|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olamaz!" türünden sözleri sık sık duymaya alışkınız. Önemli her gelişmenin arkasından bu türden sözler söylenir. Şimdi de Kıbrıs için söyleniyor. Bu cümlenin ifade ettiği bir "hüküm" mü, yoksa bir temenni midir? Cümlenin yapısına bakılırsa bir "hüküm" ifade ettiği açık. Ancak olayların gelişimine bakılırsa "hüküm"den çok bir "temenni" olduğu söylenebilir. Önemli gelişmelerin arkasından bazı yeni gelişmelerin olması gerektiği, gelişmeyi takip eden yeni adımların atılmasının arzulandığı ifade edilmektedir. Kıbrıs'ta yeni bir dönem başlamıştır ve hiçbir şey olmamış gibi herşeyin olduğu gibi devam etmesi mümkün değildir. Daha doğrusu Kıbrıs'ta referandumun ortaya koyduğu yeni duruma göre her şey yeniden tanzim edilmeli, bütün politikalar yeni duruma göre tanımlanmalı ve yeni adımlar adılmalıdır. Kıbrıs'ta ne oldu sorusunu sormanın anlamı yok. Her şey herkesin gözleri önünde cereyan etmiştir. Ortada yıllardır çözümlenemeyen bir Kıbrıs sorunu vardı. Sorunun tarafları belli bir çözüm planı üzerinde uzlaşamıyorlardı. Gelişmelerde Rumlar'ın izledikleri ile Türkler'in izledikleri politikalar üç aşağı beş yukarı belli idi. Rumlar Türkler'i dünyaya çözüm istemeyen taraf olarak tanıtıyor ve bu görüntü üzerinden kendi tezlerinin tanınmasını sağlıyorlardı. İlk defa bu tablo tersine döndürüldü. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk yönetimi tarafından ortaya konulan davranış Rumlar'ın tüm planlarını alt üst etmeye yetti. Türkiye ve Türkler çözüm isteyen, sorunu çözmek için çaba gösteren, sadece çaba ile kalmayıp referandumda çözüme "evet" diyen taraf olduklarını gösterdiler. Buna karşılık Rumlar ise çözümü engelleyen, çözüm planına "hayır" diyen taraf oldular. Kıbrıs sorunu ve bununla ilgili gelişmeler Türk siyaseti için başlı başına örnek bir olay olmuştur. Milli bir dava olarak görülen bir dış politika konusunda ilk defa Türk kamuoyu bölünmüş, farklı çözümler etrafında toplanmışlardır. Daha da ilgi çekici olansa Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Cumhurbaşkanı ve bazı partiler "hayır" kampanyaları yaparlarken hükümetin büyük ortağı "evet"e destek vermiştir. Başbakan ile Cumhurbaşkanı karşı karşıya gelmişlerdir. Hükümetteki iki partiden biri "evet"e destek verirken diğeri "hayır" cephesinde yer almıştır. Bütün bu gelişmeler Kıbrıs tarihinde yerini almış hususlardır.
Bundan sonra ne olacak?
Bu soruya tatminkar cevap vermenin zor olduğu ortada. Evet Rum kesimi 1 Mayıs'ta Avrupa Birliğine (AB) tam üye olmaktadır. Ancak şimdiye kadar Kıbrıs'ın bütününü temsilen AB'ye gireceğine inanan Rumlar'ın bu tezleri son bulmuştur. Rumlar sadece kendilerini temsil edeceklerdir. AB'nin arkasında olduğu bir planı reddetmekle işin başında Rumlar AB ile çelişmişlerdir. Bu bakımdan en azından Rumlar'ın AB'de gülen yüzlerle ve gönülden bir hoş geldin ile karşılanmayacakları kesin. Muhtemelen AB'de Rumlar çözüm istemeyen, sorun çıkaran, kendileriyle çelişen bir topluluk olarak bilineceklerdir. Türkler AB'ye giremiyorlar. Ancak Kıbrıslı Türkler şimdiye kadar bilinen Türkler değil. Çözüm isteyen, çözüme katkıda bulunan, ellerinden geleni yapan bir kesimi temsil ediyorlar. Bu özellikleri nedeniyle yıllardır uygulanan ambargoların kalkacağı veya en azından yumuşatılacağını beklemek hayal değildir. Ayrıca AB'nin Kıbrıs'a yapacağı yardımlardan Kuzey Kıbrıslılar'ı da yararlandıracağı düşünülebilir. Bu süreçte Kıbrıslı Türklerin dünya ile giderek daha çok bütünleşecekleri düşünülebilir. Bundan sonra KKTC uluslararası camiada tanınır mı? Aslında herkesin cevap aradığı temel soru bu. Artık masanın üzerinde Annan Planı olmadığına göre tanınma sırada değil mi? Mevcut şartlarda tanınmanın gerçekleşme şansının zayıf olduğunu düşünmemiz gerekiyor. Rumlar'ı çözüme zorlamak için tanınma yönünde bazı adımlar atılsa bile Kıbrıs'ın bölünmesine dünyanın onay vermesinin zor olduğunu sanıyorum. Sayın R. Denktaş'ın "biz kazandık" diye memnuniyetini izhar etmesi bu tanınma şansına işaret etmesi nedeniyle olmalıdır. Ortada tanınmamış olsa da bağımsız bir devlet var ve çözümün Rumlar tarafından reddedilmesiyle bu devletin varlığının devamı sağlanmıştır. Denktaş, öncelikle Rumlar'a ve liderine teşekkür etmelidir. Ancak bunun çözüm olup olmayacağını görmek için biraz daha beklemek gerekiyor. Aslında Denktaş, yıllardır sürdürdüğü "çözümsüzlük çözümdür" politikasıyla çelişmemiştir. Evet Kıbrıs için yeni bir dönem başlıyor. Bundan böyle eski Kıbrıs olmayacaktır. Güney'i AB'ye tam üye olmuş, Kuzey'i ise belirsizlikler içinde kendisine yön çizmeye çalışan bir Kıbrıs olacaktır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |