|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Tamam, toplumsal belleğimiz zayıf, unutkanız, ama ne kadar unutkan olursak olalım, son üç ay içerisinde okuyup dinlediklerimiz bütünüyle belleğimizden uçmuş olamaz. Filler kadar olmasak da, bizim de hatırlama yeteneğimiz var. Kıbrıs'ta referandum kuzeyde 'evet', güneyde 'hayır' sonucu verdi. 'Barış' gelmedi; ortaya çıkan 'kalıcı' bir çözüm değil... Ancak, bütünüyle de 'kötü' sayılmaz sonuç; bugüne kadar Türkiye'yi çözümsüzlüğe kilitleyenler istediklerini elde edemediler. Çok uzun yıllardır ilk kez izlenen aktif diplomasi atağıyla, Türkiye, dünya liginde kendisine bir yer açmayı başardı. Aylardan beri, "Kıbrıs'ı satıyorlar" diye yeri göğü inletenlerin yüreğine inecek bir sonuç bu... Hayır, hatalarını kabul etmiyor, pişkinliğe vurup eski tavırlarını gözlerden saklamaya çalışıyorlar... Sanki, gözümüzün içine baka baka, "Rumlar oyun oynuyor, 'hayır' deseler de sandığa 'evet' oyu atacaklar" diyen onlar değil... Sanki, gazetede, "Ben Rum olsaydım, tereddütsüz 'evet' derdim" diye arka arkaya üç yazı döktüren benim... Siyaset adamlarını "Rumlarla işbirliği yapıyorlar" diye halka şikâyet ederken Papadopulos ile aynı çizgide kendisinin buluştuğu ortaya çıkan o değil sanki... Her şeyi bilen bilimadamı, usta diplomat, maharetli siyasetçi pozuna devam etmek niyetindeler... İyi de, karşılıksız çekin, sözü yerine getirmemenin ticarî hayatta bir bedeli, hukukî sonucu oluyor da, aylar boyu halkı yanıltmanın cezası yok mu? Yanlış anlaşılmasın, kimsenin ekmeğiyle oynamak gibi bir derdim yok benim. Ancak, kendilerini 'tarafsız' ve 'nesnel' bilimadamı, diplomat veya siyasetçi olarak tanıtmaktan vazgeçmelerini talep ediyorum o kadar... Kim, kiminle dans ediyor, kimin çizgisinde ortaya çıktıktan sonra buna hakkım olmalı... Kıbrıs'ta çoğunluğu teşkil eden Rumlar 'hayır', azınlık durumundaki Türkler 'evet' dediğine göre, referandum öncesinde kuzeyde 'hayır' oyu verilmesi için çalışanlar kimlerle işbirliği halinde sayılmalı? Ömrü oldukça KKTC Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturmak isteyen, benim de arzusuna itiraz etmediğim Rauf Denktaş sözgelimi; "Devletimi korudum" diyor ya, hangi 'devleti' korumuş oldu acaba? Bu sorumu çok 'acımasız' mı buldunuz? O zaman biraz belleğinizi tazelemek istersem kızmayın: 11 Eylül 2002 tarihinde, yani Kofi Annan'ın Rumlar tarafından referandumla öldürülmüş planı taraflara sunulmadan sadece iki ay önce, Rauf Denktaş, 'KKTC Cumhurbaşkanı' sıfatıyla, hazırlanacak plana ilham kaynağı teşkil etmek üzere Birleşmiş Milletler'e kendi planını sunmuştu. Eğer BM onu kabul etseydi, büyük ihtimalle 'Annan Planı' yerine 'Denktaş Planı' tartışıp duracaktık... Bunu anmamın sebebi şu: Bilkent Üniversitesi profesörlerinden Ali Karaosmanoğlu, Rauf Denktaş imzasını taşıyan bu planla ilgili olarak, "Bizim açımızdan Annan Planı'ndan daha iyi, fakat pek çok bakımdan da Sayın Denktaş'ın önceki tutumuyla uyuşmayan bir plan" diyor ve ekliyor: "Meselâ bu planın içinde 'KKTC' lâfı geçmemektedir, hiçbir yerde KKTC'den bahsedilmemektedir. Tanınmasını bırakın, 'KKTC' lâfı geçmiyor..." Şimdi, Rauf Denktaş, "Annan Planı reddedildi, devletimi kurtardım" diyor, öyle mi? Kendi yazdığı plan kabul edilse gözden çıkardığı anlaşılan devletini mi? KKTC'yi? KKTC Cumhurbaşkanı 'devletini' kurtardı, medyada köşeleri tutup herkese "Satılmışlar" diye bağırmayı görev bilenler, bu amaçla en hassas kurumların içine ellerini sokmaktan, devlet görevlileri hakkında imalı sözler sarf etmekten çekinmeyenler de 'itibarlarını' kurtaracaklardır... Herkes bir şeylerini kurtarmakla meşgul sizin anlayacağınız... Sürekli okurlar, izleyenler, başkaları ağız dolusu aleyhine konuşurken Rauf Denktaş'la ilgili açık bir eleştiride bulunmadığımı bilirler. İnsanların değer verdiği, büyüğü bildiği, önemli mevkilere getirdiği kişiler hakkında ileri geri konuşup yazmaktan kaçınırım ben. Böyle bir özelliğim var. Belleğimi bütün zorlamama rağmen, Rauf Denktaş'ın neden 'kahraman' bilindiğine dair en basit bir kahramanlık öyküsü hatırlamadığım halde hem de... Aklıma gelen tek şey, Denktaş'ın, hep 'bizi oyuna getirmek isteyen' birilerinin hesaplarını bozduğu iddiasıdır. Klerides, Kipriyanu, Vasiliu geldi geçti, şimdi Papadopulos işbaşında; bunların hepsi oyun oynamaya kalktı ve Denktaş oyunlarını bozdu... U'Tanht diye bir BM genel sekreteri vardı, sonra De Cuellar, Butros Gali, şimdi de Kofi Annan... Bunların herbiri, bize 'oyun oynamaya kalktı' ve sağolsun Denktaş Bey onların hesaplarına çomak sokuverdi. Defalarca New York'a gidildi, bazısında hadi bizler de arkasından... Rauf Denktaş, hepsine karşı 'kahramanca' mücadele verdi... Kıbrıslı ağzıyla söyleyeyim: "Biz öyle bilirik..." Türkiye'yi ve Kıbrıs'ı kötü duruma düşürmek nasıl bir 'kahramanlık' sizce? Koltuğu sebebiyle gerekli saygıyı kendisinden esirgeyenleri tasvip etmiyorum; ama referandum sonrası sokaklara dökülüp Denktaş'ın istifasını isteyenleri de anlayışla karşılıyorum. Halk, büyük ihtimalle, geçmişte yaşananların daha büyük bir fırsat teşkil ettiğini bugün anladı. 'Kaçan balık büyük olur' denir ya, onları hatırlayıp öfkesini sokaklara vuruyor insanlar... Belleklerimizi diri tutmaktan başka çaremiz yok.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |