|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kişi başına düşen milli geliri 1.500 doların altında bulunan iller için uygulamaya konulan teşvik düzenlemelerinin, isabetli ve akıllı bir kararın ürünü olduğu her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Teşvik düzenlemelerinin birincil hedefi, iller ve bölgeler arasındaki gelişmişlik farkının, yatırımların geri kalmış illerde teşvik edilmesi suretiyle azaltılması olarak ortaya konulmuştu. Gerçekten, yatırımların belirli iller ve bölgelerde yoğunlaşması, başta gelişmiş yörelere göç olmak bir dizi problemi gündeme getirmişti. Gelir düzeyinin düşük olduğu bölgelerden daha yüksek gelir düzeyine sahip bölgelere doğru nüfus hareketi, ekonomik ve doğal bir olgudur. Polisiye tedbirlerle göç hareketinin önlenmesi mümkün olmadığına göre, çözüm yine ekonominin kuralları çerçevesinde bulunmalıdır. Bu anlamda teşvik düzenlemeleri yeterli ve sağlıklı çalışacak mekanizmalara sahiptir. Bölgeler arası gelir dağılımındaki dengesizlik nedeniyle, kırsal kesimden nüfus kayması, diğer sakıncaları yanında tarım ve hayvancılık üretimini de olumsuz yönde etkilemiştir. Genel olarak Türkiye'nin genelinde rahatsız edici boyuttaki işsizlik, gelir düzeyi düşük olan iller açısından daha da büyük problemdir. Teşvik kapsamındaki illerde yatırım yapmak için yapılan müracaatların çokluğu, hedefe kolay ulaşılacağının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Gerçekten teşvik kapsamındaki birçok ilde, yatırım taleplerini karşılayacak arsa ve arazi problemi ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu bölgelerde, istihdam imkanlarının artırılması nedeniyle nüfus göçünün engellenmesi, hatta belki de tersine çevrilmesi imkan dahiline girilecektir. Geçmiş yıllardaki teşvik uygulamaları dikkate alındığında, son teşvik düzenlemelerinin bugüne kadarki benzerlerine göre en etkili olanı olduğu söylenebilir. DÜŞÜK KURUN OLUMSUZ ETKİSİNİ HAFİFLETİYOR Getirilen teşvik düzenlemelerinin gelişmemiş bölgelerde istihdamı artırması, bölgeler arasındaki gelir dağılımdaki dengesizlikleri gidermesi hiç kuşkusuz önemli sonuçlardır. Fakat bize göre daha önemlisi, kâr marjı iyice düşen ihracatçı açısından çıkış kapısı olma özelliğine sahip olmasıdır. Döviz kurundaki düşüş ve TL'deki aşırı değerlenmenin en çok ihracatçıyı zor durumda bıraktığını biliyoruz. Dövizin TL cinsinden değerinin azalması, ihracatçının satış hasılatını düşürürken, içerdeki enflasyon maliyetlerini yükseltmektedir. Bunun sonucu olarak, ihracat yapan firmaların kâr marjları, hızla düşmüş ve bazı firmalar rekabet imkanları ortadan kalkıncı piyasadan çekilmeye başlamıştır. Kâr marjların iyici düştüğü ve ihracatçının zorlanmaya başladığı bu noktada, uygulamaya konulan teşvik düzenlemeleri, ihracatçıların düşük maliyetle üretim yapma ve rekabet avantajı elde etme imkanını ortaya çıkarmıştır. Teşvik kapsamındaki illerde, yatırım yapan işletmeler tarafından ödenen ücretler üzerindeki vergi ve SSK yükünün önemli ölçüde hafifletilmesi, % 50'lere varan oranlarda elektirik giderlerinin Hazine tarafından karşılanması ve ücretsiz arsa tahsis edilmesi, bu firmaların birim maliyetlerinde hissedilir azalmaya yol açmıştır. İhracatçılar şimdi daha rahat fiyat ayarlaması yapmak ve uluslararası piyasalarda, daha avantajlı bir şekilde rekabet etmek imkanına sahiptirler. Teşvik düzenlemelerinden faydalanmak için yapılan başvuruların yoğun olmasının esas nedeni budur. Hiç kuşkusuz teşvik düzenlemelerinin, Merkez Bankası'nın hatalı kur politikası sonucu ihracatçıların karşılaştıkları sorunların tamamını çözdüğünü söylemek mümkün değildir. Buna rağmen, özellikle, tekstil sektörünün yüksek maliyet problemine rahatlatıcı katkı yaptığı inkar edilemez.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |