AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Siyasi şizofreniden siyasi ironiye

Esası atlayan, yaşanan krizlerin "anlamsız iç girdapları"nı siyasi tahlil aracı kalan zihniyet kimilerini hiç terketmiyor.

Örneğin Denktaş, düşman ilan ettiği Papadopulos'un politikasına sığınarak "İstediğimizi elde ettik, Annan Planı'nı suya düşürdük" diyebiliyor ve kimileri tarafından büyük bir destek ve kabul görüyor.

Örneğin Hürriyet Gazetesi Yayın Yönetmeni'nin bundan bir süre önce "Büyük Türk düşünürleri" (!) arasına katmayı uygun bulduğu ve gazetesinde köşe açtığı bir yazar aynı gerekçeyle Mehmet Ali Talat'ı istifaya davet edebiliyor.

Diyor ki, "En tuhafı, Mehmet Ali Talat'ın zafer işareti yapması! Kıbrıs'ta 'AKELCİ Talat!' olarak bilinen Mehmet Ali Talat, demek ki AKEL'i ancak bu kadar tanıyor. Mehmet Ali Talat da bozguna uğramıştır. Rum kesiminin yüzde 76 'Hayır'ı karşısında istifa etmelidir..."

Siyasi şizofreni örneklerle başka nasıl tarif edilebilir?

Değişimden söz ediyorlar; ancak hükümetin attığı her değişim adıyla yerlerinden zıplıyorlar.

Yenilenmeyi, yeni arayışları, silkinme çabasını, biraz "umutsuzluk"tan biraz da "ataerkil refleksler"den ötürü kişilere, askere, Batı'ya bağlıyorlar, sonra Batı'yla kavga ediyorlar. Doğruların paradoksal bir şekilde kendileri için ana sorunu oluşturan mevcut güç dengelerinin içinden nasıl üretebileceklerine kafa yoruyorlar.

Bu "hal", belki şaşırtıcı değil; ama kaygı verici...

Siyasi nitelikli toplumsal sorunlar, yani siyasetin özü, siyaset-toplum ilişkileri zihinlerinde olduğu yerde çakılı duruyor.

Siyasi tahlil ve önerilerinde ne toplum var ne siyaset, ne Kürt meselesi var, ne "yeni yerelleşme dalgası" ne de "milliyetçilik" sorunu.

Hâlâ ve aslen meselelere devlet politikaları merkezli bakıyorlar ve bunun adına sosyal demokrasi diyorlar.

Kaldığı ve olduğu kadarıyla sola biraz daha zemin kaybettiriyorlar.

Solu yapan kimi özellikler, örneğin devletle sorun, askerle sorun ya da solu sol yapan kimi değerler, örneğin özgür birey anlayışı onların elinde un ufak olup gidiyor.

Ülke içi dinamiklerin en önemli, en tayin edici olduğu dönem yaşanırken; onlar iç dinamikleri her zamankinden daha çok hafifsiyor, daha çok dışlıyor.

"Yorulmadan değişme beklentisi", sonuçta "toplumsuz ve siyasetsiz değişim söylemi"ni meşrulaştırıyor, garip bir milliyetçiliği pompalıyor.

AB'nin, hatta IMF'nin bazı taleplerinin ülkede toplumsal talepleri ikame eder bir anlam taşıması, bu ikili "siyaseti, toplumu, hatta devleti ikame eder" sanısına dönüşebiliyor..

Bu garip ortamda değişim dilden düşmüyorsa, üstelik siyaseti ve toplumu dışlayan türlü tespit, tahlil ve öneriler kimileri tarafından değişim için, değişim adına yapılıyorsa; o noktada "umutsuzluğun şizofreniye dönüşmesi" kaçınılmaz olur.

Nitekim dönüşmüştür...

Baykal, Denktaş'ı, basındaki izdüşümlerini iyi takip edin ve görün...

Her açıklamaları, her yazıları birer ibret vesikası haline dönüşüyor.

Hareket ettikçe batıyorlar ve bunun farkına varmıyorlar.

Evet, durumları artık sadece kendileri için yakıcı, Türkiye açısından ifade ettikleri ise ironiden başka bir şey değildir...


29 Nisan 2004
Perşembe
 
ALİ BAYRAMOĞLU
ALİ BAYRAMOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED