|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Otelin etrafında alınmış muazzam güvenlik tedbirlerini ilk fark ettiğimde gözlerime inanamadım. Bütün yolları bariyerlerle kesmiş, etrafı resmî araçlarla çevirmişler. Plakalara bakıldığında, eyaletin dört bir tarafında ne kadar polis aracı varsa Köln'e toplandığı hemen anlaşılıyor. Etrafta yüzlerce, yüzlerce güvenlik görevlisi... Yıllardır haberi Almanya'da izleyen bir meslektaş, "Hayrola" dedi, "George Bush mu kapıyı çalıyor?" Tayyip Erdoğan'ın Köln'e gelişinin Kuzey Ren Westfalia eyaletindeki polislere fazla mesai yaptırdığı belli. Aynı meslektaş, "Buraya gelen devlet adamlarına verilen önem güvenlik tedbirinden de anlaşılır" deyip ekledi: "Almanlar, bizim başbakana, özellikle mesaj vermek istemişler..." Aslına bakılırsa, Alman başbakanı Gerhard Schröder dolaylı mesajı gereksiz kılan bir açıklık ve yalınlıkla "Almanya sizi destekliyor" dedi konuğuna... Mutluluğunu esprilerle süslediği, ve ülkesindeki Türk varlığını övdüğü konuşmasında açıkça dile getirdi. Kendisini tanıtan genç Türk kızının Almancası'nın mükemmelliğine işaret edip, "İşbirliğimizin çapını ispatlıyor" da dedi. Schröder'in konuşmasını radyoda dinleyen Köln'lü bir Türk şoför, "Emin olun, Almanlar'ın bizlere bakışını bile etkiler bu konuşma" dedi bana... Hep 'simgeler'den söz ediliyor ya, bu gelişmenin Köln'de yaşanmasının da 'simgesel' bir değeri var: 1100'lü tarihte yapılan ilk Haçlı Seferi'ne gidecek askerler Köln Katedrali önünde toplanmıştı; Schröder de, yeni 'haçlı ruhu'nu temsil eden 'uygarlıklar çatışması' görüşüne ükesi adına mesafeyi, başka hiçbir anlam taşımayacak bir biçimde, yine Köln'de koydu... Tarihî katedralin koridorlarında gezip önünde fotoğraf çektirirken, Türk heyeti, çok daha rahat bir tavır sergiledi. İşadamları için Almanya komşu kapısı sayılır; bu sebeple TOBB'un iki günlük Düsseldorf-Köln gezisine katılan yüzlerce işadamı, çarşı-pazarı daha çok, "Bizim ürünler ne kadar revaçta?" merakıyla dolaştı. El yakıcı fiyatlar enflasyonu düşen bir ülkede yaşadıklarını düşündürdü onlara. 600 kişilik geniş heyet, pek Euro harcamadan, ülkeye dönmüş oldu. Almanlar'dan şikâyet duymadığımız için, orayı mesken tutmuş Türkler'in pahalılıktan yakınmaları ve bunu 'Euro'nun para birimi olarak kabul edilmesine bağlamaları beni hep şaşırtmıştır. 40 yıldan beri Almanya'da yaşayan bir işadamı, "Doğru" dedi... Ona göre de, çarşı-pazardaki Mark-Euro paritesi 1'e 2 iken, gelirlerde fiilî düşüş olmuş Almanya'da; "Eskiden 10 Mark olan bir ürün şimdi 10 Euro, ama geçmişte 2000 Mark maaş alan birinin geliri 1000 Euro..." Alım gücünün düşmesi piyasaları o da ekonominin bütününü etkilemiş görünüyor... Bütün Avrupa'da refahın arttığı bir sırada, Almanya yakın zamanların en ciddi ekonomik sıkıntılarıyla baş edemiyor. Bu da ülkenin siyasetini derinden etkiliyor. Schröder hoş bir insan, Sosyal Demokrat Parti de ilkeleri itibariyle iyi bir parti belki, ama bunu gel de Almanlar'a anlat bakalım! İnsanlar, gelecek yıl yapılacak seçimde hükümeti alaşağı etmek için sabırsızlıkla bekledikleri görüntüsünü veriyorlar. Burada yaşayan Alman vatandaşı Türkler'in bile, büyük çoğunluğu SDP'de politika yapıp Schröder'in partisini destekleseler de, gelecek seçim için kafaları karışık. Schröder'in iltifatlarının altında konuğu sayesinde oyunun düşüşünü durdurma hesabı da yatıyor elbette... Aman yatsın... Çünkü şu önümüzdeki birkaç ay içerisinde Türkiye'nin AB ile müzakere tarihi nihâî aşamasına gelecek ve o sırada 'sağdıç' görevini üstlenecek güçlü bir destek gerekecek. Schröder'in Köln konuşması Almanya'nın 'sağdıç' olmaya hazırlandığının işareti. Bu da hayra alâmet... Bilenler hatırlayacaktır: Yunanistan'ın AB üyeliği Fransa'nın yakın ilgisi ve başından sonuna 'sağdıç' gibi davranması sonucu gerçekleşmişti. İtirazcılar karşılarında Fransa'yı buldular, kuşkuları giderme görevi Atina'dan çok Paris tarafından üstlenildi. Türkiye'nin desteği de, yıl sonuna kadar Schröder hükümeti işbaşında kalabildiği taktirde, Almanya olacak... Bu da talihin garip bir cilvesi... 'Cilve' oluş şundan: Yıllardır Almanya'da düzenlenen Türkiye konulu toplantılara katılır ve Alman politikacıları, bilimadamlarını, düşünürlerini dinlerim; içlerinden Türkiye'ye sempatiyle bakanlar bile, her zaman, AB konusunda araya bir mesafe koyma ihtiyacı hissederler. Almanya, geçmişte, Yunanistan'ı öne sürerek, Türkiye'ye fren uygulayan ülkedir de... Şimdi 'sağdıç' olmak bu Almanya'ya düşüyor... Buraya gelmenin Türk-Alman Ticaret ve Sanayi Odası açılışı gibi pratik bir sebebi vardı. TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, "Yıllarca 'oda' ismiyle örgütlenme izni vermeyen Almanlar sonunda yelkenleri indirince şaşırdık" dedi. Korumalar kendiliğinden kalkıyor gibi... Türkiye'nin dünya ve Almanya gözünde artan değeri sayesinde, buradaki durumumuz engelli koşu olmaktan çıkabilir... TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu'nun bir tespitinin daha altını çizdim: "Türkiye'nin ihracatında yüzde 20 artış oldu, ancak Başbakan Erdoğan'la ziyaret edilen ülkelere olan ihracatta artış oranı yüzde 100." Bu durumdan bütün işadamları mutlu görünüyor... Hep keyfi bozan gelişmelere alıştık, yeni durumdan keyiflenmekte zorlanıyor muyuz, ne?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |