AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
'Yeni Ortadoğu', 'Yeni NATO' ve 'Yeni Kıbrıs'

Haziran'da İstanbul'da yapılacak NATO zirvesinden önce Kıbrıs'ın birleştirilmesine yönelik girişim şimdilik başarısızlıkla sonuçlandı. ABD-İngiltere ile AB arasında Ortadoğu ve Orta Asya'ya yönelik çetin pazarlıkların yaşanacağı, ABD'nin "Yeni NATO" ve "Yeni Ortadoğu" projelerini ilan edip uluslararası destek isteyeceği, bu çerçevede Türkiye'ye hem "yeni NATO" hem de "Yeni Ortadoğu" projesi kapsamında önemli roller önereceği zirve öncesinde Kıbrıs'ın birleştirilmesi çok büyük bir adım olacaktı. Haziran'daki G-8 zirvesinde ve NATO zirvesinde ihaleye açılacak olan ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi "zenginler klübü"nden ve AB'den destek görürse Kıbrıs büyük operasyon üssü olarak kullanılacak, kabul görmezse Kıbrıs'ın bölünmesi kesinleşecek. Bu nedenle Kıbrıs'taki referandum sonucundan kimin kazançlı, kimin zararlı çıktığı NATO zirvesinden sonra netleşecek.

Türkiye, sorunun merkezinde yer almakla birlikte, süreci belirleyen asli taraflardan biri değildir. Türkiye ve Kıbrıslı Türkler, dünya ile entegre olma, AB üyeliği için kapı aralama olarak gördükleri birleşme sürecine "evet" diyerek yıllardır Türkiye için ağır bir baskı unsuru olan sorunu iki aylık bir diplomasi manevrasıyla kökünden değiştirdi. Rumlar ise, 1 Mayıs'ta AB üyesi olacak olmanın rahatlığı ile "Ada'nın bölünmesinin uluslararası düzeyde meşruiyet kazanması"na yardım ettiler.

Rumlar, Soğuk Savaş mantığı ile bu diplomasiyi yürütürken dünyanın yaşadığı değişimi iyi ölçemediler. Artık büyük güçler, bu tip anlaşmazlıklarla birlikte yaşamayı, çözümsüzlükten politika üretmeyi, yeni meşruiyet kaynaklarına yatırım yapmayı, büyük hedefler doğrultusunda çözümsüzlüğü meşrulaştırmayı tercih edebiliyor. Bu açıdan Kuzey Kıbrıs, Rumlar'la birlikte AB'ye giremediği için ciddi bir bedel ödemeyecek. Kıbrıs gibi, yeni küresel düzenin en sıcak çatışma alanının yaşandığı Akdeniz'de bulunan bir adanın 21. yüzyıl için temsil ettiği değer sınırsızdır.

ABD askeri üssü ve NATO merkezi

Kıbrıs'ın birleşmesi ABD-İngiltere ile Merkez Avrupa için Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya'ya yönelik mücadelenin merkezinde yer alan bir Akdeniz stratejisidir. "Birleşik Kıbrıs"ın AB'nin en büyük diş politika projesi olan Doğu Akdeniz'de varolma, dolayısıyla Ortadoğu'da varolma stratejisi için hayati önemi ortada. Kuzey Afrika'dan Gürcistan'a, Suveyş'i kontrol eden Cibuti'den Hazar'a kadar bütün bölgeye yayılan ABD için ise, yeni Ortadoğu projesinin merkezinde yine Kıbrıs var. Rusya'nın BM Güvenlik Konseyi kararını veto etmesini hafife almamak gerekiyor. Küresel güçlerin Kıbrıs'ı merkeze almalarının Arap dünyası ve İsrail için de anlamı çok büyük.

ABD ve İngiltere için Kıbrıs ne anlam ifade ediyor? ABD'nin Kıbrıs'ta neler yapmak istediğine dair Asia Times'da çarpıcı bir analiz yayınlandı. Bu yazıdan hareketle, Kıbrıs'ın ABD için ne anlam ifade ettiğine bakalım:

Kıbrıs'ın en yüksek tepesi olan Trodos Dağı'nda 50 yıldan bu yana, Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkaslar'ı izleyen, elektronik ve radyo sinyallerini tarayan, askeri, ticari ve diplomatik iletişime müdahale eden bir Amerikan üssü var. Lefkoşa'da ABD Büyükelçiliği'ne yakın bir başka ABD üssü, Arap dünyasını izliyor ve ABD'ye aktarıyor. ABD şimdi bu merkezleri Ortadoğu'daki en büyük askeri üslerden birine dönüştürmek istiyor.

Türk bölgesindeki İngiliz dinleme üssünü de kullanan ABD, Kıbrıs birleştiğinde bu üsleri Echelon sistemiyle birleştirmeyi planlıyor. Kıbrıs erken uyarı istasyonları ile Batı savunma sistemi içinde kritik bir rol üslenecek. ABD için Kıbrıs, Basra Körfezi ve Kuzey Afrika kadar önemli. Kıbrıs Ortadoğu için bir deniz feneri ve uluslararası diplomasinin test alanı. ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz'den başlıyor. Ada'nın İsrail'in yanıbaşında olması, Suveyş Kanalı'na 200 kilometre yakın olması ayrıca Türk limanlarını bloke etme özelliği nedeniyle vazgeçilemez bir yer. Kıbrıs yeni NATO'nun ve Akdeniz merkezli en büyük dinleme üssü olacak, buradaki üslere binlerce ABD askeri yerleştirilecek. ABD'nin, bu askerleri Kıbrıs'a barış gücü altında göndermeyi planladığı, bunun için Türkiye ile pazarlıklara başladığı iddia ediliyor.

Manda yönetimi ve garnizon ülke

Kıbrıs'ın ABD ve İngiltere'nin çıkarları için bir "uluslararası manda ülkesi" haline getirileceği, doğuya ve güneye yönelen yeni NATO için Kuzey'deki Geçitkale Havaalanı'nda NATO üssü kurulacağı, Kıbrıs'ın Ortadoğu, Hazar çevresi ve Kuzey Afrika enerji kaynaklarının kontrolü ve bu amaçla yapılacak askeri operasyonlar için hazırlanacağı ifade ediliyor.

1950'lerde ABD'nin Lübnan ve Ürdün'e müdahalesi Kıbrıs'taki İngiliz üslerinde yapıldı. ABD Sovyetler'e karşı yine Kıbrıs'ı kullandı. İngilizler Suveyş'i Mısır'a kaptırdıktan sonra operasyonları için Kıbrıs'taki üsleri kullandı ve buraya nükleer bombalar depoladı. Soğuk savaş Sovyetler'e karşı yaşanırken yeni savaş İslam ve Arap dünyasına yönelik. Dolayısıyla Kıbrıs ve Akdeniz çok daha önemli.

ABD'nin bütün bu planlarını Kıbrıs'ın birleşmesine bağladığı belirtiliyor. Ancak bana göre Kıbrıs'ın bölünmesi ABD için çok daha elverişli bir ortam yaratacak. ABD, KKTC'nin tanınmasına yol açmasa da fiilen tanınmış gibi ayakta kalmasını sağlamak isteyecektir. Tıpkı Tayvan gibi. Kuzey Kıbrıs ekonomik açıdan desteklenecek bir turizm ve ileri teknoloji merkezi yapılacak. Ancak bütün bunların yanında bir "garnizon ülke"ye dönüştürülecek. Bunların ne kadar gerçekleşeceğini belirleyecek iki tarih var: Biri İstanbul'da yapılacak ve ABD ile AB arasındaki ilişkilerin netleşeceği NATO zirvesi, diğeri Türkiye'ye tarih verilip verilmeyeceğinin belirleneceği Aralık 2004'teki AB zirvesi.


27 Nisan 2004
Salı
 
İBRAHİM KARAGÜL


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED