AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Moskova-1

Bundan onaltı yıl öncesi ile bugünü kıyaslamak mümkün değil. Moskova o kadar büyüdü ve gelişti ki adeta tanınmaz hale geldi. Bugün ile 1988 yılının Aralık ayını kıyaslarken, arada uçurumların olduğunu ve bunun anlatılmaz hale geldiğini görüyorum.

Sovyetler döneminin Moskovası'na yaklaşık kırk günlük bir Çin gezisinin ardından Ruslar'a ait bir trenle yedi günlük bir seyahat sonunda ulaştık. Soğuk ve zemheri olmasına rağmen trenle yolculuk yapmak keyifli geçmişti.

Moskova'ya ulaştığımızda hava eksi 30'larda seyrediyordu. İndiğimiz tren garı tıklım tıklım doluydu. Loş ışıklarla aydınlatılmaya çalışılmış olması, insanı kasavete sokmasına yetiyordu.

Sovyet mantığının hakim olduğu, göze hitap etmekten çok ihtiyaca cevap veren bir yapıya sahipti Moskova. Daha yeni yeni ithal mallarla tanışan Moskovalılar'ın ilk gördüğü ürünün kumar makinalarının olduğuna şahit oldum.. Daha çok tren garlarına yerleştirilen makinaların sahibi de devletti.

Evlerdeki haşerelerin bile devletleştirildiği sistemin çöküşünün son demlerini gördüğümde hayalimdeki Moskova'nın yerini kara bulutlar kaplamıştı. İnsandan eşyaya kadar tek tip bir sistem hakimdi her yerde. İnsanları yüz ifadeleri hep aynıydı. Mutsuz ve çaresiz.

Her tarafı süsleyen orak ve çekiç figürlerinin yanısıra, Lenin'e ait heykel ve büstlerden de geçilmiyordu. Gerçekten 1.60 santimetre boyunda olan Lenin'i heykeller aracılılığla dev gibi göstermişlerdi. Öyle ki heykelin gölgesinde kalan insanların kendilerini cüce hissetmeleri sağlanmıştı.

Kasavetli tren garından lavaboyu ziyarete gittiğimde ise hayrete kapılmıştım. Kapısız tuvaletlerde ihtiyacını gideren insanların rahatlığı dehşet vericiydi. Herkesin içinde büyük abdestini bozanların yüz ifadesi ise anlaşılmazdı. Benim dışımda kimse kimseye bakmadığı gibi ilgilenmiyordu. Çünkü onlara göre her şey doğaldı. Utanma ve sıkılma gibi bir duygu sözkonusu değildi.

Uluslararası bir tren garı olmasına rağmen her şey çok iptidai idi. Pislikten geçilmiyordu. İnsanlar abdestini istediği yere yapıyordu neredeyse. Tren garından ayrılıp sokağa çıktığımızda durum pek farklı değildi. Pekin ile kıyaslanmayacak derecede idi. Pekin Moskova'ya göre Paris gibiydi.

Mutsuz yüz ifadelerine sahip olan insanların arasından sıyrılıp sokağa çıktığımızda, aynı kasavetli havayı orada da soluduk. Daha çok siyah ve gri renglerin hakim olduğu şehirdeki binaların azameti ise şaşırtıcı idi. Geniş geniş yolların kenarına boncuk gibi dizilen binaların kara kara taşlardan ve mermerlerden yapılmış olması farklı bir manzara ortaya sergiliyordu.

Kirli ve kasavet dolu olmasına rağmen, düzenli ve çarpık olmaması ise dikkat çekiciydi. Binalar arasındaki ahenk mimari açısından kayda değerdi.


26 Nisan 2004
Pazartesi
 
OSMAN SÖNMEZ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED