AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R

Beşiktaş neden çöktü

Türkiye'nin en önemli futbol yazarlarından biri olan Hıncal Uluç, kadro genişliği ve ilk yarıda oynadığı futbola bakarak Beşiktaş'ı Real Madrit ile kıyaslıyor, "ondan aşağı kalır bir yanı yok, yeter ki kendilerinde bu güveni hissedebilsinler" diyordu.

Eleştirdiği kişi Lucescu idi. Onun futbol anlayışını "güvensizlik" üzerine kurduğunu iddia ediyor; kendi -bence- lüzumundan fazla güveni ile "takımı korkak oynattığını" savunuyordu.

Bu hükümler doğrularla yanlışları birarada barındırıyor. Doğruların başında, evet Lucescu'nun "savunmaya dayalı" futbol tercihi gelmektedir. Bu bir tercih ve anlayıştır ki; başarılı olduğunuz sürece kimse birşey diyemez. Örnek: Beşiktaş'ın geçen yılki şampiyonluğu.

Evet Lucescu bu şampiyonluğu gerçekten güven veren savunması ile almıştı. Kalede Cordoba (ki iyi kaleci olduğunda hemen herkes hemfikir idi), Zago-Ronaldo ve Ahmet, önde Tayfur ve Giunti, joker olarak Beşiktaş'ı sırtlayan Pancu ile Sergen. Tabi o yıl müthiş bir performans göstererek Milli Takım'a yükselen İbrahim'i de saymalıyız.

Peki forvet için ne diyeceğiz.

Portakal, orda kal.

Forvette formsuzluk, sakatlık, hırçınlık, uyumsuzluk, gol kısırlığı ne derseniz vardı.

İlhan agresif futbolu, dağıtıcılığı, sürati ile santrafor olarak varlığını gösteriyor ama golcü sayılmıyordu (Galiba bir ara yirmi maç üst üste gol atamadı). Hem sakattı, sakatlığı ikide bir nüksediyordu. Beşiktaş bu sakat futbolcuyu iyi bir paraya sattı. Bence kârlıdır. Ahmet Dursun'un ondan geri kalır yanı yoktu. Pascal ise taraftarın sempatisini kazanmış olsa bile tam bir problemdi.

Bu durumu gören Lucescu kulübü zora sokmaksızın (mali açıdan), geçen yıl transfer piyasasının en çok sözü edilen üç adamını aldı: Sinan, Okan ve Ahmet Hassan. En sonunda bunlara İlie de katıldı.

Ama forvet yine forvetliğini yapamadı.

Golleri Pancu, Sergen ve tuhaftır Zago ile Ronaldo atıyordu.

Bu forvet zaafı Beşiktaş'ın sessiz sedasız gerilemesine, gol kısırlığına, zorlanmasına sebep oldu. Yine de bu yıl ilk devre biterken Fenerbahçe'den on bir, Trabzon'dan on dört puan ileride idiler.

Ne olduysa -bana sorarsanız- idarede oldu. Yıldırım Demirören ve arkadaşları yönetimden ayrıldı. Takımda alttan alta süren bir gerginlik ve güvensizlik uç vermişti. (Ben içeriden bir spor yazarı olmadığım için bu durumu tahlil edemiyorum). Ama o talihsiz Samsun maçı manzarayı bütün çıplaklığı ile gözler önüne serdi.

Tevazuu ve az konuşması ile tanıdığımız Lucescu çok garip demeçler vermeye, hakemleri suçlamaya başladı. Bir panik havası yaratıldı.

Ve gerisi çorap söküğü gibi geldi.

Şimdi bakıyorum da Beşiktaş üzerine yazan ve konuşanlar bütün meseleyi teke icra ediyor.

Efendim bir santrafor alınması istenmiş de Lucescu "lüzumu yok" demiş.

Sadece bu yüzden Beşiktaş'ın çöküşü gerçekleşti denemez. Elde üç klas eleman vardır: Sinan, Ahmet Hassan ve Okan.

Lucescu forvet işinde becerikli değil. Bu kesin. Bu gençleri de takıma monte edemedi ve onlardan gereğince faydalanamadı.

Zamanla o müthiş savunma da dağıldı. Öyle ki yere göğe konamayan Cordoba bile inanılmaz hatalar yaptı.

Şimdi Lucescu'ya yol göründü diyorlar.

Bence hata ediyorlar.

Bu takımı yeniden ayağa kaldıracak biri varsa o da Lucescu'dur. Eksik olan idare-hoca-takım ve taraftar arasındaki güvendir.


27 Nisan 2004
Salı
 
MUSTAFA KUTLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED