükelçi Carlos Marsili ve "Türk eşi Selva" ile yine memleket meselelerini gözden geçiriyorlar... Rezidansta bir yemek için biraraya gelmişler. "Anlaşmamıza göre", diyor Süsoy, "damat İtalyan sofrası hazırlayacak, biz de kız tarafı olarak baklava götürecektik. Sofrada da gördük ki, İtalyan damadımız kızımıza gözü gibi bakıyor, kızımız da eşinin bir dediğini iki etmiyor." Neyse, biz geçelim "İtalyan damadımız"ın Türkiye'ye yönelik övgü dolu sözlerine: Büyükelçi konuşmaya başlıyor: "İtalyan hükümeti, Türkiye'yi çok seviyor, bunun altını çiziyorum. Sayın Erdoğan ile Berlusconi gerçekten çok iyi iki dost. Başbakanımız her fırsatta Türkiye'den, hükümetinden övgüyle söz ediyor." Takdir edersiniz ki, herhangi bir "medeni ülke"de diplomatların böyle laflar etmeleri olacak iş değildir. "İtalyan hükümeti"nin Türkiye'yi ve Türkleri "çok sevmesi" de ne demek? İçinden Türkiye'ye ve Türklere karşı sevgi fışkıranın adı Berlusconi olsa yine neyse; o da bir insandır ve ve bir ülkeye ve birilerine karşı sevgi besleyebilir diyelim. Ama bir "hükümetin" bir milleti ve ülkeyi "çok sevmesi" de ne demek! Bu kadarla bitse neyse, arkası da var. İşte Büyükelçi'nin Süsoy'u zevkten dört köşe eden sözleri: "Hayli uzun ama, Nutuk'u son kelimesine kadar okuyan az sayıdaki yabancı diplomatlardan biriyim." Hadi bakalım, kolaysa bu "İtalyan damat"ı bağrınıza basmayın! Büyükelçi devam ediyor: "Ben diyorum ki, Türkiye hakkında kötü düşünenler, aleyhinde konuşanların hepsi cahil. Türkiye, Avrupa'da yeterince tanınmıyor, ama bu, Türkiye'den çok Avrupa'nın eksikliği. Bu güzel ülkeyi yeterince tanımayanlar çekingen davranıyor. Avrupa'da okutulan tarih kitapları kesinlikle yeniden yazılmalı. Çünkü bunların çoğunda Türkiye, Avrupa'yla sürekli bir mücadele içindeymiş gibi gösteriliyor." Görüyorsunuz, "İtalyan damat" bırakın "Türk dostu" olmayı, neredeyse bizden daha çok Türk olmuş! (Yeri gelmişken, şu notu lütfen aklınızın bir yanına yerleştirin: Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alma günü gelince, bakalım Berlusconi'nin İtalya'sı ne derece "Türk dostu" çıkacak?) '12 Eylül'cü Büyükelçi Bu açıklamalar o derece "naif" açıklamalar ki, yapılabilmesi için muhatabınızın sizden çok çok daha "naif" olduğu yolunda bir ön kanaatinizin olması şarttır! Yani Türkçesi, bu açıklamalar "diplomatik" olmaktan da çok ötede, "çocuk kandırır gibi" bir özelliktedir... Bu açıklamalarından dolayı Büyükelçi'de tabii ki kabahat bulamayız, sonuç olarak o işini yapıyor; burada asıl kabahatli olan sadece ve sadece Hürriyet okurlarını bu "naif" açıklamaları olduğu gibi yutmaya hazır "hepten naif" kişiler olarak gören-değerlendiren röportajcıdır. Süsoy, karşısında hazır bir "İtalyan damat" bulmuşken, "12 Eylül" meselesinin bir değerlendirmesini de almış. O döneme Ankara'da genç bir diplomat olarak şahit olan Büyükelçi bakın 12 Eylül'ü nasıl anlatıyor: "...12 Eylül'den önce ekonomik olarak da ülkenizde büyük zorluklar vardı. Ben bile tek bir ampul bulamadığımız günleri hatırlıyorum. Onun için 12 Eylül askeri ihtilali beni pek büyük bir şaşkınlığa uğratmadı. Bakın şimdi her yer yemyeşil, hava tertemiz, caddeler pırıl pırıl..."(!) Ne yapsın, Büyükelçi'de yine kabahat yok... Karşısında oturan gazeteci ağzından çıkan her lafı birer inciymiş gibi yakalıyorsa, o ne yapsın! Aklına gelen her şeyi doğru yanlış anlatıyor işte... Kabahat tabii ki yine röportajcıda; insaf yani, 12 Eylül'ün açıklamasını da yaptırma bari! Hatırlayın, Büyükelçi 12 Eylül sonrası için ne diyordu: "Bakın şimdi her yer yemyeşil, hava temiz, caddeler pirıl pırıl...."(!) Daha ne olsun! Süsoy'un İtalya'nın Ankara Büyükelçisi'nin rezidansında gerçekleştirdiği bu tarihi röportajda gözümüze çarpan ilginç bir bölüm de Türk asıllı sefirenin ağzından verilen şu açıklamaydı: "Avrupa'da hâlâ Türk kadınlarının çarşaflı olduğunu sananlar var. Türk olduğumu öğrendikleri zaman hemen; 'Siz hiç Türk'e benzemiyorsunuz' diyorlar." 'Medeni medya'ya yakışmıyor Bu açıklama da çok güzel değil mi?! Nedense bu iş de hep böyle sonuçlanıyor. Yani, Avrupa'da başı açık bir Türk kadınla karşılaşan Avrupalılar hemen "Aaaa bu gerçek olamaz, siz hiç Türk'e benzemiyorsunuz! Türk kadınları çarşaflı değil mi?" diye soruyorlar?! Öyle sinir bozucu bir akıl yürütme ki inanılır gibi değil... Her yıl on milyon Avrupalı yaz tatilini Türkiye'de geçiriyor, ama hâlâ şaşırıyorlar! Daha doğrusu şaşırdıkları söyleniyor... Son sözümüz yine röportajcıya ve bu röportajı kullanan gazeteye: Bu türden röportajlar "medeni bir ülke"nin medeni bir medya dünyasına yakışmıyor... "Medeni ülkeler"in medeni gazetecileri kimi büyükelçiliklere gidip büyükelçilere ülkelerinin "havadan sudan" övgülerini yaptırıp, sonra da yayımlamayı akıllarından hiç geçirmezler... Bazı gazetelerimizde karşımıza çıkan bu uygulamalar haddinden fazla sevimsiz bir "habercilik" örneği... Hiç ki hiç "medeni" değil; hatta açıkcası epeyce "ilkel" kaçıyor... (K.B.)
Zemzem Cola bu Vatan'da istenmiyor!
5 Nisan tarihli gazetelerde tam sayfa ilanlarla dikkat çeken isimsiz cola markasının Zemzem Cola olduğunu bir gün sonraki gazetelerde yer alan haberlerden öğrendik. Konuyu manşetten işleyen tek gazete olan Vatan'ın başyazarı da bu yeni markaya çok sert bir tepki gösterdi… Sanki gelen "Cola" değil "Şeriat"tı!..
Vatan gazetesinin 6 Nisan tarihli manşeti, bir gün önce aralarında Vatan'ın da bulunduğu az sayıda gazete dışında bütün gazetelerde tam sayfa ilanlarla Türkiye pazarına gireceği duyurulan isimsiz bir cola markasının "atağı"na ilişkindi Vatan'ın manşetten duyurduğu "atak", üstelik sadece "Zemzem Cola"dan ibaret de değildi, ortada bir "İSLAMİ COLA ATAĞI" vardı… "İslam ülkelerinin lider cola markaları, Türk piyasasına girmek için birbirleriyle yarışıyor"du… Bir gün önce gazetelerde ilanı çıkan marka Zemzem Cola'ydı ama "Mekke" ve "Kıble" cola da sıradaydı… Sonuçta bu bir haber olduğu için, işin "ideolojik" sakıncalarına girilmemiş… Başlıktaki "İslam", "atak" gibi kelimelerin biraraya gelmesinin yarattığı "sinerji"ye güvenilip, okurlara "anlayın işte canım" deniyor gibi… 'ILIMLI İSLAM KOLALARI' Fakat okurların manşeti salt bir "ticari haber" olarak algılamaması için de gerekli tedbirler alınmış… Gazetenin başyazarı Güngör Mengi manşetin mealini başyazısında bakın nasıl anlatıyor: "Türkiye'deki değişimin istikameti konusundaki algılamanın Powell'in yanlışı olmadığını düşündüren bir haber bugün VATAN'ın manşeti oldu. İslâmi kola firmaları Türkiye pazarından pay almak için atağa kalktılar. AKP'nin yükseliş hızı, Ortadoğulu bu İslâmi firmaların iştahını kabartmış durumda. Yakında TV'lerde reklamlarını görürüz… Yer sofrasında yemeğini bitiren üç numara bıyıklı bir adam teneke kutuyu devirecek, mutlu bir şekilde geğirecek, 'Elhamdülillah Zemzem Kola' diyecek. Afiyet olsun… Sakın bu yüzden telaşlanmayın. Endişeye mahal yoktur. Gelecek olanlar ılımlı İslam kolaları. Radikal kolalar gelmeye kalkarsa büyüklerimiz -herhalde demiyorum- mutlaka bir şey yapar!" Şu işe bakın… Sanırsınız ki Zemzem Cola'cılar, yatırım yaptıkları başka ülkelerde olduğu gibi "ceplerini doldurmak" için değil de, Amerika'yla anlaşmalı olarak Türkiye'yi bir "Ilımlı İslam devleti" yapmak için "atağa" kalkmışlar… Peki Zemzem Cola'nın bizzat Vatan'ın haberinde yer alan Fransa, Almanya, İngiltere, Belçika, Hollanda, ABD yatırımlarını nasıl açıklayacağız? Hem madem başyazar meseleye böyle yaklaşacak, yazıişleri de Zemzem Cola'nın sahibi, "Tunus asıllı Fransız Müslüman girişimci Tevfik Mahluki"nin o fotoğrafını kullanmamayı akıl etsin bari canım! O top sakallı adamın, "Türkiye'yi ılımlı islam devleti yapma" misyonuyla hiç işi olmazmış gibi görünmüyor mu? BİRAZ DA SPEKÜLASYON… Valla, aynı tarihli Hürriyet, Milliyet gibi gazetelerdeki "bir ekonomi konusu olarak (ve başka hiçbir şey olmayarak) Zemzem Cola" haberlerini okuyunca, Vatan'cıların ideolojik duruşları ("vuruşları" mı desek) iyice garip göründü gözümüze… Ne yalan söyleyelim, aklımıza hemen Türk basınında epeyce pratiği olan "Demek sen bize reklam vermezsin, şimdi görürsün gününü" haberleri geldi… Bu "haber"lerin en unutulmazlarından birinde olay şöyle cereyan etmişti: 2002 yılında, başı ilgili bakanlıkla belaya giren ve en sonunda satışı yasaklanan bir Redbull (enerji içeceği) olayımızın olduğunu hepiniz hatırlarsınız… İşte o sıkıntılı günlerde (firma açısından demek istiyoruz) Türkiye'nin en büyük iki gazetesi Hürriyet ve Sabah'ta yarım sayfalık (yoksa tam sayfalık mıydı?) Redbull ilanlarıyla karşılaşmıştık… Firma kampanyasını sadece bu gazeteler üzerinden yürütme kararı almıştı belli ki… Ne oldu biliyor musunuz? Ertesi gün Milliyet'te yarım sayfalık, birkaç parçalı bir "Redbull" haberi başgösterdi… Haber, Redbull'un "tehlikelerle dolu" bir içecek olduğu temelinde tasarlanmıştı… Çerçevelerden biri de "başka ülkelerde, ölümle sonuçlanan vakalar"a ayrılmıştı… İşin ilginç tarafı şuydu ki, Milliyet'in haberi hiçbir, vurgulayarak söyleyelim hiçbir yenilik içermiyordu… Haber, bir süre önce Milliyet'te yer alan bir haberin, bazı cümle değişiklikleri dışında hemen hemen aynıydı.. Uzatmayalım, birkaç gün sonra ne oldu biliyor musunuz? Hürriyet ve Sabah'taki ilanların aynısı Milliyet'te de çıktı… Şimdi gelin Vatan'ın "Zemzem" manşetini okuyup da Milliyet'in "Redbull" haberini hatırlamayın! (A.G.)
Türk basınının son zamanlardaki en hayırlı işi…
Son iki gündür gazetelerde okuyoruz… "Türkiye'nin en eski kanunu" olan Türk Ceza Kanunu'nda yapılması tasarlanan değişiklikler hemen hemen tamamlanmış durumda… Olumlu yönde pek çok değişiklik içeren yeni kanunda biz özellikle bir maddeye dikkatinizi çekmek istiyoruz: Töre cinayetlerinde ceza indirimi tümüyle kalkıyor… Hiç şüpheniz olmasın; Türk basını, ilan edilmemiş bir işbirliği içinde bu büyük toplumsal ayıp konusunda hiç kesilmeyen bir kampanya yürütmemiş olsaydı; her somut olayda meseleyi bir daha, bir daha gündeme getirmeseydi bu yeni yasanın böyle çıkması mümkün olmayacaktı… Bu sonuç, basının gücünü demokrasi, insan hakları ve özgürlükler lehinde kullandığında en kökleşmiş tabuları bile sarsabileceğini ve sonuç alabileceğini açıkça gösterdi… Dileriz Türk basını bu başarısını hiç unutmaz. Gene dileriz, topluma ilişkin tabularda gösterdiği cesareti devlete ilişkin tabularda da gösterir… (A.G.)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |