|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Batı'nın meşhur Şark projesinin üzerinden uzun yıllar geçti. Bu "Şark meselesi" diye ortaya atılan, İslam dünyasını tutsak etme, köleleştirme konseptine dayanan stratejiyi İngiltere, Fransa ve Almanya 1. Dünya Savaşı'nda Osmanlı'nın yenilmesine rağmen tam istedikleri gibi amacına ulaştıramadılar. Çünkü Ortadoğu'da -özellikle İran İslam Devrimi'nden sonra- meydana gelen gelişmeler, anti-Amerikancı ve anti-Siyonist hareketler Batı'nın ve ABD'nin bölgedeki sosyo-ekonomik ve siyasal çıkarlarını tehdit etmeye başlamış, diğer taraftan en önemli stratejik ortak, İsrail artık kendini güvende hissetmiyordu. İşte bu durumdan son derece rahatsız olan ABD ve İsrail, bugün bu projeyi "Büyük Ortadoğu Projesi" adı ile tekrar sahneye koymaya başladılar. Zira Irak'ın işgal edilme gerekçelerinin, gizlenen en önemli temel dinamiği budur. Ortadoğu'ya barış, demokrasi, istikrar getirme iddiaları, ABD ve İsrail'in gerçek yüzünü bilmeyen, taktik ve stratejik planlarından haberi olmayan geniş halk kitlelerini aldatmaya yönelik manüplasyonlardan ibarettir. Bu aldatmaca ve manüplasyonlar o kadar güçlüdür ki, Müslüman halklar, kendi vatanlarında bazı bilim adamları, sanatçı, yazar ve politikacıların siyonist politikalara destek veren B.Lewis, Z.Brezinski, S.Huntington, P.Wollfovitsch, G.Fuller, M.Grosman gibi Yahudi kökenli, ABD dış politikasını yönlendiren danışman ve stratejisyenlerin çürütücü ve öldürücü fikirlerini savunduklarını anlayamazlar. Çünkü Edward Said'in mükemel şekilde analiz ettiği gibi, topyekün İslam dünyası emperyalizme hizmet eden çok uluslu medya tarafından, haberlerin ağında tekrar inşa edilmekte, kendilerini ayakta tutan tarihsel ve toplumsal değerleri yok edilmektedir. Zira bir medeniyeti yok etmenin en önemli koşulu onu kendi kendine yabancılaştırmaktır. Büyük Ortadoğu Projesi'nin stratejik derinliklerinde çürütücü ve öldürücü bir alinasyon programının mündemiç olduğu asla unutulmamalıdır. Gerçekte Büyük Ortadoğu Projesi en az on yıldır üzerinde konuşulan bir yapılanmadır. Bu projenin gizlenen en önemli üç temel dinamiği vardır. Birincisi, İsrail'in güvenliği: Projenin mimarlarına göre, eğer İsrail Tanrı Yehova'nın vaadettiği kutsal topraklarda "Mesih Devletini" kurup da ebediyyete kadar yaşayacaksa, kıyamete yakın Müslümanlar'la yapacakları 'Armegadon' savaşını kazanmaları için Nil'den Fırat'a kadar tüm bölge ülkelerini parçalayarak atomize etmek şarttır. Bundan dolayı İsrail'- de devlet aygıtını elinde tutan ortodoks ve siyonist Yahudiler'e göre, Filistinliler'le ve bölgedeki Müslüman ülkelerle asla barış yapılamaz. Barışı düşünmek kutsal kitap Tanah-Tora'ya ihanettir. Hatırlanacağı üzere Yigal Amir -ki kendisi hahamlık eğitimi alıyordu- İzak Rabin'i barışı desteklemekle Yahudiliğe ihanet ettiği için öldürmüştü. İsrail eski Dışişleri Bakanı Moşe Dayan açıkça dünya kamuoyu önünde şöyle demişti "hiçbir Yahudi Arz'ı Mev'ud'dan (Tanrı'nın vaad ettiği topraklar) taviz veremez." Bugün bizzat Yahudi halkı tarafından Sabra ve Şatilla, Beyrut kasabı olarak adlandırılan Ariel Şaron, Moşe Dayan'la aynı fikirde olduğu için vahşi katliamları sürdürmektedir. Öyle ki, İsrail'in çevresinde güçlenecek herhangi bir İslam ülkesi bölgesel güç haline gelerek Ortadoğu'yu kontrol ederse, bu Tanrı'nın seçkin kavminin sonu olur. Böylesi bir gelişme, İsrail halkını tutsak eden Nabukadnezar, 2. Sargon, Antiakos Titus dönemlerinin acılı günlerine dönüş demektir. İşte ABD'de iktidarı elinde bulunduran "Evangelistler'le" -ki başkan Bush sadık bir Evangelist'tir ve Evangelistler'e göre, Mesih'in gelmesinin temel koşullarından birisi, Ortadoğu'yu mutlak olarak Müslümanlar'dan arındırmaktır.- İsrail'in Ferisi kökenli fundamentalistlerinin görüşleri örtüştüğü için, İsrail'in güvenliği projenin en önemli öğesidir. Hatta Bush'tan çok önce başkan olan Jimy Carter, Sn Elizabeth Sinagogu'nda yaptığı bir konuşmada şöyle diyordu: "Biz Yahudiler'le aynı kitaba ve aynı Tanrı'ya inanıyoruz, bundan dolayı bizim için İsrail'i korumak politik değil, dini ve ahlaki bir görevdir." Yine eski başkanlardan Wiliam Haur Taft ABD'yi New İsrael (yeni İsrail) olarak adlandırmıştı. Öyle ki, Vietnam'da savaşmaktan kaçan B.Clinton Kanada'da, Toronto Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşmada İsrail için Filistinliler'le göğüs göğüse çarpışmaya hazır olduğunu deklere etmiştir. Projenin 2. ayağı ABD'nin bölgedeki enerji ve ekonomik kaynakları sorunsuz kontrol etmesi: Bu nasıl yapılabilir? İlk önce İslam anti-emperyalist öğelerden soyutlanarak depolitize edilmelidir. Hatta öyle olmalı ki, bir Müslüman siyasetten bahsedip, sömürüye, baskıya, horlanmaya, insan hakları ihlallerine karşı çıkarak insanca bir hayat yaşamak, işgalcilerin vatanlarından çıkmasını isterse, hemen ona radikal, fundamentalist yahut terörist damgası vurup elimine edilmelidir. Hatta Felluce'de olduğu gibi camilerde bile olsa katledilmelidir. Tabii demokrasi ve barış adına. Aksi takdirde ABD'nin Ortadoğu, Hazar havzası, Afganistan, İran ve Çin'e kadar uzanan petrol ve enerji kaynaklarını denetlemesi çıkmaza girecektir. Zira topyekün bölge halklarında gelişecek anti-emperyalist hareketler projeyi bloke edebilir. Bundan dolayı 'Büyük Ortadoğu Projesi'nin vazgeçilmez bir gereği olarak, İslam dini ve Müslümanlar ABD patentli bir din paradigması ile insani ve kozmik düzlemde pasifize edilmiş bir yapılanmaya indirgenmelidir. Tıpkı eski Başkan W.Wilson'un ön gördüğü gibi Ortadoğu halkları demokrasi, barış, insan hakları, hukuk devleti, kalkınma vaadleri ile köleleştirilmelidir. Başkan Wilson Pentagon'da yaptığı bir konuşmada açıkça şöyle demiştir: "Bizim 3. Dünya ülkelerine, İslam dünyasına demokrasi, insan hakları vs. götürmekteki esas gayemiz, gerçekte bu halkları ABD çıkarlarına göre eğitmek ve evcilleştirmektir.." Projenin 3. ayağı da "kontrollü destabilizasyon". Bu ne demektir? Ortadoğu'da kontrolü elden kaçırmamak kaydı ile, bölgedeki etnik, dini, mezhepsel, kültürel farklılıklar çatışma haline getirilerek, bölge istikrarsızlaştırılıp kolonize edilecektir. Çünkü istikrar ve büyüme, bölgeye İslam ülkelerinin egemen olmasını sağlar, bu da bölgede ABD çıkarlarını ve İsrail'in güvenliğini tehdit edeceğinden, sadık müttefik Türkiye dahil, hiçbir İslam ülkesi Ortadoğu'yu tek başına kontrol edebilecek güce asla ulaşmamalıdır, zira barış döneminde bile olsa, halkı Müslüman olan ülkeler daima potansiyel bir tehlikedir. Bunun için, İslam ülkeleri fersah fersah İsrail'in gerisinde olmalıdır. Aksi taktirde siyonist İsrail, "Tanrı'nın seçkin ve sorgulanamaz kavmi" olarak, Irak'ta Ozirak üssünü tahrip ettiği gibi, hemen nükleer silahlarını kullanabilir. Ancak hemen hatırlatalım ki, tüm Yahudiler siyonist ve ırkçı değildir. İŞ HAYATIMIZI BAŞARISIZ KILAN ÖNYARGILAR 1. Bu iş yerinde motivasyon yok diye düşünmeyin! Çünkü siz kendi kendinizi başarıya motive edemezseniz bunu hiç kimse sizin içip yapamaz. Motivasyon sizin işinizi severek ve isteyerek yapmanıza bağlı olup iç kaynaklı bir durumdur. Dışarıdan gelen motivasyon hem iş ortamında genellikle bulunmaz hem de verimli olmaz. Yaşadığınız olumsuzluklar karşısında kırılan kalbinizi yine siz tamir etmeli, başkalarından yardım beklememelisiniz. 2. Kendinize bu işi hiç sevmiyorum diye olumsuz telkinde bulunmayın! Beyniniz pekçok kez tekrar ettiğiniz şeye gerçek olmasa bile inanacaktır. Dolayısıyla siz işinizi zamanla sevebilecek dahi olsanız bu tutumunuzla her geçen gün işinizden daha fazla nefret edeceksiniz. Unutmayın ki sevmediğiniz bir işte başarılı olamazsınız. Kariyer sahibi olmak işinizde yaratıcılık ve yüksek performans ister. Bu da ancak severek çalıştığınız takdirde mümkün olur. 3. Yarın kendime yeni bir çalışma programı hazırlayacağım diyerek kendinizi kandırmayın. Bir şey yapacaksanız hemen bugünden başlayın çünkü yarınlar hiç bitmez. Ayrıca bugün de dünün yarınıdır. 4. İş arkadaşlarınız hiçbir şey bilmiyor zannetmeyin! İş yerindeki herkesin kendine göre değerli bilgileri vardır. Üstelik günümüzde ekip çalışması birinci derecede önem taşıyor. En iyi eğitimi almış, en yetenekli çalışan bile sorunları çözmekte tek başına yetersiz kalıyor. 5. Okul bittikten sonra hâlâ birşeyler öğrenmeye ne gerek var diye düşünmeyin! Bilgi çağında yaşıyoruz. Bilginin çığ gibi büyüdüğü koşulların her geçen gün değiştiği bir ortamda yenilikleri takip etmemek mümkün mü? Sürekli olarak kendinizi geliştirmelisiniz. 6. Bu paraya anacak bu kadar çalışılır demeyin! Ücretiniz gerçekten düşük olabilir. Ancak siz bu şekilde düşünerek veriminizi düşürürseniz kendi kariyerinizi baltalamış olursunuz. Kapasitenizin altında çalışarak kendinizi tembelliğe alıştırırsanız verimliliğinizi kaybederek iş hayatınız boyunca atıl bir elaman olarak kalırsınız. 7. Müdürün sizi anlamadığına, şefin da zaten size sinir olduğuna kendinizi inandırmayın! Müdürün işi başından aşkındır ve çoğunlukla sizi anlayacak vakti de yoktur. Alıngınlık ederek şefinizi de suçlamayın. Siz işinizi, üretiminizi ve yaratıcılığınızı ortaya koyduğunuzda o da sizin değerinizi anlayacaktır. 8. Ben tek başına ne yapabilirim ki yanılgısına düşmeyin! Siz önce kendiniz için sonra çalıştığınız yer için önemli olmalısınız. Sorunlardan korkmayın, zorlukları aşmak kendinizi geliştirmenizi, daha iyiye ulaşmanızı sağlar. Kimse çözüm üretmiyor olabilir fakat siz farklı olmalısınız, yaratıcılığınızı kullanıp sürekli yeni çözümler üretmelisiniz. Böylece zamanla kendinize güveniniz de artacak ve kariyer basamaklarını tırmanmaya başlayacaksınız. 9. Raporları yeniden okumaya ne lüzum var eğer yanlışsa biri düzeltecektir demeyin. Kendi hatalarınızı kendiniz bulun ve ve düzeltin. Bu işi başkasına bırakmak hoş değil. Elbette kimse hatasız olamaz ama yine de siz elinizden gelenin en iyisini yapmalısınız. HAYATIN DOKUSU Erdemli insanları onurlu yapan yüksek ruhluluk, asil kalpliliktir. Maddeye karşı zaafın getirdiği ihtirasın bittiği hiçbir tarihi sayfada görülmez. İhtiras ve hırs sahibi insanın da huzur ve mutluluğu tattığını hiç kimse kaydetmemiştir. Hayat, diğer yanıyla dostluk ve arkadaşlıklarla güzeldir. Menfaat ilişkisine dayanmayan, siyasi ve ticari ilişkinin çok ötesinde kalp ve gönül birliğine dayanan arkadaşlık ve dostluk. Dost zor günlerin, sıkıntılı dönemlerin adamıdır. Arkadaş da... Gül aydınlığıdır dost. Bazen mumdur. Ve bir mumdan da bin mum yakma vetiresinden Şems de olabilir, Ebu Bekir de.. "İnananlar kardeştir. Allah'ın ipiyle sımsıkı sarılın..." İlâhi öğreti budur. Damarlarında akan kan budur seven kardeşin. Sevginin sırrına eren arkadaşın. İlk insanın yaradılışından beri insanı içten içe saran duygudur sevgi. Beş şartın şifrelendiği beş harfli bir sözcük gibi görünse de, dinamizmin kaynağı, sabrın dayanağıdır. İçini boşaltma, altını oyma çabalarına rağmen satılamayan, satın alınamayan, yıkılamayan, yok edilemez olan en harika şeydir . En güzel olgudur. Bu duyguyu tatmayanlar var mı? Varsa, şayet varsa insan olarak ta, hayvan olarak ta tanımlamak, hatta bitki olarak kabul etmek dahi zor olsa gerek. Zira hayvanlar âleminde, bitkiler âleminde sevginin yansımalarını görüyoruz, duyuyoruz, duyumsuyoruz. Fakat yine de bazıları için taş kalpli derler. Bu söz de boşuna söylenmemiş olmalı. Hayatın sırları karşısında, ibretli binlerce hadise karşısında görmek istemeyen, duymak istemeyenlerin kalpleri mühürlenmemiştir de nedir? Hem dünya, hem ahiret hayatının yabancısı olmak gibi bir şeyin, farkında olmak lığın sevincini yaşatacak bir bakışın, değerlendirme yapma imkanının anlamıdır belki de. Aydınlığı anımsatan karanlık, bülbülü hatırlatan karga gibi yani. Öyle ya... Kötülük olmasaydı iyiliğin ne güzel şey olduğu nasıl anlaşılacaktı ki? Yükselişin kıymeti düşüştedir. Kişinin hüneri iştedir. Yay eğiridir, ok doğrudur, değil mi? Yaradılışın esası sevgi ve imândır. Aslında imân canlı varlıkla özdeş bir kavram olmalı. İmân sevgiyle artar, sevgi imânla. Bütün sevgilerin kaynağı ise Allah sevgisidir. Bu itibarla en büyük dost Allah dostu olmalı değil mi? Dün de, bugün de, gelecekte de hayatın dokuduğu, kader programı içerisinde cereyan eden, hayatı da tanımlayan doku budur.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |