AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Zeybekçi üzerinden Erdoğan'a...

Bir soru: -Acaba AKP'li Denizli Belediye Başkanı Nihat Zeybekçi'nin eşi Ayşen Zeybekçi, 23 Nisan törenlerine başörtüsünü çıkararak katılmasının, Başbakan Erdoğan'a veya Meclis Başkanı Arınç'a, "Eşiniz açılsın ve törenlere katılsın" tarzında bir mesaj taşıyacağını düşünseydi, gene de böyle yapar mıydı? Ya da tam da bu mesajı vermek için mi, böyle davrandı?

Başörtüsü konusunda bir türlü "özgürlük" açılımını sağlayamayanların varıp dayandığı iki çözüm var: Birisi kamusal alanda yasak, diğeri bu yasağa boyun eğenlerin başörtülerini çıkararak kamusal alana girişleri...

Yani neresinden bakarsanız bakın yasak!

Kapılara güvenlik görevlisi dikip, başörtülü bayanları içeri sokmazsanız, sorunu çözüyorsunuz, ya da başörtülü bayanlar yasağa dayanamayıp başlarını açtıklarında sorunu çözüyorsunuz!

Aslında sorunu çözemediğinizi biliyorsunuz. Yasak orada sistemin dayatmacı niteliğini sembolize etmek üzere kapı gibi duruyor ve sancı derinden derine sürüyor. Biliyorsunuz ki İslam'la ve dindarlarla sorun var.

Zeybekçi olayı şu bakımdan önemli ve manşet yapmaya, üzerine makale döktürmeye değer bulunuyor:

-Acaba Ak Parti iktidarını onun üzerinden "islami alan"ı tanzim için kullanmak mümkün olur mu? Statükonun İslam'la ve dindar kesimlerle sorunlu alanlarını, AKP iktidarının statükoya sahiplenmesi veya boyun eğmesi ile sancısız hale getirmek mümkün mü?

Mesela:

Ak Parti yönetimi, başörtüsü sorununda statükonun beklentilerini yerine getirse...

Veya İHL'ler konusundaki sancı, Ak Parti kadrolarının statüko lehindeki duruşu ile halledilse...

Bir ara, Başbakan Erdoğan'a, Dışişleri Bakanı Gül'e ve TBMM Başkanı Arınç'a "Eşlerinizin başını açın ve sorun çözülsün, değişim söyleminin ispatı böyle olur" çağrısı bile yapıldı. Bu çağrı beklenen karşılığı bulmadı. O yüzden bayan Erdoğan, bayan Gül ve bayan Arınç, statükonun te'dibine maruz kaldılar, hala da öyleler.

İmam Hatip konusu, sancılı alan olarak duruyor, ya da birileri hükümetin bir biçimde "boyun eğmesi"ni bekliyor. AKP'li bir vitrin insanı çıkıp, "İmam Hatiplerde neden bu kadar ısrar ediyoruz?" deyiverse, çok net söylenebilir ki, onun için de manşet hazırlanacak, başyazılar yazılacak...

Bayan Zeybekçi'nin "başörtüsünü çıkarması" büyütülüyor, çünkü oradan Ankara'ya mesaj taşınıyor.

Acaba bu eylem, bizzat bayan Zeybekçi adına bile "özgürlükçü" bir eylem midir? Sanmıyorum, ben bunu bir "boyun eğme" olarak anlıyorum. Eğer bayan Zeybekçi'ye "örtülü veya açık, dilediğiniz gibi törenlere katılabilirsiniz" tarzında bir tercih imkanı sunulsaydı, ve o da böyle bir tercih imkanını "başörtüsünü çıkarma" yönünde kullansaydı, ona söylenecek bir şey olamazdı. Ama bayan Zeybekçi'yi derinden akan bir baskının yönlendirdiğini kim görmezden gelebilir? "Başörtülü bir bayan"ın, Türkiye'de, kendi hayatında yaşadığı kuşatılmışlık yanında, eşinin meslek hayatını bile zora soktuğu bilindiğine göre sırf "Eşim rahat çalışsın, başörtüm ona engel olmasın" düşüncesiyle başörtüsünü çıkarmasının net bir baskı uygulaması olduğu görmezden gelinebilir mi?

Ayşen Zeybekçi, "başını açma özgürlüğü"nü kullanırken, öte yanda ne yazık ki, "başını örtme özgürlüğü" kullanmak isteyenler üzerindeki baskıyı meşrulaştırma gerekçesi olmuştur. İşin garibi "başörtüsü sorunu" çıktığından bu yana, baskılara dayanamayıp "başörtüsünü çıkaranlar" kendilerinin hiç aklından geçmemiş olsa bile, statükocular tarafından, "yasağı pekiştirici" bir malzeme olarak kullanılmışlardır. Ayşen Beşikçi'nin tavrı da böyle bir malzemeye dönüştürülmüştür. Keşke her şey "Bizim için önemli olan hizmettir, bu tartışmalarla ilgilenecek zamanımız yok" söylemiyle bitmiş olsa... Bu örneklik, yasağın derinleşmesi ve özgürlük yanlılarının susturulması için emsal haline gelmese...

Dün başkan Nihat Zeybekçi ile görüştüm. Çok üzgündü, "Ne hissediyorsunuz?" diye sordum, "Hiç iyi şeyler hissetmiyorum, dedi. Acemiliğimize geldi, temsil hüviyetimizin farkında olamadık" dedi. Bir kere Hürriyet'in manşeti kurtulmuştu, ama geride "yasakçı zihniyet" tarafından kullanılmışlık duygusuna itilmiş buruk gönüller vardı.

Özet şu: Türkiye'de dileyen başını açabilir, ama dileyen başını örtebilir, denemez. Çünkü başını örtenin üzerinde, ürkütücü bir baskı vardır. Bu baskının en tepe noktaları bile etkilediğini cümle alem biliyor. Bir Belediye Başkanı'nın eşininin resmi törenlerde başını açmasının manşet olması, Türkiye için çok gurur verici bir şey değil. Belki özgürlükler açısından negatif anlamda bir sembol niteliği taşıyor.


27 Nisan 2004
Salı
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED