AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Sezer de istifa etmelidir...

Atlamışım... KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş ve bir şekilde kendini araya sokuveren değerli müzik adamı Ercan Saatçi'yi, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı sayın Ahmet Necdet Sezer izlemelidir.

Yani, istifa etmelidir.

Üstelik, konumu "hukuken" tartışmalı bir Cumhurbaşkanı...

Çünkü Anayasa'ya göre, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hiçbir siyasî parti, "adayımız falanca kişidir" diyerek kamuoyu önünde "açık deklarasyon" imzalayamaz. Tavsiye kararı alamaz. Parlamentoyu yönlendiremez. Milletvekillerini kanaat belirlemeye zorlayamaz.

Cumhurbaşkanları "gizli oy"la seçilir.

Cumhurbaşkanlığına aday olan kişi, (bürokratsa eğer) görevinden istifa eder; yetkilerinden, aidiyetinden, (varsa) üniformasından arınır. Örneğin, 12 Mart döneminin kudretli generali Faruk Gürler, aday olabilmek için Genelkurmay Başkanlığı'ndan istifa etmişti. Seçilemeyince görevine dönmedi.

Oysa Ahmet Necdet Sezer, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'in "açık deklarasyon"undan sonra Cumhurbaşkanlığına aday oldu; "pürüzsüz" (yetkilerinden ve aidiyetinden arınmış) olarak Meclis'in huzuruna çıkmadı, yani Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'ndan istifa etmedi.

Bırakın istifayı, bunu aklına dahi getirmedi.

Meclis, belki de, Süleyman Demirel kaynaklı bir oldu-bittiden çekindiği için, Sezer'e fit oldu. Ayrıca, Sezer, Meclis'i 5+5 emrivakisiyle karşı karşıya bırakan selefine benzemiyordu.

Farklıydı.

İyi baba, iyi eş, iyi komşu profili çiziyordu.

Sıradan birine benziyordu.

Sıradan baba, sıradan eş, sıradan komşu...

Bizden biri...

Ama Çankaya'ya çıkınca, "bizden biri" özelliklerinden sıyrıldı, kapısını dış dünyaya kapattı.

Başlangıçta nasıl da umutluyduk oysa... Çankaya ilk kez "hukuk devleti"ne vurgu yapan bir "hukukçu"yla tanışıyordu.

Fakat ne oldu?

Devlet adamı ve "hukukçu" rikkatiyle hareket eden Sezer gitti, "yargıç kuralcılığı ve refleksleriyle" hareket eden yeni bir Sezer geldi.

İlk zamanlar, süpermarkette alışveriş yaparken, kitapçıdan kitap seçerken görürdük. Ya da trafikte yeşil ışığı beklerken...

Artık hiç dışarı çıkmıyor.

Milletvekili eşlerine Çankaya kapılarını kapatan "resepsiyon krizi"nde şöyle bir görünüp kaybolmuştu, hatırlayacaksınız. Türkiye'yi sarsan terör olayları bile onu kabuğundan çıkarmaya yetmedi.

Çankaya'da, meselelerin uzağında, kendi uzletinde yaşamayı tercih ediyor.

Tarzı bu.

Öyle ki, Başbakan'la haftalık olağan görüşmelerine bile çıkmıyor.

Sadece "veto"larla varlığını hatırlatıyor.

Gözler, bu kez, TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın, Meclis'in 84. açılış yıldönümü nedeniyle vereceği resepsiyondaydı; ortam stabil (!) hale getirilmişti, yani "başörtülü eşler" davet edilmemişti. Dolayısıyla katılmakta bir beis yoktu. Ama Sayın Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer davete icabet etmedi.

Neden?

Bildiğimiz kadarıyla rahatsız filan değildi.

Herhangi bir mazereti de bulunmuyordu; gezi, seyahat, "olay yerinde incelemelerde bulunmak" gibi.

Kaldı ki, ortada, incelemede bulunmayı gerektirecek bir olay da yoktu.

İnsanın aklına, ister istemez, "Sezer tavır mı koyuyor?" sorusu geliyor.

Böyleyse, daha kötü.

Çünkü, resepsiyon, Bülent Arınç'ın şahsıyla kaim değil.

Meclis'in resepsiyonu bu.

Bağımsızlık savaşını kazanan, düzenli orduyu kuran, Cumhuriyeti ilan eden Meclis...

Meclis'iyle küs görüntüsü veren bir Cumhurbaşkanı'yla daha ne kadar gidebiliriz?


27 Nisan 2004
Salı
 
AHMET KEKEÇ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED