AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
İstilaya karşı

Millî Eğitim Bakanlığı yetkililerini dilimiz adına aldıkları çok yerinde karardan dolayı kutluyorum. Yabancı kelimeler okunduğu gibi yazılacak artık.

Niçe demek için, Şekspir demek için, yük katarı gibi peşpeşe birçok gereksiz harf kullanmayacağız.

Neyse o.

Arabanız Reno ise Reno diyeceksiniz, öyle yazacaksınız, Renault değil.

Şevroleyse Şevrole.

Bakanlığın müfredat yenileme çalışmaları kapsamında ders kitaplarında yaşayan Türkçe'nin kullanılması kararı alındı. Bu çerçevede dilimize yerleşmiş yabancı kökenli kelimeler okunuşlarıyla yazılacak.

Einstein değil, Aynştayn.

Washington yerine Vaşinton.

Yani profesörlerimiz, yazarlarımız gibi değil, pazarcılarımız gibi.

Biliyorsunuz, biz zaten öyle kullanıyorduk.

Buş'a Buş demek bazılarının zannettiği üzere küçümsemek anlamına gelmez.

Hakaret içermez.

Onlar nasıl ki bizim isimlerimizi kendi dillerine göre yazıyorsa, bizim de öyle davranmamız gerekir.

Bu tavır hesaplaşma niyeti taşımıyor.

Doğal olan budur.

Buş'a "Bush" deyince Bay Buş bizi daha mı çok sevecek?

Dilimizde "ş" diye ses ve alfabemizde o sesin karşılığı olan bir harf var.

Şaron'dan bahsederken herkes okunduğu haliyle (Şaron) yazıyor, sıra Buş'a gelince bazıları tıslamaya başlıyor.

Öteki türlü kullanmayı tercih edenlerin gerekçesi "orijinal" halini bozmamak.

İyi ama, öyleyse Çinli ve Japon isimlerini de aslı gibi yazmamız gerekmez mi?

Kaç kişi Çince ve Japonca biliyor ki orijinalini yazsın?

Bunların dışında Rusça, Arapça ve Farsça kelimeleri de kendi bildiğimiz şekilde kullanırken, İngilizce, Fransızca ve Almanca kökenli kelimeleri, bir İngiliz, Fransız ve Alman kadar titizlikle koruyor, onlar gibi yazıyoruz çoğunlukla.

Saçmalık değil mi?

Bir de saçmalığın daniskası var.

O da Doğu kökenli kelimeleri, İngilizce üzerinden alarak kullanmak.

Mesela "Halit" isimli bir Arap'tan söz ederken, "Khalit" demek hangi mantıkla izah edilebilir?

Dilimizi istiladan koruma amacı taşıyan bakanlığın bu kararıyla ders kitaplarında bir düzelme görülecek.

Belki bir gün yazar çizerlerimiz, okumuş adamlarımız da yabancı kelimeleri özentili şekilde kullanmaktan vazgeçer.

Yalnız, Almanlar'ın ünlü bir düşünürü var, onu nasıl yazacağız, doğrusu bilemiyorum.

Adı popoya benzeyen adamı istisna mı saysak acaba?

Teodorakis'ten U dönüşü

Zülfü Livaneli ile Yunanlı sanatçı Mikis Teodorakis iki ülke arasında barış köprüsü oluşturmak için çok çalıştılar.

Dostlukları eskiye dayanıyor.

Türk-Yunan Dostluk Derneği kurucuları arasında her ikisi de.

Birlikte konserler verdiler, ortak albüm çıkardılar.

Ancak Kıbrıs'taki referandum öncesi, Teo yan çizmeye başladı.

"Hayır" cephesinde yerini aldı.

Hepten aykırı aykırı konuştu.

Rumlar'ın "hayır"ını, Yunanlılar'ın İkinci Dünya Savaşı'nda Naziler'e söylediği "hayır"la eşdeğer sayacağını belirtti.

Annan Planı'nın son derece olumsuz unsurlar içerdiğini söyleyen Teodorakis, Rumlar'a "evet" demeleri için yapılan dış baskıları da kabul edilemez saydığını söyledi.

Bu açıklamalar sadece Livaneli'ye kazık atmak anlamına gelmiyor; aynı zamanda birlikte kurdukları dostluk derneğini de dinamitlemek sayılır bize göre.

İyi ki yok

Ertuğrul Özkök, geçenlerde Nihat Sargın'dan bahsetti ve "öldüğünü" yazdı. Sargın'ın yaşadığını öğrenince, ertesi günkü yazısında hatasını kabul ederek özür diledi. Özkök yatıp kalkıp şükretsin. İyi ki Sargın için özel bir koruma kanunu yok!

Cilalı İbo

Cilalı imaj devri başlamadan çok daha önce, çevirdiği filmlerle ve rol aldığı oyunlarla halkın kahramanı olan "Cilalı İbo" Feridun Karakaya aramızdan ayrıldı. Allah rahmet eylesin.


27 Nisan 2004
Salı
 
MEHMET ŞEKER


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED