|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Batı demokrasilerinin sırasında kimlerle "yatağa girdiği" malum, uzun uzadıya açıklamaya gerek yok herhalde... Herkes hiç değilse en taze örneğiyle Saddam Hüseyin'li Irak'ın çok yakın tarihte ABD ve Avrupalı devlet adamları tarafından nasıl el üstünde tutulduğunu iyi hatırlıyor. Bu "ikiyüzlü" ("binbirsuratlı" desek daha doğru olur herhalde!) dış politika ekonomik, politik yoksa stratejik bir nedene mi dayanmaktadır, doğru seçeneği artık siz karalayın... Neyse, eskiyi bırakıp bugüne gelelim. Biliyorsunuz şu günlerde herkes Çin'den söz etmekte. Çin'in gördüğü bu ilginin tabii ki haklı nedenleri var. Yine herkes biliyor ki, Çin bir "süper güç" olma yolunda... Milli geliri hızla artıyor, ihracatı her yıl birkaç kez katlanıyor, şehirleşme hızı son derece artmış durumda, komşu ülkelerinin dış ticaretindeki yeri giderek azalıyor vs. Tasavvur edin, bu kalabalık ülke bir de "süper güç" haline gelirse dünyanın hali ne olur; şu ünlü "otel" fıkrası bile nasıl bir dönüşüm geçirir! Üç beş yıl önce bile, Çin'de ayda yüz dolara çalışmaya hazır onbinlerce bilgisayar mühendisinin varlığından söz ediliyordu. Şimdi durum kim bilir nasıldır. Ancak Çin, ekonomisinin geçirdiği bu çok hızlı dönüşüme paralel bir politik dönüşümle henüz tanışmış değil. Tamam ülkede bu yönde ufak tefek iyileşmeler yok değil ama fotoğrafı bütününde incelerseniz bu ülkede hâlâ totaliter bir sistem hakim. (Aranızdan bazıları "Eeee şaşırmamak lazım; ne kadar ekonomi o kadar politik ve sivil özgürlük!" diyor mu bilmiyorum!) Çin Devlet Başkanı Hu Jintao, geçen hafta Fransa'daydı, resmi bir ziyaret için. Başta Cumhurbaşkanı Chirac olmak üzere Fransa yönetimi Hu Jintao'yu öyle bir ağırladılar ki, doğrusu bu kadar olur... Chirac, görüşmelerin başlayacağı gün olağanüstü bir jest yaparak konuk devlet başkanını kaldığı otelden bizzat aldı. Görüşmeler görüşmeler, heyetler heyetler... Fransa'nın nükleerden otomotive, havacılıktan çevreciliğe, pekçok alanda ileri gelen kuruluşları Çin ile ekonomik ilişkileri geliştirmek için kolları sıvadı. Hatta yine hoş bir jest faslından olmak üzere, Fransa Dışişleri Bakanı, Avrupa'nın 1989 Tiananmen Meydanı katliamından sonra Çin'e uygulamaya başladığı silah ambargosunun artık ömrünü doldurduğunu bile açıkladı. Fransa konuk devlet başkanına bir olağanüstü bir "kıyak" daha yaptı: Hu Jintao, Fransa Millet Meclisi'nde milletvekillerine hitap etti... Evet, konuk devlet başkanına Meclis'in kapılarını açmayı da unutmadılar... Bazı milletvekillerinin "Yahu ne yapıyorsunuz, Çin dediğiniz ülke bir demokrasi değil ki!" diye itiraz etmelerine rağmen.. Eee ne yaparsınız, madem ki sadece "Airbus" önümüzdeki yirmi yıl içinde Çin'e tam 800 uçak pazarlamayı planlıyor, artık demokrasiden nasibini almamış bu ülkenin devlet başkanına Meclis'in kapılarını açmak da artık farzdır! Zavallı "insan hakları", zavallı "özgürlük", zavallı "demokrasi".... Bir yandan öz be öz vatandaşı olan birkaç bin "başörtülü" Müslüman öğrencinin yüzüne okulun kapısını kapamak için "laiklik yasası" hazırla, ama bir yandan da omuzlarında onbinlerce "politik suçlu"nun günahını taşıyan Hu Jintao'yu insanlığa insan ve yurttaş hakları bildirgesini armağan etmiş olan Meclis'ine buyur et! Çok kirli bir siyaset değil mi? Ama çok şükür ki, dünyada bu kirli siyasetin tekerine çomak sokan bazı kuruluşlar hâlâ mevcut... Mesela Uluslararası Af Örgütü. Tahmin ettiğiniz gibi bu örgütün Fransa temsilci, Hu Jintao'ya gösterilen "konukseverlik" karşısında haklı olarak isyan ediyor... Sadece o değil, başkaları da var tabii ki.. "Başkaları", yani dünyada olup bitenleri sadece "Airbus"ın penceresinden görmeyenler.. Bu kişi ve kuruluşların yaptıkları açıklamalardan da anlaşılıyor ki, Çin yöneticileri kendileriyle "ticaret" yapmak isteyen ülke yöneticilerine "Çin'de insan hakları meselesi" gibi tatsız konuları açmamalarını tavsiye ediyorlarmış... Yani bir bakıma "Sen bilirsin, istersen aç, ticaret mi yoksa insan hakları mı, sen karar ver!" diyorlarmış. Çin'de bugün onbinlerce "düşünce suçlusu" hapishaneleri dolduruyor... Konunun uzmanları sadece 1300 kişinin, artık yürürlükte olmayan "karşıdevrimci suçlar"dan dolayı gün saydığını bildiriyor... Tibetlilerin ve Müslüman Uygurların başına gelenleri unutmayın... Tiananmen Meydanı'ndaki demokrasi gösterisine katıldıkları için 2000 kişi 1989'dan beri hapishanededir. (Bu göstericilerinden bin kadarının zamanında şehrin merkezinde katledildiklerini de unutmayın.) Çin'de "resmi" olmayan örgütlenmelerin tamamı (sendikal, dini, politik) yasak. Onbinlerce kişinin çalışma kamplarında veya "psikiyatri klinikleri"nde tutulduğu söyleniyor... Ama görüyorsunuz, Çin'in bu fotoğrafı, iş "ticaret"e gelince Hu Jintao'nun konuşmasını yapmak üzere Meclis kürsüsüne davet edilmesi için bir engel teşkil etmiyor... Peki bu "kirli siyaset" eskiden de aynen böyle miydi, yoksa buradaki "kirlilik"in derecesi "küreselleşme" ile daha mı yoğunlaştı? Çok büyük bir soru bu; istersiniz soruyu alanı daraltarak cevaplamaya çalışalım: Şurası muhakkak ki, Sovyetler Birliği ve ABD'nin liderlikleri altındaki "iki kutuplu dünya"da Hu Jintao'yu Fransa Millet Meclisi'nde konuşturabilmek bugünkünden çok daha zordu... O zamanlar Batılı bir devlet adamının Sovyetler Birliği'ne yaptığı bir ziyarette Sakharov örneğinde olduğu gibi bir "rejim muhalifi"ni ziyaret etmek de âdettendi... Bunu önce ziyarette bulunan devlet adamının ülkesindeki "kamuoyu" isterdi. Bu isteğin üzerine bir de, Sartre örneğinde olduğu gibi dönemin büyük entellektüellerinin işe karışmasını koyun.... Hu Jintao, Fransa'da Millet Meclisi'nde konuşacak da kıyamet kopmayacak?! Yanlış anlaşılmasın, "iki kutuplu dünya"yı özlediğimiz filan yok... Ama bugünkü de çok "kirli" değil mi?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |