AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Büyük resim

Diplomasi hem çok stresli hem çok keyifli bir meslek olmalı. Aynı zaman dilimi içinde dokuz doğurmak da, gol atma sevinci ile "Oh be!" demek de mümkün. Risk ve umudun içiçe yaşandığı bir alan. Bilardo topu gibi ya da satranç hamlesi... Bir şeyin her şeyle, her şeyin bir şeyle ilgisi var.

Kıbrıs'ı yaşıyoruz.

Hükümet, deyim yerindeyse ateşin içinden Kıbrıs'taki Türk haklarını kurtarma çabasında...

Ama bu işin, Irak'la, Filistin'le, Büyük Ortadoğu Projesi (B.O.P.) ile ilgisinin bulunduğunu bilerek...

Ya da işin bir boyutunun BM Güvenlik Konseyi'ndeki güç yapılanmasıyla bağlantısını akıldan uzak tutmayarak...

Ya da ABD-AB ilişkilerindeki iç gerilimi ihmal etmeyerek...

Türkiye olarak AB'ye tam üyelik için müzakere tarihi almak istiyorsunuz ve 2004-Aralık'ı bunun için stratejik tarih. Rumlar AB'ye tam üye olmuşlar, deyim yerindeyse sizin için karar verecek yapı içine girmişler ve siz, Kıbrıs'ta size sadece azınlık hakkı vermek isteyen Rumlar'la karşı karşıyasınız. Üstelik bütün uyum hamlelerinize rağmen AB'nin sizi tam üye alıp almayacağını bile bilmiyorsunuz. Elinizde sadece "Kıbrıs'ta çözüm arayışı sürecinde beklentilere uygun hareket etme" anlamına gelen "Evet" ten yola çıkarak "AB'yi adil olmaya davet" gibi ahlaki bir malzeme var; eğer "ahlak" bir yolu bulunup dışlanıverirse geride derin bir ye's ve öfke kalacak.

Biliyorsunuz ki Kıbrıs işinin, BM Genel Sekreteri'nin devreye girmesinde ve adına "çözüm" denen bir alana sürülmesinde ABD'nin etkisi var. ABD Kıbrıs'ta Türkiye'nin beklentilerini en azından anlıyor. Anlıyor çünkü Türkiye ve Kıbrıs'a Büyük Ortadoğu Projesi içinde stratejik bir yer veriyor. Ana parametreleri Amerikan çıkarları, artı İsrail'in güvenliği olan Büyük Ortadoğu Projesi'nde Türkiye önemli bir müttefik, Kıbrıs önemli bir üs...

Ama acaba Türkiye açısından ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi, sonuna kadar birlikte yürünebilecek bir tasarı durumunda mı? Büyük Ortadoğu ile ilk sıcak teması kurduğu Afganistan'ı kaostan kurtarmadan Irak'ta boyuna kadar ateşin, kanın ve kaosun içine batmış bir Amerika... Afganistan için Türk askeri isteyen, Irak'ta da sivil alanları kana boğan (Felluçe'de, Necef'te kan gövdeyi götürüyor) bir işgal gücü... Bu görüntü, Büyük Ortadoğu Projesi'ni daha şimdiden kan banyosu içine sokmuşken, Türkiye bu resimle bütünleşebilir mi?

Bunun bir de Filistin-İsrail boyutu var. Amerika orada da, Irak'takinden daha olumlu noktada değil. İsrail, son zamanlarda iki kanlı eyleme imza attı, ikisinde de Türkiye, Başbakan ve Dışişleri Bakanı seviyesinde, "cinayetler"le arasına mesafe koymak zorunluluğunu hissetti. Burada da şu soru önemli: Türkiye, Şaron yönetimi ile böylesine içli-dışlı bir ABD'nin elinden her yerde tutabilir mi?

Afganistan, Irak, Filistin...

Bunlar Türkiye açısından önemli hassasiyetlerin odaklaştığı alanlar... Türkiye'de hiçbir hükümet, İslam topraklarına kan ve barut taşıyan bir projenin yanında, içinde yer alamaz.

Ama Türkiye'nin Ortadoğu'dan (yani İslam coğrafyasından) soyutlanması, yani orada olan bitene bigane kalması da mümkün değil. (Bu duruma göre Irak'ta, Afganistan'da, Filistin'de olan bitene yorum getirmesi ve tavır geliştirmesi gerekiyor)

Aynı zamanda Türkiye'nin, Ortadoğu'da derin çıkarları bulunan ve bunun için her türlü savaşı göze alan, göze alacakları bilinen Amerikan-İngiliz koalisyonuyla boğuşması da mümkün değil.

Hem çatışmamak, hem eklemlenmemek, hem yanlış güç kullanımını dengelemek... Hem ilişkileri Türkiye lehine katkıya dönüştürmek... Hem derin aidiyetlerle bağlı bulunulan coğrafya ile geleceğe yönelik sağlıklı ilişkiler geliştirmek...

Ve bu arada, içeride, Türkiye siyasetinin karşı karşıya bulunduğu derin-kronik gerilim alanları, iktidar savaşları içinde düşmeden yürümek, Türkiye'ye demokratik bir sıçrama yaptırmak...

Kıbrıs'ta sonuç almanın da tüm bunlarla ilgisi var. Onun için diyorum ki, Kıbrıs'ta Türkiye ateş içinden Türk haklarını kurtarmaya çalışıyor. Süper güçlerle aynı yatağa girip, bir tarafı kırılıp sırılmadan çıkmak gibi bir şey... Küçük resmimiz, büyük resmin içinde yorumlanınca bambaşka şeyler ortaya çıkıyor. Ve Kıbrıs'ın çözümü için daha pekçok yol alınması gereği...

___________________________________

TEŞEKKÜR:

Geçtiğimiz haftanın birkaç gününü Vakıf Gureba Hastanesi'nde eşimin tedavisi ile ilgilenerek geçirdim. Burada hastane yönetiminin, doktorların ve hastaların, nasıl boğucu bir yoğunluğu paylaştıklarına tanık oldum. Çok açık ki Türkiye'de acil bir sağlık reformuna ihtiyaç var.

Bu arada, bu yoğun ortam içinde her şeye rağmen insanlara nefes aldırmaya çalışan bir sağlık kadrosunun cansiparane gayretini gördüm. Eşimin ameliyatı ve tadavisi ile yakından alakadar olan 1. Cerrahi Servisinin tüm kadrosuna candan teşekkür borçluyum. Servis Şefi Doç, Dr. Mustafa Şahin, Opr. Doktorlar Atilla Karakelleoğlu, Sinan Demiray, Adem Akçakaya, Ramazan Eryılmaz, Orhan Alimoğlu, Murat Akdağ, Gürhan Baş, Aytekin Coşkun ile Asist. Doktorlar Tamer Gündoğdu, Bülent Kaya, Emin Daldal, Kamil Yıldız ve Fatih Daşıran'a, servisin değerli hemşirelerine, hastabakıcılarına şükranlarımı sunuyorum.


29 Nisan 2004
Perşembe
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED